In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Traits of the Virtuous Statesman / Being Insightful and Discerning
Traits of the Virtuous Statesman

Being Insightful and Discerning

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

BASİRET ve

FİRASETLİ OLMAK

Erdemli

siyasetçinin özelliklerinden birisi de onun basiretli ve ferasetli olmasıdır.

‘Basiret’,

sözlükte görme, görüş, idrak etme, bir şeyin iç yüzünü bilme, doğru ve ölçülü

bakış, uzağı görebilme ve önceden sezgi anlamlarına gelmektedir.

Kur’an-ı

Kerim’de genel olarak ‘görme’ anlamının yanında özellikle ‘hakikati keşfetme,

doğru yolu tanıma, hidayete erme, gerçeği yanlıştan, hakkı batıldan ayırma

yeteneği’ anlamlarında kullanılmış ve bu bakımdan manevî körlük ve sapıklığın

zıddı olarak gösterilmiştir.

Kur’an-ı

Kerim’de şöyle buyurulur:

“De ki: Kör insanla gören insan bir olur

mu? Artık hiç düşünmez misiniz?”

“Bu iki grubun örneği, kör ve sağır ile

gören ve işitenin durumu gibidir; hiç bunlar birbiri ile eşit olurlar mı? Artık

düşünmez misiniz?”

“Her kim bu dünyada körlük ettiyse, o

artık ahirette de daha kör ve gidişçe daha şaşkındır.”

“Sen körleri de, sapıklıklarından

hidayete erdirecek de değilsin!

Sen ancak âyetlerimize iman edeceklere

duyurabilirsin ki onlar Müslüman olup selâmet bulurlar (kurtuluşa ererler).”

Aslında

basiret, Allah’ın (c.c.) sıfatlarından biri olan ‘Basar’ın kullarındaki

görüntüsüdür. Bu tecelliden nasibi olmayanların gözlerinde perde vardır.

Allah (c.c.) buyuruyor: “Allah onların kalplerini ve kulaklarını

mühürlemiştir. Gözlerine de bir perde inmiştir. Onlar için büyük bir azap

vardır.”

Kur’an,

küfür, nifak (münafıklık), hırs, kin gibi olumsuz inanç ve duygular yüzünden

kalp gözü körleşmiş ve basireti bağlanmış kimseler hakkında körler, kalpleri

olup da bununla idrak edemeyenler ve bakar körler gibi tabirler kullanır.

İnananları basiretli, inkârcıları ise kör sayar. İşte âyet: “Siz onları doğru yolu göstermeye çağıracak

olsanız, duymazlar ve onların sana baktıklarını görürsün de onlar görmezler.”

Buradan

hareketle diyebiliriz ki ‘basiret’, kavram olarak, duyular üstü bir görme

anlamındadır. Bir anlamda kalbin görmesi ya da kalbin bir şeyi idrak edip

anlamasıdır. Baştaki göz, fizik şartları mevcut olduğu zaman (ışık, görme

duyusu, boyut, mesafe gibi) cisimleri ve eşyayı görür. Fiziki gözün bu

görmesine ‘Basar’ denir. Kalp ise, bu fiziki şartlara bağlı görmenin ötesini

anlayabilme, sonsuza uzanabilme yeteneğine sahiptir.

Basiretin Boyutları

İdrak,

bir şeyi anlamaktır. ‘Basiret’ idrakin bu yüceliğe ulaşmasıdır. İnsan,

evrendeki duyular ötesi özellikleri, insanın derinliklerindeki sırları,

eşyadaki ilâhî yönleri bu basiret duygusuyla anlar, idrak eder. Basiret, bir

anlamda hakkı görebilme ve onu doğru olarak tanıma yeteneğidir. Basireti

bağlanmış kimse, geleceği göremeyen, kalbi kör kimsedir. O, haktan habersizdir,

Hakk’tan gelen çağrıyı görecek yeteneğini yitirmiştir. Kalbinin bu özelliği ve

gücü onda kaybolmuştur.

Allah

(c.c.)’tan gelen vahiy, yani Kur’an âyetleri birer ‘basiret’tir.

“Doğrusu size Rabbinizden ‘basiret’ler

geldi; artık kim (bunları) görürse kendisi içindir, kim de kör olursa

(görmezse) kendi aleyhinedir.”

Allah

(c.c.)’ın ayetleri, insanın gerçeği görmesini, kalp gözünün açılmasını sağlayan

nurlardır. Bunları görmemek ve bunlarla kalbi aydınlatmamak, tek kelime ile

körlüktür.

Allah

(c.c.)’ın ayetleri karşısında ikili oynayan münafıklar ise kördürler,

sağırdırlar.

Şu

ayette ise İman gerçeğini bulamayan kâfirler, diğer canlılara benzetilmektedir:

“Onların kalpleri vardır; bununla

kavrayıp anlamazlar, kulakları vardır bununla duyup anlamazlar, gözleri vardır;

bununla görmezler. Bunlar tıpkı dört ayaklılar gibidirler. Dört ayaklı

yaratıklar da bazı sesleri duyarlar, bazı şeyleri görürler ama ne olduğunu

anlamazlar.”

Basiret,

aynı zamanda Allah (c.c.)’ın hükümlerine uygun yaşama bilincidir. Bu bilinçle

yaşama ise insanın yapabileceği en akıllıca iştir. Bunu başardığı takdirde kısa

dünya hayatının sonunda sonsuz bir cennet hayatını kazanacaktır. Basiretsiz

olanlar ise, Allah (c.c.)’ın hükümlerine arkalarını dönerler ve başkalarının

hüküm ve kuralları ile hayatlarına yön verirler. Sonunda da dünyada da ahirette

de hüsrana uğrarlar.

Peygamber

(s.a.v.) insanları bir hayale, bir belirsizliğe, temelsiz şeylere asla çağırmamıştır.

O’nun davet ettiği ilâhî mesaj, mantıklı, ispatlı, anlaşılan ve basiretle idrak

edilebilen gerçeklerdir. O’nun kuruntularla ve aslı esası olmayan şeylerle

ilgisi yoktur. Bu davet, körü körüne, batıl ve bozuk amaçlara, nefsin

isteklerine bir davet değildir. Bu davet, ne dediğini bilen, hikmete çağıran

bir peygamberin davetidir. Kur’an-ı Kerim, basiret sahiplerini ifade ederken

‘ulü’l-elbab’, (akıl sahipleri), ulü’l-ebsâr’(basiret sahipleri) ve ulü’n-nühâ’

(sağduyu sahipleri) deyimlerini

kullanmaktadır. Bu gibi basiret sahipleri, nefislerinin isteklerine kapılarak

günaha dalmazlar, kalplerini günahlarla kirletmezler ve karartmazlar, böylece

onlar ilâhî bir bağış olarak bir nura kavuşurlar. Basiret sahibi olarak manevî

gerçekleri olduğu gibi idrak ederler.

Bu

şekilde basiret sahibi olmayan bakarkörler, kalp gözü kapalı olanlar; Allah

(c.c.)’ın ayetleri karşısında sağır ve kör kesilirler. Ne o ayetleri anlarlar,

ne de o ayetlerin arkasındaki gerçekleri idrak ederler. Sürekli günah ve

isyanda oldukları için kalpleri bu basiret nurunu kaybetmiştir. Bu nedenle

Hakk’ı anlamakta, kabul etmekte ve gereğini yapmakta güçlük çekerler.

Toplum

hayatının her alanında olduğu gibi siyasetçilerin de basiret ve feraset sahibi

olmaları çok önemlidir. Çünkü basiretli siyasetçiler toplumlarını düşmanlarından

ve tehlikelerden korur, onların dünya ve ahirette saadete eren kişiler olması

için çalışırlar. Basiretli olmayan siyaset adamı ise bu özelliği ile hem

Müslüman olarak kendisine ve hem de yönetmekte olduğu toplumuna zarar verir. Bundan dolayı da basiret ve feraset erdemli

siyasetçinin olmazsa olmaz özelliklerindendir.