بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Kötü Ahlâk Hastalıkları / Kötü Ahlâk / Tecessüs
Kötü Ahlâk

Tecessüs

‘Tecessüs’, dikkat ve gayretle her hangi bir şeyin veya insanların iç yüzünü, gizli tarafını, kusurunu araştırmak demektir. [1]

Hastalık veya sağlamlığı anlamak üzere nabız yoklamak, araştırmak anlamına gelen ‘cesse’ fiilinin ‘tefa'ale’ babının mastarıdır. Câsus kelimesi de aynı kökten türetilmiştir.

Tecessüsün olumlu anlamı, bir şeyin iç yüzünü araştırmaktır; bu anlamda tecessüs, merak sonucu bilginin artmasını sağlayan bir erdemdir. Daha çok kullanılan olumsuz anlamı ise, bir şeyin gizli yanını ve kusurunu (kötü ve ayıp hallerini) araştırmaktır. Bir ahlâk deyimi olarak tecessüs, insanların gizli durumlarını, ayıplarını ve kusurlarını araştırıp ortaya dökmektir. Bunun için başkalarının gizli kalmasını istedikleri özelliklerini belirten veya duygularını yansıtan her türlü durum ve eşyaları araştırmak, tecessüs kapsamında yer alır.

Tecessüs, daha çok kötülükleri, kusurları araştırmada kullanılan bir tabir iken; tahassus kelimesi daha çok hayırda kullanılmaktadır. Nitekim Allah (c.c.) Yakup (a.s)'ın oğullarına şöyle dediğini haber vermektedir: “Ey oğullarım! Gidin Yusuf'u ve kardeşini iyice arayın (araştırın). Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin...” [2]

Ancak, her iki kelime kötülük ve kusurları araştırma hakkında da kullanılabilir. Evzâî, tecessüsün her hangi bir şeyi araştırmak anlamına, tahassüsünün de bir topluluğun konuşmalarını onlar istemediği halde dinlemek veya kapıları dinlemek anlamlarına geldiğini söylemektedir. [3]

Tecessüs kelimesi Kur'an-ı Kerim'de sadece bir ayette geçmektedir: “Ey iman edenler! Zandan çok kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah 'tan korkun . Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” [4]

Yüce Allah bu ayette, iman sahibi olan kişilere seslenmekte ve onlardan, zararlı olan üç şeyden uzak durmalarını istemektedir: kötü zan, tecessüs (birbirlerinin kusurunu araştırma) ve gıybet (dedikodu). Her üç davranış da İslâm toplumunun diriliğine, birliğine, güvenine ve kardeşliğine zarar veren davranışlardır.

İnsanlar hata edebilirler, kusurları olabilir, hatta günah bile işleyebilirler. Hiç kimse melek olmadığına göre, hatasız ve kusursuz insan olmaz. Ancak Müslüman’a, toplum içinde kardeşlerinin hatalarının ve kusurlarının gizlenmesi, saklanması tavsiye edilmiştir. Açıktan açığa işlenen günahlar ise, ‘Nehy-i ani’l-Münker’ (kötülüklerden sakındırma) çalışması ile ortadan kaldırılmaya çalışılır.

Müslüman’ın gizlice işlediği, ancak kimseye zarar vermeyen bir suçu (günahı) araştırılmaz. Kimileri kendi noksanını, günahını ve hatasını ayıp sayar. Bu kendine ait olan ayıbın ortaya konulmasından hoşlanmaz. İslâm da gizli suçların, ayıpların, kişiye ait eksik durumların, gizli sırların araştırılmasını ve ortaya konulmasını helâl görmez.

Görüldüğü gibi tecessüs, Kur'an'da menedilen, şiddetle yasaklanan şeylerden biridir. Aynı zamanda burada bir nevi, müminin vasıfları belirtilmekte, tanımı yapılmaktadır. Buna göre müminler, kötü zan, tecessüs ve gıybetten uzak dururlar.

Allah (c.c.) müminler arasında her türlü çirkinliğin ve kötü işlerin yapılmasını isteyenleri, yani bunu yapanları dünya ve ahirette acıklı bir azapla tehdit ediyor. [5]

İslâm, bir cemaat (toplum) dinidir. Cemaatin bütün bireyleri diğer kardeşlerinin haklarını korudukları gibi, birbirlerinin iyi durumunu isterler, kötü duruma düşmelerini istemezler. Onlara ait şeref, iffet, namus, haysiyet gibi değerleri kendi haysiyetleri kadar korurlar. Onların sakladığı, duyulmasını istemedikleri gizli hallerini, ayıp ve kusurlarını araştırıp diğer insanlara yaymazlar. Onları toplum içinde küçük düşürmez, halk arasında kötü tanınmaları için uğraşmaz, onların bu gibi kusurlarını gizlemeye çalışırlar. Çünkü böylelikle hem çirkin şeyler insanlar arasında yayılmaz, hem de mümin bir insan diğerlerinin arasında değerini kaybetmez. Yukarıdaki âyet-i kerimenin, müslümanların kardeş olduğunu vurgulayan âyetlerden hemen sonra gelmesi de buna işaret olarak anlaşılabilmektedir.

Bir adam İbn Mes'ud'a gelerek ‘falancanın sakalından rakı damlıyor’ dedi. ibn Mesûd’un buna cevabı ise şöyleydi: ‘Biz tecessüs etmekten nehyolunduk. Ancak açığa vurduğu zaman, yargıda bulunabiliriz.’ Mücâhit de, ‘birbirinizin kusurunu araştırmayın’ ayetinden maksadın ‘açığa çıkanı almak, gizli kalanı bırakmak’ olduğunu söylemektedir. [6]

Bu hadislerden de anlaşıldığı gibi insanın hiç bir şekilde çiğnenemeyecek ve dokunulamayacak olan şerefi, haysiyeti, hak ve hürriyetleri vardır. Bunlardan biri de, gizli hususların araştırılmamasıdır. İslâm dini, bu şekilde fevkalâde mükemmel bir tarzda fertlerin haklarına riayet etmeyi emretmiştir. İslâm'da insana, onuruna yakışır bir şekilde davranma emredilirken, onun hiç bir şekilde zarara uğratılmasına izin verilmemiştir.

Başkalarının özel durumlarını, izinleri olmaksızın öğrenmeye çalışmak, mahremiyetine girmek, genel bir yasaktır. Tecessüs yasağı, bir insan hakkı olan ‘özel hayatın gizliliği’ kapsamında, özel hayatın gizliliğinin korunmasını sağlayan ilkeler arasında yer alır. İnsanlar, genellikle ayıp şeylerin gizli tutulmasını isterler. Ancak, bazı insanlar, ayıplarını açıklar veya ayıp sayılan bazı davranışları açıkça işler, gizleme ihtiyacı ve gereği duymazlar. Bu durumların, artık gizliliği kalmamış demektir. Tecessüs yasağında ilke, gizli hususları araştırmamaktır, açık hususları merak etmekte yasak yoktur.

Kişinin gizli kalmasını istediği durumlar için Hz.Peygamber (s.a.v.), şu ölçüleri verir: “Bir kimse konuşurken, başkasının işitmemesi arzusuyla etrafına bakınırsa, o şey gizli sayılır.” [7]

“Bir örtüyü aralayıp kendisine izin verilmeden bakan kimse, aşılması helal olmayan sınırı aşmış olur.” [8]

“Kim bir topluluğun kendisinden kaçtığı (hoşlanmadığı) bir haberi işitmeye çalışırsa, kıyamet gününde iki kulağına kurşun dökülür.” [9]

İnsanları tecessüse itmek de doğru değildir: “Üç kişi olduklarında, ikisi üçüncülerini bırakıp gizlice konuşmasınlar.” [10]

Hz.Peygamber (s.a.v.) tecessüsün imanla ilgisini şöyle kurar: “Ey diliyle inanıp kalbine iman girmeyenler! Müslümanlara eziyet etmeyin ve onların gizli tarafını araştırmayın. Allah, müslüman kardeşinin gizli tarafını araştıranın gizli tarafını araştırır. Allah, kimin gizli yanını araştırırsa, evinin içinde bile olsa onu herkese karşı mahçup ve rezil eder.” [11]

Gizli halleri araştırmak, gönül yaralayıcı ve bozguncu bir davranıştır: “Müslümanların gizli hallerinin peşine düşerseniz, onları bozarsınız (fesada uğratırsınız).” [12]

Bu açıdan, aynı gerekçeyle, devlet adamları da gizlilik peşinde olmamalıdır: “Bir yönetici, şüphelendiği kimseleri tecessüs ederse, onları bozar.” [13]

“Bir kul dünyada bir kulun (ayıbını) örterse, Kıyamet Günü de Allah onun ayıbını örter.” [14]

Müslümanların kendilerine ait, hiçbir zaman saldırılmaması gereken hakları, haysiyet ve şerefleri vardır. Bunları korumak diğer müslümanların görevidir. Gizli hallerin araştırılmaması müslümanların diğerleri üzerinde bir hakkıdır. İnsan onuruna yakışan da onu şereflendirmek, toplum içinde rezil ve rencide etmemektir. İslâm’da insana, insan olma onuruna yakışır bir şekilde davranma emredilirken, onun hiçbir şekilde taciz edilmesine izin verilmemiştir.

Ancak burada özellikle ifade edilmesi gereken başka bir husus vardır: Müslüman, kardeşinin hatasını araştırmaz, onun ayıplarını ve hatalarını ortaya dökmez. Fakat Müslümanların aleyhine çalıştığı, zarar vermek için elinden gelenin ardına koymayan insanların gizli niyetlerini araştırmak, onlardan korunmak için tedbir mahiyetinde olmak üzere sorgulamalar yapmak kesinlikle tecessüs olmaz.

Bir insan gizliden gizliye topluma zarar verici fiiller planlıyor ve gerçekleştiriyorsa, tecessüs endişesiyle bu şahsın zararlı faaliyetleri incelenmekten kaçınılamaz. Zarar veren hiçbir fiil korunamaz. Bu sebeple zararı açık olan gizli faaliyetler de ortaya dökülmeli, zarar izale olunmalıdır.

Tecessüsün en çirkini aile sırlarının araştırılmasıdır. Kimi ahlâk eğitimi almamış, karaktersiz insanlar vardır ki; başka insanların aile sırlarını öğrenmeye çalışırlar. Hatta başka ailelerin aile içi özel meselelerini sabahları akşam edinceye kadar konuşurlar, laf taşıyıcılık yaparak bir şekilde edindikleri özel aile sırlarını etrafa yaymaya çalışırlar. Kimi zaman yalanlar ortaya atarlar ve bunu bazı ailelerin özel sırlarıymış gibi insanlara sunmaya çalışırlar. Bu tür insanların ne dünyada ne de ahirette yüzleri gülmez, iki dünyada da rezil olur, felaketlerin en ağırlarına duçar olurlar. Çünkü laf taşımayla casuslukla aileleri huzursuz etmişler, belki aile söndürmüşlerdir. İşte bu sebeple dünyaları da ahiretleri de harap olmuştur. “Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.” [15]

Yüce rabbimizin soysuz olarak nitelendirdiği bu yapıdaki insanların özelliklerinden birisi de durmadan söz taşımalarıdır.

Tecessüs Hastalığından Kurtuluş Yolu

Konuya ilişkin ayetler, hadisler ve İslâm önderlerinin sözlerinden anlaşıldığına göre tecessüs, Müslüman kimsede olmaması gereken bir ahlâk hastalığıdır. Müslüman bu hastalığın kendisinde bulunduğunu tespit ettiği zaman derhal tedavi yoluna gitmelidir. Diğer Müslüman kardeşleri bir kardeşlerinde bu hastalığı gördüklerinde kardeşlik görevini yerine getirerek onun bu hastalıktan kurtulmasına yardımcı olmalıdır.

Müslüman, kardeşlerinin hatalarını araştıran, onu etrafına yayan acı dilli insan değildir. Aksine Müslüman güzel sözü ve tatlı diliyle insanları güzele ve doğruya taşıyan kişidir. Müslümanın hayatının her dakikasının çok büyük değeri vardır. O, her alıp verdiği nefesin hesabını vereceğini ve bunların sayılı olduğunu bildiği için kendi kusurlarını düzeltmek, ibadet ve itaat ile vakit geçirmek gerekirken başkalarının kusurları ile uğraşmanın abesle iştigal olacağını bilir. Bu bilinçle hareket edildiği taktirde, tecessüs hastalığı ortadan kalkacak ve herkes kendisini ilgilendirmeyen konularla uğraşmayacaktır.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Yûsuf Sûresi 12/87.

[3] İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, VII, 358.

[4] Hucurât Sûresi 49/12.

[5] Nûr Sûresi 24/19.

[6] Seyyid Kutub, Fi Zilâli'l-Kur'an,

[7] Ebu Davud, Edeb, 32; Tirmizî, Birr, 39.

[8] Tirmizî, İsti'zân, 16, Edeb, 76.

[9] Buharî, Ta'bîrü'r-Rü'yâ, 45.

[10] Buharî, İsti'zân, 45; Müslim, Selâm, 36.

[11] Ebu Davud, Edeb, 35, no:4884; Tirmizî, Birr, 85, no: 2032.

[12] Ebu Davud, Edeb, 39, no: 4888.

[13] Ebu Davud, Edeb, 39.

[14] Sahîh-i Müslim.

[15] Kalem sûresi 68/14.