Ticarette Dünya Ve Âhiret Dengesi
TİCARETTE DÜNYA VE ÂHİRET DENGESİNİN GÖZETİLMESİNİN ÖNEMİ
Allah (c.c.)’a ve vicdanına karşı dürüst davranan bir tüccar dünya işleri ile ahiret işleri arasında dengeyi korur; her ikisinin de gereğini yerine getirir. Yüce Allah, “Onlar, ne ticaret ne de alış verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” [1] buyururken ticaret veya alış verişin kendilerini Allah (c.c.)’ı hatırlamak yahut diğer dinî görevlerini yerine getirmekten alıkoymadığı kişileri övmüştür.
Kurtubî bu ayetteki “alıkoymaz” ifadesinin “engellemez” anlamına geldiğini söyler. Ayette özellikle “ticaretin” zikredilmesinin nedeni, onun insanı namazdan alıkoyan meşguliyetlerin başında gelmesindendir. “Allah’ı zikir” ifadesiyle neyin kastedildiği konusunda farklı görüşler vardır. Bu ifadeyi Ata (r.a.), ‘namazlarda hazır bulunmak’, İbn Abbas (r.a.), ‘farz ibadetler’, Yahya b. Sellâm ‘ezana kulak asmak’ şeklinde anlamışlardır. Ayrıca “Allah’ı birlemek ve yüceltmek” şeklindeki el-Esmau’l-husnâ’nın zikri şeklinde de izah edenler olmuştur. İbn Ömer’e (r.a.) göre bu ayet pazar esnafı hakkında nazil olmuştur. Abdullah b. Ömer (r.a.) bir gün pazara uğrar, pazarcıların cemaat halinde namaz kılmak için dükkânlarını kapatmış olduklarını görür ve bunun üzerine şöyle der:
‘Söz konusu ayet işte bu gibi kişiler hakkında indi.’ Ebû Hureyre (r.a.), “Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşanlar” ayeti ile ilgili olarak şu görüşü nakleder: Rivayet edilir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde iki adam vardı. Bunlardan biri alış verişle geçinirdi. Namaz ezanını duyunca, kantar elinde ise hemen yere bırakır, hiçbir şey tartmadan namaza giderdi. Diğeri ise kılıç imal ederek onu satıp geçinen bir sanatkârdı. Ezanı duyunca, çekici örsün üzerinde ise öylece bırakırdı, elinde ise yere bırakır namaza giderdi.
İşte Allah (c.c.) bu ayeti onlar ve onlar gibi davrananları övmek için indirdi. Ayetteki ‘zekât’tan kasıt Hasan’u’l-Basrî’ye göre, “farz olan zekâttır”, İbn Abbas’a (r.a.) göre ise, “Allah’a itaat ve ihlâstır”. Çünkü her mümin zekât verecek kadar malı olmayabilir. Ayetteki “korkulan gün”den maksat kıyamet günüdür. Kalpler ve gözlerin allak bullak olması”nın nedeni ise, o günün korku ve dehşetidir.” [2]
“Onlar, ne ticaret ne de alış verişin kendilerini Allah’ı anmaktan… Alıkoymadığı insanlardır.” [3]
“Ey inananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın.” [4]
“Ey inananlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah’ı anmaya koşun; alım satımı bırakın.” [5] ayetlerinin açıklamasında şöyle denmiştir: Allah Teâlâ, dünya hayatının süs ve lüksü ile alış veriş ve kazancın zevki, insanların Yaratıcısı ve Rızık Vericisi olan rablerini hatırlamaktan alıkoymamasını istemiştir. Zira onlar bilirler ki, onlar için Allah (c.c.) katından olan, kendi ellerindekinden daha hayırlıdır. Çünkü kendilerininki geçici, Allah (c.c.) katında olan ise ebedîdir. Bu sebeple Yüce Allah “Ne ticaret ne de alış veriş onları, Allah’ı anmak, namazı kılmak ve zekâtı vermekten alıkoyar.” [6] buyurmuştur. Zira onlar Allah (c.c.)’a olan itaat ve O’nun isteklerini yerine getirmekle, O’nun sevgisini kendi istek ve arzularına tercih ederler. İbn Mesud (r.a.) bir gün ezan okununca alış verişi terk edip namaza koşan pazar esnafını görür ve Yüce Allah’ın “Ticaret ve alış veriş Allah’ı anmaktan alıkoymaz” diyerek övdüğü insanlar işte bunlardır, der. Aynı görüş İbn Ömer (r.a.)’den de nakledilmiştir. İbn Abbas (r.a.)’a göre ayetteki “namaz”dan kasıt ‘farz namazlar’, diğer bir görüşe göre ise ‘namazların cemaatle kılınmasıdır.’ Dolayısıyla ayette vurgulanan şey, alış veriş onları namazda hazır bulunup onu Allah (c.c.)’ın emrettiği şekilde kılmak, vakitlerine riayet etmek ve namazda korunması gereken şeylerden korunmaktan alıkoymamasıdır.’
Yüce Allah, ticaret kervanı geldiğinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’i hutbede terk eden sahabeyi azarlamış ve haklarında şu ayeti indirmiştir: “Onlar bir ticaret veya oyun gördüklerinde seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler. De ki: Allah’ın katında olan; oyun ve ticaretten daha hayırlıdır. Ve Allah; rızık verenlerin en hayırlısıdır.” [7]
Bu ayetin tefsirinde şöyle denmiştir: Sahabenin, Medine’ye gelen ticaret kervanından alış veriş yapmak üzere Hz. Peygamber (s.a.v.)’i hutbede yalnız bırakmaları olayı Yüce Allah tarafından, “Alış veriş veya eğlence gördüklerinde seni ayakta (yani minberde hutbe okur halde) terk ettiler” şeklindeki ayetle kınanmıştır. Birkaç kişi hariç cemaatin çoğunluğunun Hz. Peygamber (s.a.v.)’i minberde hutbe okur halde terk ettiklerine ilişkin olay tâbiinden, başkaları tarafından da rivayet edilmiştir.
Gazzalî tacirin dünya ve ahiretini ilgilendiren konularda dinine bağlı olmasının gerekliliği ile ilgili olarak şöyle der: ‘Ticaretle meşgul olmak tüccara ahireti unutturmamalıdır. Şayet ticaret kişinin ahiretini hatırlamasına engel oluyorsa, onun ömrü de kazancı da boşa gitmiş demektir. Âhiret kârından kaybettiğini dünyada kazandıklarıyla telâfi etmesi mümkün değildir. Bu şekilde hareket eden kişi, ahiretini verip dünyalığı satın alanlardan olur. Oysa akıllı kişinin yapması gereken, kendisini korumaktır. Kişinin kendisini koruması ise, sermayesini korumakla olur. Onun sermayesi ise, dini ve dinin ölçülerine uygun olarak elde ettiği kazançtır.
Seleften bazıları şöyle derlerdi: ‘Akıllı insan için öncelikli olan, bu dünyada en fazla muhtaç olduğu şeydir. Bu dünyada kendisine en fazla muhtaç olunan şey ise, ahirette sonucu en güzel olandır. Muaz. b. Cebel (r.a.) vasiyetnamesinde şöyle demiştir: ‘Senin dünyalığa ihtiyacın vardır. Fakat âhiret sevabına olan ihtiyacın dünyalıktan daha fazladır. O halde sen önce ahiretini kazanmaya çalış. Zira böyle yaparsan dünyalıkla da karşılaşır, ona da sahip olursun. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Dünyada olan nasibini unutma.” [8]
Yani bu dünyada âhiret için gerekli olan nasibini unutma. Çünkü dünya ahiretin tarlasıdır. Sevaplar dünyada kazanılır. Bir iş adamının dinine olan bağlılığı yedi konudan her birine dikkat etmesiyle gerçekleşir. Bunların üçüncüsü ise, dünya peşindeki koşuşturmanın onu, ahireti uğruna çalışmaktan alıkoymamasıdır. Zira âhiretin kazanıldığı yerler Allah (c.c.)’ın anıldığı yerlerdir.[9]
Başka bir ayette ise “O evlerde ki; Allah, onların yüceltilmesine ve içlerinde kendisinin adının anılmasına izin vermiştir.” [10]
Dolayısıyla iş adamı sabah işyerleri açılıncaya kadar ibadetini yapmalı; mescitlere devam edip ibadetlerini yerine getirmelidir. Hz. Ömer (r.a.) işadamlarına şöyle seslenirdi: ‘Gündüzlerin ilk vakitlerini ahiretinize, kalan kısmını ise dünyanıza ayırın.’ Selef-i sâlihîn günün baş ve sonunu ahiretleri, ortasını ise dünyaları için ticarete ayırırlardı.
Gazzalî, bu yedi noktanın dördüncüsü olarak şunu zikreder: İş adamı çarşı ve pazarda devamlı olarak Allah (c.c.)’ı hatırında tutmalı, tesbih ve tehlillerle meşgul olmalıdır. Zira unutmuş olan kişiler arasında Allah (c.c.)’ı anmak, camide anmaktan daha faydalıdır. Her kim pazara girdiğinde, “Allah’tan başka ilah yoktur. Mülk O’nundur. Dirilten de öldüren de O’dur. Kendisi ise diridir. Bütün iyilikler O’nun tasarrufundadır. O’nun her şeye gücü yeter.” derse Yüce Allah ona binlerce sevap yazar. Hz. Ömer (r.a.), Salim b. Abdullah (r.a.), Muhammed b. Vâsık (r.a.) ve diğer sahabîler bu zikri okur ve bu zikrin sevabına nail olmak için çarşı pazara giderlerdi. [11]
Tüccar kardeşim! Sakın dünyaya kapılıp ona tamah edenlerden olma. Pazara ilk girip en son terk eden sen olma. Zira bu çok yanlış bir davranıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’den şöyle bir hadis nakledilmiştir: “Eğer mümkünse, kesinlikle pazara ilk girip en son terk eden sen olma. Çünkü orası şeytanın savaş meydanıdır. O, sancağını orada diker.” [12]
İmam Nevevî bu hadis-i şerifte, pazarın “şeytanın savaş meydanı”na benzetilmesiyle ilgili olarak şöyle der: ‘Pazarın şeytanın savaş alanı; çabalarının da pazar esnafına savaş ilanına benzetilmesinin nedeni, orada hile, aldatma, yalan yere yemin, fasit alış veriş, müşteri kızıştırma, bir kişinin yaptığı alım satım yahut pazarlık üzerine başkasının bu işleri yapması ve eksik ölçme ve tartma işlemlerinin çoklukla yapılmasındandır.’
“Sancağını oraya diker” cümlesinden maksat, yandaşlarını toplayarak insanların arasını bozmak ve onları yukarıda adları sayılan ve benzeri bozguncu uygulamalara yönlendirmek amacıyla şeytanın her zaman pazarda bulunduğuna dair vurgudur. Zira pazar, şeytan ve yandaşlarının mekânıdır. [13]
[1] Nur sûresi, 24/37.
[2] Ahkâmu’l-Kur’an, Kurtubi, 12/184.
[3] Nur sûresi, 24/37.
[4] Munafikun sûresi, 63/9.
[5] Cuma sûresi, 62/9.
[6] Nur sûresi, 24/37.
[7] Cuma sûresi, 62/11.
[8] Kasas sûresi, 28/77.
[9] İslâm’da Ticaret, H. Affane, (Trc. S. Bayındır) 47.
[10] Nur sûresi, 24/36.
[11] İhya, Gazalî, 2/86.
[12] Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 16.
[13] Sahih-i Müslim şerhi, Nevevi.