In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Ethical Diseases in Politics / Killing
Ethical Diseases in Politics

Killing

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)

‘Katl’ çeşitli alet veya usullerle başkasının

hayatına son vermek, canına kasd etmek ve öldürmek anlamındadır. Bunu işleyene ‘Katil’,

öldürülene de ‘Maktûl’ denilir.

‘Cinayet’, bir terim olarak insanın

hayatına ve vücut bütünlüğüne karşı işlenmesi yasaklanmış fiillerdir. Cinayet,

öldürme ve yaralama olmak üzere iki kısma ayrılır. Öldürme, dünya ve ahirette

cezayı gerektiren bir fiildir. Dünyadaki cezası kısas, ahiretteki ise cehennem

azabıdır. Çünkü kendisi gibi aynı haklara sahip bir başkasını öldüren bir kimsenin

bu yaptığı eylem dünyada Allah (c.c.)’ın yaratmasına tecavüz, toplumun ve

toplum hayatının emniyetini tehdid eden bir fiildir.

Katl ve cinayet, hemen bütün ceza hukuku

yasalarında yer aldığı gibi ahlâkî olarak da en kötü hastalıklardan birisidir.

İlâhî dinlerin tamamında büyük günah ve yasaklardan biri olarak yer almaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de adam öldürmenin en

büyük günahlardan ve haram olduğunu bildiren birçok ayet-i vardır. Bu ayetler

şunlardır:

“Ey iman edenler, öldürenler hakkında size kısas (misilleme)

yazıldı. Hür hür ile; köle köle ile; dişi dişi ile kısas edilir. Fakat

öldürenin lehinde, öldürülenin kardeşi (velisi) tarafından cüz’î bir şey af olunursa kısas düşer. Artık örfe uyarak,

maktulün velisine güzellikle ödemede bulunmak gerekir. Bu, Rabbinizden bir

hafifletme ve esirgemedir. O halde kim bu aftan ve diyetin edâsından sonra,

katile veya yakınlarına karşı tecavüzde bulunursa, onun için pek acıklı bir

azap vardır. Ey akıl sahipleri kısasta sizin için bir hayat vardır. Umulur ki

sakınırsınız. “ (el-Bakara, 2/178-179)

Bu ayet-i kerimede katil için ‘kısas

cezası’ yani kasden bu fiili işleyene aynıyla ceza uygulanması açıkça

emredilmiştir.

Kısas hükmü, geçmiş semavî dinlerde de

yer almıştır: “Biz onda (Tevrat’ta) onların üzerine şunu da yazdık: Cana

can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş karşılıktır. Sonuç olarak

yaralar birbirine kısastır. Fakat kim bu hakkını bağışlarsa, o kendisine keffarettir.

Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse onlar zalimlerin ta kendileridir.” (el-Mâide,

5/45)

“Allah’ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın.

Kim mazlum olarak öldürülürse biz onun velisine (mirasçısına hakkını isteme

konusunda) bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü o, zaten

yardıma mazhar kılınmıştır.” (el-İsrâ, 17/33)

Âdem (a.s.)’ın oğlu Kâbil’in Hâbil’i

öldürme suçu, öldürmenin insanlığa tecavüz anlamına gelen bir suç olduğunu

gösterir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Bu yüzden İsrâiloğulları’na şu

gerçeği hükmettik: Kim bir canı, bir can karşılığında veya yeryüzünde bir fesat

çıkarmaktan dolayı olmaksızın, öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” (el-Mâide,

5/32)

Kur’an-ı Kerim, başkasını kasden öldüren

katil için ahirette ebedî olarak kalacağı cehennem cezası bildirir. Bu ceza ise

en büyük cezadır. “Kim bir mümini kasden öldürürse, cezası içinde ebedî

kalıcı olmak üzere cehennemdir. Allah ona gazabetmiş ve lânet etmiştir. Ve ona

büyük bir azap hazırlamıştır. “ (en-Nisâ, 4/93)

“Hata dışında bir mümin,

diğer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir

köle azad etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet

vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer

öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman,

öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında

antlaşma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve

mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından

tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir

(her şeyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).” 4/92

“Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini

haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine

bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin kendisine

verdiği yetki ile) yardım olunmuştur.”

17/33

Hadis-i şerifte, kişinin ancak üç

durumda ve hâkim kararıyla öldürülebileceği bildirilmiştir. Hz Peygamber (s.a.v.)

şöyle buyurmaktadır: “Müslüman’ın kanı ancak üç şeyden birisi ile helâl

olur. Zina eden evli, cana karşılık can, dinini terkeden ve İslâm toplumundan

ayrılan (mürted) kimse.” (Buhârî, Diyet, 6; Müslim, Kasâme 25; Ebû Davud,

Hudud, I; Tirmîzî, Hudud, 15)

Katlin ve intiharın haram olduğu

konusunda çeşitli hadisler nakledilmiştir: “Bir müminin öldürülmesi, Allah

katında, dünyanın sona ermesinden daha büyük bir olaydır.”

“Şüphesiz, sizin kanlarınız ve mallarınız; bu gününüzün, bu

ayınızın ve bu beldenizin haram olduğu gibi birbirinize haramdır.” (Buhâri ilim,

37; Hacc, 132; Hudûd, 9; Müslim, Hacc, 147; Tirmîzî, Fiten, 6)

“Yedi helâk edici şeyden sakınınız. Bir tanesi de haklı durumlar

müstesna Allah’ın haram kıldığı cana kıymaktır. “ (Buhârî,

Müslim, Ebû Davud ve Nesâi)

Kasden öldürmenin cezasını hadis-i şerif

tesbit etmiştir. Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kasden öldürmede

kısas vardır. Ancak, maktulün velisinin affetmesi halinde durum değişmektedir.”

Yani başkasını kasden öldüren, maktulün

akrabaları tarafından affedilmedikçe ona kısas uygulanması gerekir.

Kasden adam öldüren kimse asî ve fâsık

olur. Onun işi Allah’a kalmıştır. Dilerse ona azap eder, dilerse bağışlar.

İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre katilin tevbesi makbûldür. Böyle diyenlerin

delilleri şu ayetlerdir:

İbn Abbâs (r.a.) katilin

bağışlanabileceği konusunda aksi görüştedir. Çünkü birisini kasten öldürenin

cehenneme gireceği, Nisâ sûresi 93. ayetle sabittir.

Diğer yandan yüz kişi öldüren kimsenin

tevbesinin bile kabule şayan olduğunu bildiren hadis-i şerif malûm ve

meşhurdur. (Buhâri, Enbiya, 54; Müslim, Tevbe, 46-47).

Kısas cezasının uygulaması İslâm

devletinde hakim kararıyla ve devletin adalet teşkilatı tarafından infaz

edilir. Şahısların veya tarafların böyle bir infaz hakları yoktur. Maktûlün

yakınları veya bir başkası infaz yoluna giderse o da katil olur.

Kâtilin, sürekli cehennem ateşine gireceğini

bildiren ayetin, tevbe etmeden ölmesi haliyle ilgili olduğu yahut durumunun

Cenâb-ı Hakk’ın dilemesine bağlı bulunduğu öne sürülmüştür.

Şâfiî mezhebi, öldürmenin hükümlerini

beş kısma ayırır: Farz, haram, mekruh, mendub ve mubah.

1- Farz: Mürted (dinden çıkan)’ın tevbe

etmediği ve düşman savaşçısının İslâm’a girmediği yahut cizyeyi vermediği zaman

öldürülmesi farzdır.

2- Haram: Kanının dökülmesi caiz olmayan

masum kimsenin öldürülmesi haramdır.

3- Mekruh: Bir kimsenin, kâfir olan

hasmını Allah’a ve Resulüne sövdüğü zaman onu öldürmesi mekruhtur.

4- Mübah: Kısas tatbik edilecek kimseyi

veya devlet başkanının savaş esirini öldürmesi mubahtır. Çünkü o maslahata göre

öldürüp öldürmemekte serbesttir. Nefis müdafaası için saldırganı öldürmek de mubahtır.

Dört büyük mezheb imamı, öldürmenin

mübah olduğu halleri şu şekilde sıralarlar: Bir kimse yabancı birisinin evine

girdiğini; yabancı bir erkeği karısı veya yakın akrabası ile zina ederken görse

onu öldürmesi helâldir. Katile kısas gerekmez. Zina, erkekle kadının rızası

sonucu oluşmuşsa Hanefi ve Hanbelîlere göre kadının kocası onları suçüstü

yakalaması halinde her ikisini de öldürebilir. Eğer erkek, kadını zinaya

zorlamışsa kadının bu erkeği öldürmesi mübah görülmüştür.

Siyasette de katil suçunun işlendiği, rakip siyasetçilerin veya

bunların yakınlarının birbirini öldürdükleri, yaraladıkları hatta bazı devlet

adamlarının devletin bekası ve selameti gerekçesiyle yakınlarını bile

öldürttükleri maalesef tarihte çok görülmüştür. Gayr-i Müslim toplumlarda

tamamen dünyevî hesaplarla bu suçun işlenmesi mümkün görülebilir ama İslâm

toplumunda bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Yukarıda ayet-i kerime ve

hadis-i şeriflerde katlin açıkça haram ve cezasının ebedî cehennem olduğunu

bilen bir Müslüman’ın asla böyle bir suç işlememesi gerekir.