Teşvik
TEŞVİK
‘Teşvik’, sözlükte başkasına şevk ve istek vermek, arzunun gelişmesine yardımcı olmak ve yönlendirmek anlamındadır.
Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Allah Teâlâ diyor ki: ‘Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, Beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, Ben ona bir zira’ yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, Ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” [1]
Bu Hadis-i şerife göre, Allah (c.c.), kulun Allah hakkındaki zannına göredir. Yani Allah (c.c.), kul ne şekilde tasavvurda bulunursa onu yapabilecek güçtedir. İbnu Hacer, bu ifadede kulu, Allah (c.c.) hakkında hüsn-ü zanda yani ümit içinde olmaya bulur. Kişi Allah (c.c.)'ın kendisini cezalandıracağını düşününceye kadar, affedeceğini düşünmesi daha uygundur. Bir başka ifade ile dinimizde Allah (c.c.)'a karşı takip edilecek edepte ‘beyne'r-reca ve'l-havf’ (ümit ve korku ortasında olmak) Allah (c.c.)'ın af, mağfiret ve rahmetinden ümit ettiğimiz kadar da celalinden, gazabından, azabından korkmak gerekmektedir. Bu, Allah (c.c.) inancımızda mühim bir esastır ve bu dengeyi iki taraftan birinin lehine bozmak caiz değildir.
İşte yukarıdaki hadis-i şerif, muvazeneyi ümit lehine bozmaya teşvik etmektedir. Çünkü Allah (c.c.)'ın, hakkındaki zannımıza göre bize davranması esas olunca, her insan iyi zanda bulunmayı tercih eder, buna eğilimlidir.
Nevevî, İslâm ulemasının şu görüşte olduğunu kaydeder: ‘Allah hakkında hüsn-ü zannın manası O'nun kendisine merhamet ve afla muamele edeceğine inanmasıdır.’ Kişi sıhhatli halde korku ve ümit içindedir. Her iki duygu eşittir. Bazısı: ‘Korku galiptir’ demiştir. Ancak ölüm emareleri yaklaştıkça ümit galip olur veya sırf ümit hâkim olur. Zira korkudan maksat isyan fiillerinden, çirkinliklerden sakınmak; itaat ve hayırlı amelleri çok yapmada hırstır. Yaşlılık halinde bunların veya çoğunluğunun yapılması zorlaşır. Bu sebeple artık hüsn-ü zanda bulunmak müstehap olur. Yeter ki bu, Allah (c.c.)'a karşı iftikarı tazammun etsin, kişiyi O'ndan istemeye sevketsin.’ Esasen Müslim'in bir rivayetinde, Rasûlullah (s.a.v.), “Sizden kimse Allah hakkında hüsn-ü zanda bulunmadan ölmeyecektir.” buyurmuştur.
Bu hadis ölüme yakın Allah (c.c.)'ın rahmetinden ümidin galebe çalacağını ifade eder. Bu hususu, yine Müslim'de kaydedilen bir diğer hadis dahi teyit etmektedir: “Her kul ne üzerine ölürse o şey üzerine diriltilir.” Öyleyse yaşlılıkta ümidin galebe çalması, Allah hakkında hüsn-ü zann, Rabb-ı Rahim'in rahmetine itimad İslamî edebe aykırı olmamakta, bilakis müstehab olan edebi teşkil etmektedir. [2]
İnsanın yakalandığı tembellik ve hiçbir şeyi ciddiye almama hastalıkları gibi hastalıklar ‘teşvik’ ile tedavi edilir. İnsana cesaret ve gayret veren teşvik, kuşkusuz onun zekâsını açar, ufkunu genişletir, çalışma gücünü artırır ve fikrini aydınlatır.
Bu dünyada insanı hayır ve güzel işler yoluna çekmek için çalışıp teşvik edenler çok ise de kirli amaçlarının gerçekleşmesi için şer, fesat gibi kötülük yoluna teşvik edenler de az değildir. Bunun için çağrılan her fikre, her davete ve her teşvike hemen aldanıp kapılmak doğru değildir. İnsan, teşvik olunduğu, çağırıldığı yolun sonunun nereye varacağını iyi düşünmeli; bu yolun Allah (c.c.)’ın emir ve yasaklarına ve insanlığın yücelmesi için ortaya konmuş yasa ve fikirlere uyup uymadığını kontrol etmelidir.
[1] Buharî, Tevhid, 15; 35; Müslim, Zikr, 2, (26 75), Tevbe, 1, (2675).
[2] Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İ. Canan, 13/261.