Valuing Consultation
İSTİŞARENİN ÖNEMİ
‘İstişare’, herhangi bir konuda karar verecek kişinin,
doğru ve isabetli karar verebilmesi için, o konuda bilgi ve deneyimi olan
kişilere danışması, müşavere etmesi, fikir alış-verişinde bulunmasına denir.
Kur’an-ı Kerim, müminlerin bir kısım özelliklerini
sıralarken buyuruyor:
“(Onlar) Rabbinin çağrısına
gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma (istişare) iledir.
Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına da verirler.”[1]
Müminler, işlerini uzmanına danışarak görürler. Hele
önemli bir iş yaparken mutlaka danışır ve araştırırlar. Yüce Allah (c.c.),
vahiy alan peygamberine bile yapacağı işlerde ashabına danışmasını emretmiştir:
“Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki,
sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden
dağılır, giderlerdi. Öyleyse onların kusurlarından geç, onlar için mağfiret
dile, (yapacağın) iş(ler) hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a
dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.”[2]
Bu ayet, Peygamber (s.a.v.)’e, yapacağı işler hakkında
müslümanlarla istişare etmesini, bir şeye karar verince de Allah (c.c.)’a
dayanıp azimle sonuca gitmesini emretmektedir.
Bu ayetler, İslâm yönetim sisteminin istişare (danışma)
esasına dayalı olduğunu gösterir. İstişarenin, her dönemde ve herkes için
vazgeçilmez prensip olduğunu kanıtlar. Böylece Kur’an-ı Kerim, şura (istişare)
emriyle dünyada ilk çoğulculuk sistemini getirmiş din ve hayat sistemi olarak
sayılabilir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), önemli konularda ashabı ile
istişare ederdi. Bunun çok sayıda örneği vardır. Bedir günü, düşman kervanının
üzerine yürüyüp yürümeme konusunu onlara danışmış, onlar da, kendilerine denizi
gösterse, kendisiyle birlikte denize bile dalacaklarını, nereye gitmelerini
emrederse, oraya gideceklerini, kendisinin çevresinde kenetlenip
savaşacaklarını söylemişlerdir.
Peygamber (s.a.v.) yine Bedir savaşında karargâh için
seçtiği yerin uygun olup olmadığını ashabı ile istişare etmiş, Habbab İbn
Münzir:
- Ey Allah’ın
elçisi, burası Allah’ın seni indirdiği yer midir? Eğer böyle ise bundan ne bir
adım ileriye, ne de geriye gidebiliriz. Yoksa bu görüş, bir savaş stratejisi
midir? diye sormuş, Allah’ın elçisi:
- Hayır bu bir görüştür,
demişti. Habbab şöyle devam etti:
- Ey Allah’ın elçisi, burası uygun bir yer değildir. Bizi düşmana
en yakın
suyun yanına götür, gerideki kuyuları kapatalım, bizim
yanımızda da bir havuz yapalım, oraya su dolduralım, böylece düşman sudan
yararlanamasın.
Allah’ın
elçisi:
“ Sen güzel bir görüşe işaret ettin.”
demiş ve öyle yapmıştı.
Kendisine bir şey sorulan kimsenin, bildiğini söylemesi
gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v.), bildiğini söylemeyen kişileri şiddetle
uyarmıştır: “Kişiye bildiği bir şey
sorulduğu zaman onu gizlerse Allah, Kıyamet günü o kimseyi yularla bağlar.”
[3]
İstişare, vahiy olmayan konularda mümkündür. Peygamber
(s.a.v.) vahiy olmayan ve dinin temelleri ile ilgili bulunmayan konularda
istişare ederdi. Vahye dayalı dini konularda istişare etmemiştir. Çünkü
Mecelle’de de ifadesini bulduğu gibi ‘Mevrid-i nass’da içtihada mesağ yoktur.’
Nas (kesin delil) olan yerde ictihad yapılmaz. Din esasları, Peygamber
(s.a.v.)’in kendi görüşüyle değil, Allah’ın vahiy ve ilhamı ile kurulmuştur,
burada istişarenin yeri yoktur.
Kur’an-ı Kerim’de siyasete, yönetime, cihada, ekonomi,
yargı ve sosyal konulara ilişkin ayetlerin çoğu, genel prensipler
niteliğindedir. Bu konularda ayrıntılara girilmemiştir. Ayrıntıları belirlenmiş
hükümler çok azdır. Bu hükümlerin kurallar halinde düzenlenmesi ve uygulanması,
müslümanların yaşadıkları ve yaşayacakları şartların gereklerine bırakılmıştır.
İşte müslümanlar, Kur’an’ın koyduğu bu genel prensipler ve anahtarlar
çerçevesinde istişare ve ictihad ile sorunlara çözüm ararlar. Bu yöntem,
İslâm’ın her dönemin sorunlarına çözüm getirmesini ve dolayısıyla ebedi
yaşamasını sağlar.[4]
İstişare her zaman için genel bir kavramdır. Peygamber
(s.a.v.) hayatlarında, vahiyle bir hüküm belirtilmeyen önemli konularda
ashabına danışırdı. Fakat O’nun vefatından sonra sahabiler, dünya konularında
olduğu gibi dini konularda da istişare ederek Kitap ve Sünnet’ten hüküm
çıkarırlardı. İşte bu, parlamenter anlamda yasa yapmak demektir. Sahabilerin,
istişare ile hükme bağladıkları ilk konu, hilafet sorunu olmuştur. Çünkü Hz.
Peygamber (s.a.v.) bu konuda bir görüş belirtmemişti.
Her çağda istişareye uygun ve deneyimli insanlarla
istişare edilir. İstişare edilecek kişilerin özellikleri vardır. İstişare
yapılacak konular çeşitlidir. Her konuyu, o konuda bilgi, deneyim ve uzmanlık
sahibi insanlarla istişare etmek gerekir. Ekonomik bir konuyu ekonomistlerle,
savaşla ilgili bir konuyu, yetişmiş askerlerle, siyasal konuları diplomat ve
hukukçularla istişare etmek gerekir.
Yukarıdaki ayetin tefsirinde Hasan Basri diyor ki: Allah
(c.c.)’ın, elçisine verdiği bu emir, O’nun ümmetine istişare etmelerini
öğretmek, onları buna teşvik etmek içindir. Yoksa Allah’ın elçisi istişareye
muhtaç değildir. Ümmeti istişare ile hareket etsin diye kendisine böyle emir
verilmiştir. [5]
Hz. Ali (r.a.) buyurdu: ‘Müşavere ne güzel yardımcıdır.
Zorbalık ne kötü huydur.’ [6]
Ömer b. Abdul-Aziz demiştir ki: Meşveret, rahmet kapısı,
bereket anahtarıdır. Bununla görüş sapıtmaz, ihtiyat (tedbirlilik) kaybolmaz.
Söz ustaları demişlerdir ki: Müşavere senin için rahatlık
ve senin dışındakiler için yorgunluktur.
İstişare ahlâkı, Müslüman’ın hayatında sürekli olarak
uygulayacağı ve bununla hem sünnete uymuş olacağı ve hem de kendisini başarıya
ulaştıracak güzel bir ahlâktır. Bunu kazanmanın yolu ise, önemli her işte, o
konunun uzmanlarına danışmayı bir gereklilik ve alışkanlık haline getirmektir.
Erdemli siyasetçi bütün meslek ve sanat sahiplerinden
daha çok istişareye önem vermelidir. Çünkü kendi kişisel işleri ve konuları
üzerinde bir Müslüman istişare yapmaz, yanılır ve zarar görürse bu zarar
kendisi ve ailesiyle sınırlı kalır. Fakat siyasetçi yetkili ve görevli olduğu
konularda gerektiğinde istişare yapmazsa bu durumdan dolayı meydana gelecek
zarar kendisine değil bütün topluma gelir. Onun verdiği zararın miktarı ve
alanı çok geniş olur. Bunun için siyasetçi herkesten çok istişareye önem
vermelidir.
[1] Şûra sûresi, 42/38.
[2] Al-i İmran sûresi, 3/159.
[3] Ebu Davud, İlim.
[4] Kur’an Ansiklopedisi, S. Ateş.
[5] Edebü’d-Dünya ve’d-Din, Maverdi, 289.
[6] A.g.e. 289.