بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

الأخلاق الإسلامية

دليل علمي إلى حسن الخلق

﴿وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ (القلم ٦٨/٤)

الرئيسية / أخلاق السياسة / صفات السياسي الفاضل / إيلاء الشورى أهميتها
صفات السياسي الفاضل

إيلاء الشورى أهميتها

لم تُضَف بعد ترجمة هذا المحتوى بهذه اللغة؛ نعرض النص التركي الأصلي.

İSTİŞARENİN ÖNEMİ

‘İstişare’, herhangi bir konuda karar verecek kişinin,

doğru ve isabetli karar verebilmesi için, o konuda bilgi ve deneyimi olan

kişilere danışması, müşavere etmesi, fikir alış-verişinde bulunmasına denir.

Kur’an-ı Kerim, müminlerin bir kısım özelliklerini

sıralarken buyuruyor:

“(Onlar) Rabbinin çağrısına

gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma (istişare) iledir.

Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına da verirler.”[1]

Müminler, işlerini uzmanına danışarak görürler. Hele

önemli bir iş yaparken mutlaka danışır ve araştırırlar. Yüce Allah (c.c.),

vahiy alan peygamberine bile yapacağı işlerde ashabına danışmasını emretmiştir:

“Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki,

sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden

dağılır, giderlerdi. Öyleyse onların kusurlarından geç, onlar için mağfiret

dile, (yapacağın) iş(ler) hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a

dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.”[2]

Bu ayet, Peygamber (s.a.v.)’e, yapacağı işler hakkında

müslümanlarla istişare etmesini, bir şeye karar verince de Allah (c.c.)’a

dayanıp azimle sonuca gitmesini emretmektedir.

Bu ayetler, İslâm yönetim sisteminin istişare (danışma)

esasına dayalı olduğunu gösterir. İstişarenin, her dönemde ve herkes için

vazgeçilmez prensip olduğunu kanıtlar. Böylece Kur’an-ı Kerim, şura (istişare)

emriyle dünyada ilk çoğulculuk sistemini getirmiş din ve hayat sistemi olarak

sayılabilir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), önemli konularda ashabı ile

istişare ederdi. Bunun çok sayıda örneği vardır. Bedir günü, düşman kervanının

üzerine yürüyüp yürümeme konusunu onlara danışmış, onlar da, kendilerine denizi

gösterse, kendisiyle birlikte denize bile dalacaklarını, nereye gitmelerini

emrederse, oraya gideceklerini, kendisinin çevresinde kenetlenip

savaşacaklarını söylemişlerdir.

Peygamber (s.a.v.) yine Bedir savaşında karargâh için

seçtiği yerin uygun olup olmadığını ashabı ile istişare etmiş, Habbab İbn

Münzir:

- Ey Allah’ın

elçisi, burası Allah’ın seni indirdiği yer midir? Eğer böyle ise bundan ne bir

adım ileriye, ne de geriye gidebiliriz. Yoksa bu görüş, bir savaş stratejisi

midir? diye sormuş, Allah’ın elçisi:

- Hayır bu bir görüştür,

demişti. Habbab şöyle devam etti:

- Ey Allah’ın elçisi, burası uygun bir yer değildir. Bizi düşmana

en yakın

suyun yanına götür, gerideki kuyuları kapatalım, bizim

yanımızda da bir havuz yapalım, oraya su dolduralım, böylece düşman sudan

yararlanamasın.

Allah’ın

elçisi:

“ Sen güzel bir görüşe işaret ettin.”

demiş ve öyle yapmıştı.

Kendisine bir şey sorulan kimsenin, bildiğini söylemesi

gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v.), bildiğini söylemeyen kişileri şiddetle

uyarmıştır: “Kişiye bildiği bir şey

sorulduğu zaman onu gizlerse Allah, Kıyamet günü o kimseyi yularla bağlar.”

[3]

İstişare, vahiy olmayan konularda mümkündür. Peygamber

(s.a.v.) vahiy olmayan ve dinin temelleri ile ilgili bulunmayan konularda

istişare ederdi. Vahye dayalı dini konularda istişare etmemiştir. Çünkü

Mecelle’de de ifadesini bulduğu gibi ‘Mevrid-i nass’da içtihada mesağ yoktur.’

Nas (kesin delil) olan yerde ictihad yapılmaz. Din esasları, Peygamber

(s.a.v.)’in kendi görüşüyle değil, Allah’ın vahiy ve ilhamı ile kurulmuştur,

burada istişarenin yeri yoktur.

Kur’an-ı Kerim’de siyasete, yönetime, cihada, ekonomi,

yargı ve sosyal konulara ilişkin ayetlerin çoğu, genel prensipler

niteliğindedir. Bu konularda ayrıntılara girilmemiştir. Ayrıntıları belirlenmiş

hükümler çok azdır. Bu hükümlerin kurallar halinde düzenlenmesi ve uygulanması,

müslümanların yaşadıkları ve yaşayacakları şartların gereklerine bırakılmıştır.

İşte müslümanlar, Kur’an’ın koyduğu bu genel prensipler ve anahtarlar

çerçevesinde istişare ve ictihad ile sorunlara çözüm ararlar. Bu yöntem,

İslâm’ın her dönemin sorunlarına çözüm getirmesini ve dolayısıyla ebedi

yaşamasını sağlar.[4]

İstişare her zaman için genel bir kavramdır. Peygamber

(s.a.v.) hayatlarında, vahiyle bir hüküm belirtilmeyen önemli konularda

ashabına danışırdı. Fakat O’nun vefatından sonra sahabiler, dünya konularında

olduğu gibi dini konularda da istişare ederek Kitap ve Sünnet’ten hüküm

çıkarırlardı. İşte bu, parlamenter anlamda yasa yapmak demektir. Sahabilerin,

istişare ile hükme bağladıkları ilk konu, hilafet sorunu olmuştur. Çünkü Hz.

Peygamber (s.a.v.) bu konuda bir görüş belirtmemişti.

Her çağda istişareye uygun ve deneyimli insanlarla

istişare edilir. İstişare edilecek kişilerin özellikleri vardır. İstişare

yapılacak konular çeşitlidir. Her konuyu, o konuda bilgi, deneyim ve uzmanlık

sahibi insanlarla istişare etmek gerekir. Ekonomik bir konuyu ekonomistlerle,

savaşla ilgili bir konuyu, yetişmiş askerlerle, siyasal konuları diplomat ve

hukukçularla istişare etmek gerekir.

Yukarıdaki ayetin tefsirinde Hasan Basri diyor ki: Allah

(c.c.)’ın, elçisine verdiği bu emir, O’nun ümmetine istişare etmelerini

öğretmek, onları buna teşvik etmek içindir. Yoksa Allah’ın elçisi istişareye

muhtaç değildir. Ümmeti istişare ile hareket etsin diye kendisine böyle emir

verilmiştir. [5]

Hz. Ali (r.a.) buyurdu: ‘Müşavere ne güzel yardımcıdır.

Zorbalık ne kötü huydur.’ [6]

Ömer b. Abdul-Aziz demiştir ki: Meşveret, rahmet kapısı,

bereket anahtarıdır. Bununla görüş sapıtmaz, ihtiyat (tedbirlilik) kaybolmaz.

Söz ustaları demişlerdir ki: Müşavere senin için rahatlık

ve senin dışındakiler için yorgunluktur.

İstişare ahlâkı, Müslüman’ın hayatında sürekli olarak

uygulayacağı ve bununla hem sünnete uymuş olacağı ve hem de kendisini başarıya

ulaştıracak güzel bir ahlâktır. Bunu kazanmanın yolu ise, önemli her işte, o

konunun uzmanlarına danışmayı bir gereklilik ve alışkanlık haline getirmektir.

Erdemli siyasetçi bütün meslek ve sanat sahiplerinden

daha çok istişareye önem vermelidir. Çünkü kendi kişisel işleri ve konuları

üzerinde bir Müslüman istişare yapmaz, yanılır ve zarar görürse bu zarar

kendisi ve ailesiyle sınırlı kalır. Fakat siyasetçi yetkili ve görevli olduğu

konularda gerektiğinde istişare yapmazsa bu durumdan dolayı meydana gelecek

zarar kendisine değil bütün topluma gelir. Onun verdiği zararın miktarı ve

alanı çok geniş olur. Bunun için siyasetçi herkesten çok istişareye önem

vermelidir.

[1] Şûra sûresi, 42/38.

[2] Al-i İmran sûresi, 3/159.

[3] Ebu Davud, İlim.

[4] Kur’an Ansiklopedisi, S. Ateş.

[5] Edebü’d-Dünya ve’d-Din, Maverdi, 289.

[6] A.g.e. 289.