القتل
KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
‘Katl’ çeşitli alet veya usullerle başkasının
hayatına son vermek, canına kasd etmek ve öldürmek anlamındadır. Bunu işleyene ‘Katil’,
öldürülene de ‘Maktûl’ denilir.
‘Cinayet’, bir terim olarak insanın
hayatına ve vücut bütünlüğüne karşı işlenmesi yasaklanmış fiillerdir. Cinayet,
öldürme ve yaralama olmak üzere iki kısma ayrılır. Öldürme, dünya ve ahirette
cezayı gerektiren bir fiildir. Dünyadaki cezası kısas, ahiretteki ise cehennem
azabıdır. Çünkü kendisi gibi aynı haklara sahip bir başkasını öldüren bir kimsenin
bu yaptığı eylem dünyada Allah (c.c.)’ın yaratmasına tecavüz, toplumun ve
toplum hayatının emniyetini tehdid eden bir fiildir.
Katl ve cinayet, hemen bütün ceza hukuku
yasalarında yer aldığı gibi ahlâkî olarak da en kötü hastalıklardan birisidir.
İlâhî dinlerin tamamında büyük günah ve yasaklardan biri olarak yer almaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de adam öldürmenin en
büyük günahlardan ve haram olduğunu bildiren birçok ayet-i vardır. Bu ayetler
şunlardır:
“Ey iman edenler, öldürenler hakkında size kısas (misilleme)
yazıldı. Hür hür ile; köle köle ile; dişi dişi ile kısas edilir. Fakat
öldürenin lehinde, öldürülenin kardeşi (velisi) tarafından cüz’î bir şey af olunursa kısas düşer. Artık örfe uyarak,
maktulün velisine güzellikle ödemede bulunmak gerekir. Bu, Rabbinizden bir
hafifletme ve esirgemedir. O halde kim bu aftan ve diyetin edâsından sonra,
katile veya yakınlarına karşı tecavüzde bulunursa, onun için pek acıklı bir
azap vardır. Ey akıl sahipleri kısasta sizin için bir hayat vardır. Umulur ki
sakınırsınız. “ (el-Bakara, 2/178-179)
Bu ayet-i kerimede katil için ‘kısas
cezası’ yani kasden bu fiili işleyene aynıyla ceza uygulanması açıkça
emredilmiştir.
Kısas hükmü, geçmiş semavî dinlerde de
yer almıştır: “Biz onda (Tevrat’ta) onların üzerine şunu da yazdık: Cana
can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş karşılıktır. Sonuç olarak
yaralar birbirine kısastır. Fakat kim bu hakkını bağışlarsa, o kendisine keffarettir.
Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse onlar zalimlerin ta kendileridir.” (el-Mâide,
5/45)
“Allah’ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın.
Kim mazlum olarak öldürülürse biz onun velisine (mirasçısına hakkını isteme
konusunda) bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü o, zaten
yardıma mazhar kılınmıştır.” (el-İsrâ, 17/33)
Âdem (a.s.)’ın oğlu Kâbil’in Hâbil’i
öldürme suçu, öldürmenin insanlığa tecavüz anlamına gelen bir suç olduğunu
gösterir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Bu yüzden İsrâiloğulları’na şu
gerçeği hükmettik: Kim bir canı, bir can karşılığında veya yeryüzünde bir fesat
çıkarmaktan dolayı olmaksızın, öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” (el-Mâide,
5/32)
Kur’an-ı Kerim, başkasını kasden öldüren
katil için ahirette ebedî olarak kalacağı cehennem cezası bildirir. Bu ceza ise
en büyük cezadır. “Kim bir mümini kasden öldürürse, cezası içinde ebedî
kalıcı olmak üzere cehennemdir. Allah ona gazabetmiş ve lânet etmiştir. Ve ona
büyük bir azap hazırlamıştır. “ (en-Nisâ, 4/93)
“Hata dışında bir mümin,
diğer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir
köle azad etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet
vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer
öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman,
öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında
antlaşma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve
mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından
tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir
(her şeyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).” 4/92
“Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini
haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine
bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin kendisine
verdiği yetki ile) yardım olunmuştur.”
17/33
Hadis-i şerifte, kişinin ancak üç
durumda ve hâkim kararıyla öldürülebileceği bildirilmiştir. Hz Peygamber (s.a.v.)
şöyle buyurmaktadır: “Müslüman’ın kanı ancak üç şeyden birisi ile helâl
olur. Zina eden evli, cana karşılık can, dinini terkeden ve İslâm toplumundan
ayrılan (mürted) kimse.” (Buhârî, Diyet, 6; Müslim, Kasâme 25; Ebû Davud,
Hudud, I; Tirmîzî, Hudud, 15)
Katlin ve intiharın haram olduğu
konusunda çeşitli hadisler nakledilmiştir: “Bir müminin öldürülmesi, Allah
katında, dünyanın sona ermesinden daha büyük bir olaydır.”
“Şüphesiz, sizin kanlarınız ve mallarınız; bu gününüzün, bu
ayınızın ve bu beldenizin haram olduğu gibi birbirinize haramdır.” (Buhâri ilim,
37; Hacc, 132; Hudûd, 9; Müslim, Hacc, 147; Tirmîzî, Fiten, 6)
“Yedi helâk edici şeyden sakınınız. Bir tanesi de haklı durumlar
müstesna Allah’ın haram kıldığı cana kıymaktır. “ (Buhârî,
Müslim, Ebû Davud ve Nesâi)
Kasden öldürmenin cezasını hadis-i şerif
tesbit etmiştir. Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kasden öldürmede
kısas vardır. Ancak, maktulün velisinin affetmesi halinde durum değişmektedir.”
Yani başkasını kasden öldüren, maktulün
akrabaları tarafından affedilmedikçe ona kısas uygulanması gerekir.
Kasden adam öldüren kimse asî ve fâsık
olur. Onun işi Allah’a kalmıştır. Dilerse ona azap eder, dilerse bağışlar.
İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre katilin tevbesi makbûldür. Böyle diyenlerin
delilleri şu ayetlerdir:
İbn Abbâs (r.a.) katilin
bağışlanabileceği konusunda aksi görüştedir. Çünkü birisini kasten öldürenin
cehenneme gireceği, Nisâ sûresi 93. ayetle sabittir.
Diğer yandan yüz kişi öldüren kimsenin
tevbesinin bile kabule şayan olduğunu bildiren hadis-i şerif malûm ve
meşhurdur. (Buhâri, Enbiya, 54; Müslim, Tevbe, 46-47).
Kısas cezasının uygulaması İslâm
devletinde hakim kararıyla ve devletin adalet teşkilatı tarafından infaz
edilir. Şahısların veya tarafların böyle bir infaz hakları yoktur. Maktûlün
yakınları veya bir başkası infaz yoluna giderse o da katil olur.
Kâtilin, sürekli cehennem ateşine gireceğini
bildiren ayetin, tevbe etmeden ölmesi haliyle ilgili olduğu yahut durumunun
Cenâb-ı Hakk’ın dilemesine bağlı bulunduğu öne sürülmüştür.
Şâfiî mezhebi, öldürmenin hükümlerini
beş kısma ayırır: Farz, haram, mekruh, mendub ve mubah.
1- Farz: Mürted (dinden çıkan)’ın tevbe
etmediği ve düşman savaşçısının İslâm’a girmediği yahut cizyeyi vermediği zaman
öldürülmesi farzdır.
2- Haram: Kanının dökülmesi caiz olmayan
masum kimsenin öldürülmesi haramdır.
3- Mekruh: Bir kimsenin, kâfir olan
hasmını Allah’a ve Resulüne sövdüğü zaman onu öldürmesi mekruhtur.
4- Mübah: Kısas tatbik edilecek kimseyi
veya devlet başkanının savaş esirini öldürmesi mubahtır. Çünkü o maslahata göre
öldürüp öldürmemekte serbesttir. Nefis müdafaası için saldırganı öldürmek de mubahtır.
Dört büyük mezheb imamı, öldürmenin
mübah olduğu halleri şu şekilde sıralarlar: Bir kimse yabancı birisinin evine
girdiğini; yabancı bir erkeği karısı veya yakın akrabası ile zina ederken görse
onu öldürmesi helâldir. Katile kısas gerekmez. Zina, erkekle kadının rızası
sonucu oluşmuşsa Hanefi ve Hanbelîlere göre kadının kocası onları suçüstü
yakalaması halinde her ikisini de öldürebilir. Eğer erkek, kadını zinaya
zorlamışsa kadının bu erkeği öldürmesi mübah görülmüştür.
Siyasette de katil suçunun işlendiği, rakip siyasetçilerin veya
bunların yakınlarının birbirini öldürdükleri, yaraladıkları hatta bazı devlet
adamlarının devletin bekası ve selameti gerekçesiyle yakınlarını bile
öldürttükleri maalesef tarihte çok görülmüştür. Gayr-i Müslim toplumlarda
tamamen dünyevî hesaplarla bu suçun işlenmesi mümkün görülebilir ama İslâm
toplumunda bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Yukarıda ayet-i kerime ve
hadis-i şeriflerde katlin açıkça haram ve cezasının ebedî cehennem olduğunu
bilen bir Müslüman’ın asla böyle bir suç işlememesi gerekir.