Teslim
TESLİM
‘Teslim’ iki çeşittir. Bunlardan birincisi Allah (c.c.)’ın dini emrine teslim, ikincisi kâinatta yürüyen kader hükümlerine teslimdir. Birincisi arif müminlerin teslimidir. “Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Rasûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” [1]
“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” [2]
“Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Esbât’a indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk’ deyin.” [3]
“De ki: Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi tapalım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri, arkadaşlarının ise: ‘Bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları şaşkın kimse gibi gerisin geri (inkârcılığa) mı döndürüleceğiz? De ki: Allah'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir. Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.” [4]
Yüce Allah: “Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar.” [5] buyurmuştur.
Bu ayette üç mertebe sayılmıştır:
Peygamber (s.a.v.)’i tahkim, O’nun verdiği hükmü gönül rahatlığı ile kabul ve O’na teslim. İşte Allah elçisinin hükmünü, buyruğunu tam bir gönül rahatlığı ile kabul edip O’na teslim olmak, dini emirlere teslimdir.
Allah (c.c.)’ın kâinattaki yasalarına, kaderine teslime gelince, bu nokta ayakların kayacağı, akılların şaşacağı tehlikeli bir noktadır. Çünkü bu, kaza’ya rıza meselesidir. Şayet kul, başına gelen olayı savmakla yükümlü değilse yahut savamayacağı olaylarla karşılaşmış ise olana razı olmakla sevap alır ve övülür. Fakat savmakla yükümlü bulunduğu olaylara teslim olmak caiz değildir. Allah (c.c.)’a kulluğun gereği olarak bunları savmak lazımdır. Teslimin üç derecesi vardır:
Birinci derecede teslim, aklın kavrayamayacağı gayb (görünmeyen) haberlerini itirazsız kabul etmektir. Allah (c.c.)’ın gaybî taksimini, kaza ve kaderini, insanlar arasındaki kavramlarla, ölçülerle değerlendirmeye kalkmadan, Allah (c.c.) şunu neden fakir, şunu zengin, falanı çirkin, filanı güzel, falanı sağlıklı-akıllı, filanı sağlıksız, aptal yaratmış gibi insanın normal akıl düzeyinde kavrayamayacağı şeyleri düşünüp ezeli takdiri kendi ölçüleriyle değerlendirmemek ve Hakk’ın yaptığına olduğu gibi teslim olmaktır. Kendisine gelen halleri de itiraz etmeden, karşı koymadan kabul etmektir.
İkinci derece, ilmin hale, kastın keşfe, resmin (şeklin) gerçeğe teslim olmasıdır. Yani Hak’tan gelen hali ilme hâkim kılmak, zahir ilmin şekillerinden manalarının hakikatine, haberden iyana (gerceği görmeğe), görüntüden hakikatin içine geçmektir ki bu, Allah (c.c.)’ta fena (yok olma)’nın başlangıcıdır.
Üçüncü derece, Hak’tan başkasının Hakk’a teslim olmasıdır. Bu derece, bir öncekinin sonucu, kemalidir. Hak’tan başkasının Hakk’a teslim olması, yaratık şekillerin, hakikat karşısında erimesidir. Haktan başka her şey rüsûmdur (resimlerdir). Deniz hakikat kabul edilirse dalga şekilleri o hakikatin görüntüleridir. Kul, görüntüden ibaret olan kendi varlığını Rabbine teslim ederse bütün kâinat şekillerini de kaybeder.
Bu teslimde kul, kendisi Allah (c.c.)’a teslim olduğu gibi her şeyi de Allah (c.c.)’a teslim olmuş görür ki bu, birinci mertebedir. Kul, her şeyi Allah (c.c.)’a teslim etmiştir. Ama henüz görmesini teslim etmemiştir, tesliminin bilincindedir. Ne zaman ki teslim olur ve teslimini de görmezse, yani kendi fiilini görmez, her şeyi Hakk’ın işi görür; kendisi Hakk’a teslim edenin yine Hak olduğunu görüp teslimini kendisine mal etmezse teslimin son noktasına varmış olur. Teslim eden de, kendisine teslim olunan da Hak’tan ibaret kalır. Kul, yalnız bir âletten ibarettir. Bu suretle kul, teslim davasından kurtulur.” [6]
[1]Nûr sûresi, 51.
[2] Bakara sûresi, 128.
[3]Bakara sûresi, 136.
[4]En’âm sûresi, 71.
[5]Nisâ sûresi, 65.
[6]Medâricü’s-Sâlikin.