Ta'zim
TAZİM
‘Ta’zîm’, saygı gösterme, büyültme, yükseltme ve yüceltme demektir.
Ta’zîm, büyük bir fazilettir, insanın eğitim düzeyinin bir sonucudur.
Ta’zîmin karşıtı, kibir, kabalık ve kendini beğenmişliktir. Büyüklere saygı göstermek, küçüklere karşı şefkatli olmak ve akranlara karşı hoşgörülü olmak, İslâm’ın öngördüğü erdemlerdendir.
Hz. Muhammed (s.a.v.):
“Küçüğümüze acımayan, büyüğümüzün hakkını tanıyıp ona saygı göstermeyen bizden değildir.” [1]
“Allah (c.c.) her konuda merhametli olmayı sever.” [2]buyurmuştur.
Yalnız yaşça değil, ilim ve tecrübe bakımından büyük olanlara da saygı göstermek İslâm ahlâkındandır. Bu ahlâk ilkesi de ilk Müslümanlardan başlayarak günümüze kadar uygulanmış ve bununla İslâm toplumlarında sevgi ve saygıya dayalı, karşılıklı haklara riayet edilen mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürülmüştür.
Diğer ahlâk ilkelerinden olduğu gibi ta’zîm ilkesinden de uzaklaşıldığı zaman toplum disiplini azalmış ve huzursuzluklar artmıştır.
Ancak her şeyde olduğu gibi bunda da ifrat ve tefrite düşmemek gerekir. Yani yeri, zamanı ve ehli olup olmadığına bakmaksızın karşımıza çıkan her insana ta’zîmde bulunarak ifrata varmamak gerektiği gibi, hiçbir kimseye ve özellikle itibarlı kişilere saygı duymamazlık ederek de tefrite düşmemek gerekir. Bunların ikisi de çirkindir. Ta’zimde aşırıya kaçan kimse, hem kendi vakar ve onurunu kaybetmiş, hem de ta’zim ettiği kişiyi kibir ve gurura alıştırmış olur.
Anlamına yukarıda da değinildiği üzere ta’zim bir varlığı kalpte büyük görmek, onun şan ve şerefini yüceltmek ve emrini bütün emirlerin üstünde tutmaktır. Allah Teâlâ’ya ta'zim ise O’na, bu duygu ve hissiyatın en zirvede olanını tahsis etmektir. [3]
İslâm dininin özü de ta’zim li-emrillah; Allah Teâlâ’nın bütün emirlerine ta’zim, yani gönülden gelerek boyun eğmek ve şefkat li-halkillah; Allah Teâlâ’nın mahlukatına şefkat ve merhametle hizmet etmektir. [4]
Görüldü üzere gerçekte ta’zim sadece Allah Teâlâ’ya yapılması gerekir. Ancak kişinin edebe riayet ederek ilim, ahlâk ve takva bakımından kendinden yüksek mertebede olanlara ta’zimde bulunması da İslâm ahlâkı açısından gereklidir. Aynı zamanda İslâm ahlâkının öne çıkardığı bu davranış kullar için de şefkat ve merhamet ilkesini birlikte getirmektedir. Yani müminler aslında ve nihai olarak Allah Teâlâ’ya ta’zimde bulunmakla beraber değerli kişilere de ta’zimde bulunmalıdırlar. Aynı zamanda kendilerinden küçük olup ilim ve tecrübe bakımından daha aşağıda olanlara da sevgi ve merhametle muamele etmek durumundadırlar.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ’nın kurallarına ta’zimde bulunmayla ilgili olarak şu şekilde buyrulmaktadır: “Her kim Allah’ın hükümlerine ta’zimde bulunursa (saygı gösterirse) şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.” [5]
“Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı ta’zim etmeniz, şükretmeniz içindir.” [6]
Görülüğü üzere Allah Teâlâ kullarından kendilerine verilmiş olunan nimetlerden ötürü O’na ta’zimde bulunmalarını istemektedir. Bu da bize gösteriyor ki aslında insanın en başta Allah Teâlâ’ya ta’zimde bulunması şarttır. Çünkü O bizlere birçok nimet vermiştir ki onların başta geleni ve en önemlisi yaratılmış olmamız ve kendisine kul olmamızdır. Bundan sonra insanın büyüklere ve değerli kişilere ta’zimde bulunup saygı göstermesi gerekir. Ayrıca kendinden küçüklere de şefkat ve merhamette bulunması gerekir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” [7]
Ayrıca saygı ve hürmet gösterilecek kişiler sadece büyükler değildir. Bunun yanında ilme ve insanlığa verilen kıymetten ötürü ilmiyle amel eden Kur’an hafızlarına ve adil yöneticilere de saygı gösterilmelidir. [8]
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde bu konuyu şöyle izah etmektedir: “Saçı sakalı ağarmış Müslümana, okuyuşunda aşırı gitmeyip, ahkâmıyla amel eden Kur’an hafızına ve adil hükümdara saygı göstermek, Allah’a duyulan saygı ve ta’zimden ileri gelir.” [9]
Hadis-i şerifte görüldüğü üzere saygı ve ta’zimde bulunulacak kişiler sayılırken yaşlı müminler göz ardı edilmemiş ve hatta ilk sıraya koyulmuştur. Nitekim bu İslâm dinin tecrübe ve ilim bakımından üstün olan yaşlı kişilere saygıda bulunmaya ne derece önem verdiğini göstermektedir. Ancak saygı, hürmet ve azamet sadece bununla da sınırlı kalmamalı ve diğer kıymetli şeylere de saygı ve ta’zimde bulunulmalıdır. İşte onların başında ilim ve adalet gelir ki hadis de bu niteliklere sahip olan kişilere ta’zimde bulunmayı vurgulamıştır. Nitekim İslâm’a göre ilmin en büyüğü Kur’an’ı anlatan ilimdir. İşte bu da hafızlıkla olacaktır. Bunun için hafızlara saygı ve ta’zimde bulunmak öne çıkarılmıştır. Ancak unutulmamalı ki burada ta’zimde bulunmanın şartı kişinin ilmiyle amel ediyor olmasıdır. Öyle ki Kur’an en yüce ilim olduğuna göre onun tanzim ettiği davranışlar da en ahlâki ve en dürüst davranışlar olacaktır. Öyleyse Kur’an’daki ilimle amel eden bir kişi zaten saygı ve ta’zim de bulunmayı hak ediyor demektir.
İslâm’ın adalete verdiği önem hatırlanırsa adil bir yöneticiye ta’zimde bulunmanın kıymeti de anlaşılacaktır. Yalnız bilinmelidir ki ta’zimde bulunmak her yöneticinin hakkı değildir. Bu sadece adil olan ve adaleti hakkı hukuku gözeten yöneticiler için geçerli ve gereklidir. Çünkü zalim bir yöneticiye ta’zimde bulunmak ahlâki olmadığı gibi zulmü de arttıracak ve zalimi güçlü kılmış olacaktır. Nitekim bu konuda ifrat ve tefritten kaçınılması gerektiği zikredilmişti.
Ayrıca kişilere hakkı olanı sunma adalet olduğu gibi, hak etmediği hal de birine ta’zimde bulunmak ise adaletsiz davranmak olacaktır. Nitekim Peygamber (s.a.v.) bu konuda ölçülü olmakla ilgili şu hadis-i şerifi zikretmiştir: “İnsanlara mevki, makam ve seviyelerine göre muamele ediniz” [10]
Burada da vurgulandiğı gibi her insan ta’zimde bulunmayı saygı ve hürmeti hak etmeye bilir. Bunun için kişilere hak ettiği şekilde davranmak ve onlarla bulundukları durumları göz önünde bulundurarak ilişkiye girmek gerekir. Eğer bu gözetilmezse ve hak etmediği halde herhangi birine ta’zimde bulunulursa hem karşıdaki kişiye yanlış yapılmış olunur hem de bu davranışıyla insan kendi onur ve izzetini zedelemiş olur.
[1] Buharî.
[2] Buharî.
[3] Üsve-i Hasene, Ömer Çelik, Mustafa Öztürk, Murad Kaya, s. 61.
[4] A.g.e. s. 61.
[5] Hacc sûresi, 22/32.
[6] Bakara sûresi, 2/185.
[7] Tirmizi, Birr, 15.
[8] Üsve-i Hasene, s. 418.
[9] Ebu Davud, Edeb, 20.
[10] Ebu Davud, Edeb, 20.