بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Kötü Ahlâk Hastalıkları / Kötü Ahlâk / Ubuset
Kötü Ahlâk

Ubuset

‘Ubuset’, çehre çatıklığı, yüz ekşiliği, göğüs darlığı ve asık suratlilik anlamlarına gelir. [1]

Yüz, insanın iç aleminin, hayata ve insanlara bakışının yansıma alanıdır. İnsanın yüzüne bakılarak, iyimser, kötümser, iyi niyetli veya art niyetli olduğu anlaşılabilir. İman nurunu kalbinde taşıyan insanların yüzleri de bu nurla adeta parlar, onları görmek, onların yüzlerine bakmak insana mutluluk verir, insan onlara baktıkça bakmak ister. Ancak iman nurundan nasip alamamış insanların yüzlerinde de bu nûr görülmez, insan onlara bakmak bile istemez. Çünkü günahlar, isyanlar, hatalar ve yedikleri haramlar yüzlerini karartmış, kapkara kesilen yüzler bakılmaz hale gelmiştir. İşte ubûset, bu yapıdaki insanların özelliğidir. Onlar harama dalmışlar, günah ve isyanda batmışlar, haksız yere elde ettikleri kazançlar onları kibir girdabına düşürmüş, bu beraberinde diğer insanları küçük görme ve onlarla alay etmeyi getirmiş, bu hale gelen insan günah yumağı içerisinde ellerini ayaklarını bağlamıştır.

Bunun yüzün güzel olmayışıyla ilgisinin bulunmadığı ortadadır. Yüz güzelliği Cenâb-ı Hakk’ın yaratması olduğundan ve şahısların bu alanda belirleyici olmaları söz konusu olmadığından fizikî görünüm bakımından kişilerin değerlendirmeye tabi tutulmaları doğru olmayacaktır. Konu içerisinde ele alınan meseleler de bu kapsam dışında anlam bulmaktadır.

Fakat cehalet ve bilgisizlikten kaynaklanan asık suratlılığı eleştirme hakkının bulunması bir yana, bunun görev olarak algılanması gerekir. Çünkü Müslüman, Müslüman kardeşinin hatasını düzeltmekle sorumludur. Böyle bir hareket bozukluğunda da bu hatayı düzeltmek bir çeşit görev olmaktadır. Çünkü o çirkin halin devamı imanın gönle inmemiş olması, sahibinin din ve ahlâk eğitimi almamış olması veya öğrendiği temel ilkelere dikkat etmemesi ve bunları önemsememesinden kaynaklanmaktadır.

Bunun için yapılması gereken bıkmadan usanmadan, uygun yöntemlerle içine düşülen hatayı göstermek ve kişinin bu yanlıştan uzaklaşması için gayret göstermektir. İnsan dışı varlıklar bile, gerekli eğitim verildiğinde istenen davranış özelliklerini gösterebilmekte ise; insana tabii ki; yoğun bir ilgiyle istenen davranış özellikleri kazandırılabilecektir.

Bu dünyada herkes güler yüz, sevgi, anlayış, yumuşak huy ve tatlı söz ister. Öyle ekşi suratlı, kaba saba, etrafına ateş saçan, öfkeli adamların çatık kaşlarını, soğuk sözlerini o şahıslara muhtaç olanlardan başka kimse çekmez. Ancak ona muhtaç olanlar ihtiyaçlarını giderene kadar yanında durur, sonra onlar da ondan uzaklaşırlar. Böyle insanların akrabaları dahi, onların yanında bulunmak istemezler. Onlar sevilmeyen, istenmeyen insanlardır.

Asık yüzlü, çatık kaşlı ve sevimsiz olmak anlamlarına gelen ubûset, insanın bilgisizliğinden, hem kendisi hem de toplumuyla barışık olmamasından kaynaklanan çirkin bir huydur. Birçok kötü huyun insanda birleşmesinden ortaya çıkan başka bir çirkinliktir. Hayata ve insana dair bilgisi olan şahıs, kabalık ve sertliğin hiçbir yararının olmadığını, Yüce Rabbimizin alemi sevgi esası üzerine bina ettiğini görür ve hareketlerine çeki düzen verir. Ancak cahil insan, hırslarının kurbanı olmuştur, diğer insanları kardeş olarak değil; birer rakip belki de düşman olarak görür ve onlarla hiçbir zaman dostluk içerisinde olmak istemez. Bu haliyle de ubûset uçurumuna kendisini bırakmış olur.

Yeryüzünde her insan, karşısındakilerden güler yüz ve tatlı söz bekler. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde asık yüzlü, çatık kaşlı, kendileri iç dünyalarında huzursuz oldukları gibi çevresindekileri de huzursuz ve mutsuz eden insanlar sevilmez ve sayılmazlar.

Hz Peygamber (s.a.v.)’in tebliği sırasında ona gelip, dini öğrenmek istediğini söyleyen ve sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in, halen devam ettirmekte olduğu tebliğ sebebiyle tehir ettiği âmaya karşı gösterdiği tavır, O’nun bu kapsamda ifade edilen hareket tarzını takındığı anlamına gelmez. Yalnızca âmayla ilgilenmeyi sonraya bırakmış ve bu düşüncesini yüz ifadeleriyle dışa vurmuştur. “Kendisine o âmâ geldi, diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak, yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince; Sen, ona yöneliyorsun. (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne! Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun. Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür.” [2]

Dolayısıyla Abese sûresinde anlatılan durumu ubûset olarak nitelendirmek mümkün olmayacaktır.

Ubusetin en açık örneği Hümeze sûresinde verilemektedir: “Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!” [3]

Asık suratlılığın bir yönü de insanlarla alay etmek, onlara değer vermemek ve onları hafife almaktır. Ayet de bizlere bu durumdaki insanları haber vermektedir. Görüyoruz ki; bu tavır içerisinde olan insanların, böyle davranmalarının temelinde biriktirdikleri malları bulunmaktadır. Hak yolda ve fakirlerin hakkını gözeterek sahip olunan mal rahmet iken; zulüm ve adaletsizlikle elde edilen ve üstünlük vesilesi olarak görülen mal insanları basite alma aracı olmaktadır. Halbuki sûrenin devamında bu tavırdaki insanların sonlarının hiç de iyi olmayacağı şöyle bildirilir: “O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır. Hayır! Andolsun ki o, Hutâme'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin? O, Allah'ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir.” [4]

Ekşi yüz, asık surat veya alaylı bir üslupla, malına güvenerek çevresindekileri basit görenin sonu kalbine kadar işleyecek alevli ateştir. Ubûset hastalığına yakalananın sonu bu kadar tehlikeli ve acıklıdır.

Müslüman bireylerin her alanda olduğu gibi bu alanda da vazgeçilmez örneği sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’dir. O’nun bizler için her yönüyle örnek olan hayatına baktığımızda, hiçbir şekilde insanlarla alay edici bir üslup takındığını veya buna işaret eden bir yüz ifadesiyle hareket ettiğini görmemiz mümkün değildir. O, her zaman tebessüm etmiş, insanlara güler yüzle davranmış ve Müslüman’ın Müslüman kardeşine tebessümünü sadaka olarak nitelendirmiştir.

Müslüman’ın günlük hayatında fiilleri anlayış, yumuşak huy ve güler yüz üzeredir. Ancak Müslümanlara karşı kin besleyen ve elinden gelen hiçbir kötülüğü yapmaktan geri durmayan insanlara karşı sert, katı kalpli ve mücadeleci olmak asıldır. “Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!” [5]

Müslüman taraf olandır. Münafık gibi ikiyüzlü davranıp hem o taraftan hem bu taraftanmış gibi görüntü vermeye çalışmaz. Savunduğu temel ilkeler vardır, bu ilkeler hayatını yönlendirir. Kendisine karşı yok edici bir tavır içerisine girenlere karşı da sert ve katı davranıp onlarla mücadeleyi dini bir görev olarak algılar.

Cenâb-ı Hak, Resûlüne hitaben buyuruyor:

“Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” [6]

Müslümanlar arasındaki ilişkinin özünde sevgi, anlayış ve hoşgörü bulunmaktadır. Ayet bu durumu bizlere açıklamakta ve sertlik, katı ve kaba davranışların bulunması durumunda, birlik ve beraberliğin söz konusu olamayacağını, insanların dağılıp gideceklerini haber vermektedir. Yumuşak davranma tespiti ortaya konulduktan sonra, istişare emri verilmektedir. Danışma dinimizin inananlara öğrettiği her alanda uygulanabilecek vazgeçilmez bir yöntemdir. Hz Peygamber (s.a.v.), Uhud ve Hendek savaşları öncesinde olduğu gibi birçok yerde ashabıyla istişare etmiş ve stratejisini buna göre belirlemiştir. Güler yüzlü, yumuşak kalpli insan ancak bu yöntemi kullanabilir, insanlarla istişare edebilir, onların fikirlerini alabilir. Ubûset hastalığına yakalanmış, kalbi katılaşmış, insanları basite alan bir şahsın bu prensibi kullanabilme imkanı bulunmamaktadır.

Ubuset Hastalığından Kurtuluş Yolu

Yüz ekşiliği ve ubûset, Allah (c.c.)’ı hatırlamaya, O’nu zikretmeye karşı kalbi katı olan insanların özelliğidir. Bu tür insanlar dünya işlerine dalıp, dünyalık peşine düşüp, Ahiretlerini unutmuş kimselerdir. Ayet bu durumdaki insanları şöyle açıklamakta: “Allah'ın, göğsünü İslâm'a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah'ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay haline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.” [7]

Buna dikkatli bakıldığında ubûset hastalığından kurtuluş ilaçlarından birisinin de Allah (c.c.)’ı çokça zikretmek olduğu görülmektedir.

Asık suratlılık Müslüman’a yakışmaz. Çünkü bu tavır kıyamet günü Cehennemliklerin içerisinde bulundukları hali yansıtır: “O gün bir takım yüzler de asıktır.” [8] Hadiste de durum benzer biçimde ele alınmaktadır:Harise b. Vehb Huzai (r.a.) şöyle anlatır: Ben, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den şunları işittim. Peygamber (s.a.v.): “Size Cennet ehlini haber vereyim mi? buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resûlü (s.a.v.): “Zayıf olan ve halk tarafından zayıf görülen her mümindir (Cennetliktir). Allah'a yemin etse, muhakkak ki Allah onu yemininde doğru çıkarır.” buyurdu. Sonra da: “Size Cehennem ehlini haber vereyim mi?” buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resûlü (s.a.v.): “Her katı yürekli, düşman ve kibirli kimsedir.” buyurdu.[9]

Hz Muhammed (s.a.v.) ubûsete düşen kimselerin acıklı bir ceza ile cezalandırılacaklarını bizlere bildirmektedir. Buna göre inançlı insana düşen ders almak, kendini katı kalplilikten ve kibirden korumaktır.

Sonuç olarak ubuset hastalığının ilacının, Allah (c.c.)’ı çokça zikretmek, bu hastalığın aslî sebebi olan mal varlığının ebedi olmadığını, insanı da ebedileştirmediğini düşünmek ve kibri de içermesi bakımından, kendi yaratılışına, alemlerin yaratılışına ve insanın acizliğine bakmak olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Abese sûresi, 80/1-11.

[3] Hümeze sûresi, 104/1-2.

[4] Hümeze sûresi, 104/3-7.

[5] Tahrim sûresi, 66/9.

[6] Al-i İmrân sûresi, 3/159.

[7] Zümer sûresi, 39/22.

[8] Kıyame sûresi, 75/24.

[9] Sahîh-i Müslim, Cennet, Cennet Nimetleri.