YALANCILIK
‘Yalan’, karşısındaki insanı aldatmak için bildiğinin (doğrunun) tersini söylemek veya bunu hareket ve davranışlarla ifade etmektir. Arapça karşılığı ‘Kizb’dir.
İnsanları aldatmak çok kötü bir davranıştır. İslâm, yalan söylemeyi çok çirkin bir davranış olarak görmüş ve onu kâfirlerin özelliği olarak belirtmiştir.
“Yalanı ancak Allah’ın (c.c.) âyetlerine inanmayanlar uydurur, yalancılar, işte onlardır.” (Nahl sûresi, 16/105.)
“Allah (c.c.), yalancı, nankör insanı doğru yola iletmez.” (Zümer sûresi, 39/3.)
Akıllı olan kimsenin yalandan sakınması gerektir. Çünkü müslümanın en önemli özelliği doğru ve güvenilir bir insan olmasıdır. Yalancılığın haram oluşunu bildiren çok sayıda âyet ve hadisler vardır. Bu cümleden olarak şöyle buyurulmuştur: “Bir kimse yalan söylediğinde ağzından bir koku çıkar ki, melekler onun pisliğinden bir mil uzaklaşırlar.” Buna benzer haberler çoktur. Şurası da bilinmelidir ki, yalan bütün ilâhi dinlerde haram kılınmış ve yasaklanmıştır. Modern toplum öğretilerinde de yalancılık en kötü davranış olarak nitelendirilmektedir.
Yalancı kişi, söylediği yalanına karşısındakini inandırmak ister. Böylece mümine sebepsiz yere hıyanet etmiş olur. Bu düzeydeki yalanın başka bir zararı olmasa da hıyanet olması kesindir. Ama bunlardan başka yalanın kentlerin ve beldelerin yıkımı ve insanların yok olmasına varan büyük zararları vardır.
Yalanla bazı müslümanların malı ve ırzı telef olmaktadır. Yalanlar zarara sebep olmak suretiyle adilik ve haramlıkta bazısı bazısından şiddetlidir. Bazı yalanlar da vardır ki, mübahtır, ruhsat verilmiştir.
Haramlık derecesi şiddetli ve çok çirkin olan yalan iki nevidir.
1- Özündeki çirkinlik sebebiyle şiddeti en fazla olan yalandır ki, zararı çoktur. Bu türün en aşağısı Hz. Muhammed (s.a.v.) üzerine yalan isnat edip, İslâm prensiplerini değiştirmeye ve inanç esaslarını bozmaya yönelmektir. Bunun içindir ki Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur : “kim bana kasten yalan isnad ederek, söylemediğim bir sözü söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın!”
2- Yalana gerek olmadığı halde yalan söylemek, yalnızca yalancılara ait bir özelliktir. Bunun için Hadis-i şerif’te buyurulmuştur: “Allah (c.c.) yalancı devlet başkanı, büyüklenen fakir ve ihtiyar zina edene (zani) bakmaz.” Bilginler bu Hadis-i şerifi şöyle izah ettiler. Yalan söylemeye hiç ihtiyacı olmadığı halde yalan söyleyen devlet yöneticisi, kendisine büyüklenmek uygun düşmediği halde büyüklenen fakir, şehveti kırılmış olduğu halde zina kendisine hiç uygun olmayan ihtiyar zinacı, bu üç kişinin yaptığı şeyler en büyük suç, en çirkin isyan ve aşağılıktır.
Yalanın izin verilen, mübah, mendup ve müstehap olan türleri ise, müslümanların arasını ıslah ve bozguncuların zararlarını defetmek için söylenmesidir. Örneğin; bir zalim bir iyi kişiyi öldürmek için kovalasa, bir yere düşürse ve oradaki kişilere, gördünüz mü, diye sorsa, sorulan kimsenin iyi kimseyi korumak ve kurtarmak amacıyla, burada yok, diye yalan söylemesi mendup, belki de vaciptir. Yine iki kişi arasında düşmanlık olsa, bunu gidermek için yalan söylemek müstehaptır. Araları açılan karı-kocayı birbirine sevdirmek ve aralarını bulmak için yalan caizdir. Savaş halinde düşmanın zararını engellemek için de yalan caizdir.
‘Düzen sağlayıp yararlı olan yalan, fitne (anarşi ve kargaşa) getirip toplumu karıştıran doğrudan iyidir’ sözü de bunun için söylenmiştir. (Tasvîr-i Ahlâk, A. Rıfat)
Yalnız bütün caiz olan bu hususlarda yalan söylerken iki yönden tedbirli davranmak gerekir:
a) Yalan söylemeye gerçekten zorunluluk var mıdır? Buna dikkat etmek gerekir. Bazı kişiler kendilerine maddi bir menfaat sağlamak için yalan söylemeyi de caiz olan yalan olarak düşünürler.
b) Mazeret ile zorunluluk gidince yalana yönelmemek gerek. Nitekim İmam Şa’bi’den hikâye olunur ki, bazıları kapısını çalıp, kendisiyle görüşmek üzere çıkmak istemeyince, hizmetçisine, o kişiler gelince “evde yok de”! diye emrederdi. Buna benzer davranışlara ‘mearız’ derler. Bunlarla savmak mümkün iken yalan caiz olmaz. Bunun için bilginler der ki,
“Ta’riz ile söylemekte yalandan koruma vardır.”
Yalancılık konusunda özellikle aileler çok dikkatli davranmalıdır. Eğitim çağındaki çocuklarına hiçbir şekilde yalancılık örneği olmamalıdırlar. Çocuğa verilen sözlerin yerine getirilmesi de onun kişiliğini kazanması açısından çok önemlidir. Verilen söz yerine getirilmezse, çocuğun o temiz dimağı, kötülüklerin başında sayılan yalancılığa alıştırılmış olur.
Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruldu:
- Mümin korkak olabilir mi?
- Olabilir, buyurdular.
- Mümin cimri olur mu? Diye soruldu.
- Olabilir, buyurdular.
- Mümin yalancı olabilir mi? Diye sorulunca da,
- Hayır, olamaz, buyurmuşlardır. (Muvatta, İmam Malik)
Yalancının dünyada yüzü kara olduğu gibi ahirette de yüzü karadır. Çünkü insan, yalan konuştukça ve yalanı benimsedikçe Allah (c.c.) katında yalancılardan yazılmaktadır.
Peygamberimiz buyurdular: “Doğruluğu benimseyin ve ondan ayrılmayın. Çünkü doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de Cennete iletir. Kişi doğur söyledikçe ve doğruyu araştırdıkça Allah katında doğru yazılır. Yalandan kaçının, zira yalan kötülüğe götürür, kötülük de Cehenneme iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı yazılır.” (Buhari, Edeb, 69; Müslim, Birr, 29.)