Usret
‘Usret’, zorlaştırmak, zorluk ve güçlük çıkarmak, sıkıntı yapmak anlamlarına gelmektedir. [1]
‘Saat-i usret’ zorluk zamanı demektir. Hendek savaşının geçirildiği süreç bu kavramla ifade edilir ve ‘yüreklerin gırtlağa geldiği an’ şeklindeki tasvirlerle zorluk derecesi ortaya konulur.
Dinimiz, bütün alanlarda eğer günaha düşme tehlikesi yoksa, kolay olanı tercih etmeyi öğütlemiş ve Peygamber Eefendimiz de bir beis yoksa kolay olana yönelmiştir. Bu duruma işaret eden birçok ayet ve hadis bulunmaktadır.
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” [2]
Yüce Rabbimiz bizler için kolaylık dilediğini haber vermiş ve oruçla ilgili örnekte olduğu gibi kolaylıkların yolunu göstermiştir.
Bir başka kolaylık yolu da şu ayette bildirilmektedir: “Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah'a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” [3]
Ayet darlığa düşen kimsenin sayılan haram yiyecekleri ölmeyecek kadar için kullanabileceğini bildirmek sûretiyle kolaylık yolu göstermiştir.
Yüce Yaratıcımız inananlar için zorluk dilemez. Fakat kimi zaman öyle şartlar ortaya çıkar ki; bu durumlar dayanılması mümkün olmayan zorluk ve sıkıntıları içerir. “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü'minler, ‘Allah'ın yardımı ne zaman?’ diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah'ın yardımı pek yakındır.” [4]
Bu Allah (c.c.)’ın kulları için zorluk dilediği anlamına gelmez. Zaten bu anlama gelseydi Allah (c.c.) bu şekilde zor durumda olan kulları için yardım vaat etmezdi.
Zorluk anında yüce dinimiz öyle kolaylıklar getirmiştir ki; inkara zorlanan kimseye kalbi iman coşkusunu yaşıyor olduğu halde ölümden kurtulmak için dininden döndüğünü söyleme hakkı vermiştir. “Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.” [5]
Dinin özü, üzerine bina edildiği temeli inançtır. İnanç anında dahi böyle bir kurtuluş yolunun gösterilmiş olması İslâm’ın kolaylık anlayışını en açık biçimde ortaya koymaktadır.
‘Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatır: Allah Resûlü (s.a.v.) iki şey arasında muhayyer bırakılırsa, günah olmamak şartıyla, en kolay olanını alırdı. Eğer günahı gerektiren bir şey olursa, insanların ondan en uzak bulunanı olurdu. Allah Resûlü, Aziz ve Celil Allah'ın haramlarının çiğnenmesi dışında, kendisi için intikam almamıştır.’ [6] İşte bu rivayet, konuyla ilgili olarak Hz Peygamber (s.a.v.)’in davranış biçimini açık şekilde ortaya koymaktadır.
Ancak bu ayetler en küçük zorlukta dini hassasiyetleri bir tarafa bırakıp, zarardan kurtulma yolunun seçilmesi gerektiği anlamına gelmez. Çünkü asıl olan dini değerlere bağlı olarak âdaletten ayrılmadan yaşamı sürdürebilmektir. Fakat vücut bütünlüğüne yönelik bir tehlike ortaya çıkmışsa yani can veya organ kaybı tehlikesi varsa bu durumlarda genel ve yerleşik kurallardan ayrılma imkanı söz konusu olabilecektir.
Anne babanın sözlerine bağlılık da bu esas üzerinde şekillenir. Şayet iyilik ve doğruyu talep ediyorlarsa istekleri dışına çıkmak uygun olmayacaktır. Ancak Allah (c.c.)’a isyanı emrediyorlarsa, zorluk gerekçe gösterilerek bu emir yerine getirilemez. Ayette durum şöyledir: “Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.” [7]
Görüldüğü gibi Allah (c.c.)’a isyan konusunda yapılan zorlama ve baskılara direnmek gerekmektedir.
Zorluğu başka bir ifadeyle usreti temelde ikiye ayırabiliriz. Birincisi gerçekten büyük sıkıntılara sebep olan, altından kalkılması kolaylıkla mümkün olmayan sıkıntılar. Bunlar dinimizin kolaylık sağladığı meşakketlerdir. Bir de vehme dayanan zorluklar vardır. Usretin bu türünün gerçekte zorluk olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak şahıs düştüğü vehim hastalığıyla zihninde kurmaca zorluklar oluşturmakta ve kendine göre büyük sıkıntılar içerisinde olduğunu düşünebilmektedir. Bu tür zorluk düşüncesinin temelinde şeytan vardır ve inançlı insanın gözünü zorlukla korkutup, onu hayırlı işlerden engellemeye çalışmaktadır. Halbuki onun her hangi bir gücü yoktur, yalnızca zorluk telkin etmektedir.
Durum Kur’an’da şöyle anlatılır: “İş bitirilince şeytan da diyecek ki: Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” [8]
Görülüyor ki; dünyada vehimler vererek zorluklardan korkutarak insanları hayırlı işlerden uzaklaştıran şeytan, ahirette gücünün olmadığını, sadece çağrıda bulunduğunu söyleyecek ve o gün ona uyanlar hatalarının farkına varmış olacaklar.
Burada bir şahsın din seçiminde göstereceği tavrın değerlendiriliş biçimine de değinmek gerekmektedir. Yüce Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır. “Din (e giriş)de zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” [9]
Buna göre hiçbir şahıs her hangi bir dine girme konusunda zorlanamayacaktır. Çünkü dinin özünde gönülden bağlılık vardır ve zorla bir insanın kalbine hitap etmek mümkün değildir.
Allah (c.c.) buyuruyor:
“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekun iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mümin olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” [10]
Bu ayet de yukarıdaki ayeti destekler mahiyette olup, zorlamayla kimsenin Müslüman edilmesinin söz konusu olmayacağına işaret etmektedir
Allah (c.c.)’ın koyduğu düzenin işleyişinde asıl olan kolaylık prensibidir. Fakat kimi insanlar vardır ki; kendi davranış ve tavırları sebebiyle zorluğa müstehak olmuşlardır: “Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.” [11]
Allah (c.c.)’ın kendisine verdiği nimetlerle insanlara faydalı olmaya yanaşmayan, zayıflığı unutup Allah (c.c.)’ın dergahına varmayan ve hakkı, hakikati doğrulamayan insan için hem dünyada hem de ahirette zorluk vardır. Bu zorluk kendi yaptıklarının karşılığı olarak ellerine geçen sonuçtur.
Yukarıda meali verilen ayetler göstermektedir ki; dinde asıl olan günah bulunmamak kaydıyla kolaylığın seçilmesidir. Her Müslüman bunu vazgeçilmez bir prensip olarak görmeli, hayatın akışı içerisinde davranışlarını buna göre belirlemelidir. Başta kendisi için helal olan iki şeyden kolay olanı seçmek kişi için bir görevdir. Çünkü yüce Allah (c.c.) bedenimizi bizlere emanet olarak vermiştir. Gereksiz yere onu yıpratmak ve zora sokmak emanete riayetsizlik olacak, Müslüman karakterine yakışmayacaktır. Bu emanetin zora sokulması ancak daha kıymetli emanet olan dinin korunması alanında mümkün ve kimi zaman zorunlu olabilecektir.
Kolaylık prensibini işverenler işçileri için de uygulamalı, onlar için mümkün olan bütün kolaylıkları sağlamalı, Allah (c.c.)’ın insanları birbirleri için geçim vesilesi kıldığı bilinciyle hareket etmeli ve onları kardeş olarak kabul etmelidir. Dinimiz üstünlüğün makam veya maddi seviye ile değil; Allah (c.c.)’a karşı gelmekten sakınma yani takva ile olacağı gerçeğini ortaya koymuş ve inananların fiillerini bu gerçeğe göre şekillendirmelerini emir buyurmuştur. Buna göre işverenin kendini üstün görerek işçiler üzerine baskı kurması, onların işlerini zorlaştırması İslâm ahlâkına yakışmayan, Müslüman karakteriyle bağdaşmayan bir hareket tarzıdır.
Kolaylaştırmak kişinin merhametle muamele etmesidir. Merhamet ise müslümanın vazgeçemeyeceği temel davranış ilkesidir. Çünkü sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) merhamet etmeyene merhamet olunmayacağını haber vermiş ve bu haliyle merhametle muameleyi tavsiye buyurmuştur.
Usret Hastalığından Kurtuluş Yolu
Müslümanlar, tek önderimiz Peygamberimiz (s.a.v.)’in, “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” Hadis-i şerifini hiç unutmamalı ve kendilerine her zaman rehber edinmelidir. Bununla insanın hem kendi hayatı daha bir anlam kazanacak ve hem de çevresindeki insanlara yararlı olması nedeniyle toplum hayatının daha huzurlu bir şekle dönüşmesine katkıda bulunmuş olacaktır. Bu ilkeleri toplumun katmanlarına yaydığımız zaman, insanların daha mutlu olacağını göreceğiz. Böylelikle de usret hastalığı toplumdan yok edilmiş olacaktır.
Kolaylaştırma, Müslümanın kendisi için sevip istediğini Müslüman kardeşi için de sevip istemesi gerektiği yönündeki genel prensibin de bir yansıması olarak ihmal edilemezlerimiz arasındadır.
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Bakara sûresi, 2/185.
[3] Mâide sûresi, 5/3.
[4] Bakara sûresi, 2/214.
[5] Nahl sûresi, 16/106.
[6] Sahîh-i Buhârî, Fezâil.
[7] Ankebut sûresi, 29/8.
[8] İbrahim sûresi, 14/22.
[9] Bakara sûresi, 2/256.
[10] Yûnus sûresi, 10/99.
[11] Leyl sûresi, 92/10.