بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Siyaset Ahlâkı / ERDEMLİ SİYASETÇİNİN ÖZELLİKLERİ / Sözleşmelere Bağlılık
ERDEMLİ SİYASETÇİNİN ÖZELLİKLERİ

Sözleşmelere Bağlılık

Sözleşmelere ve verilen

sözlere bağlı kalmak erdemli siyasetçinin en önemli özelliklerindendir.

‘Vadinde durmak’, verilen sözde durmak ve onu yerine getirmektir.

Vaad, dilimizde vaad etmek veya söz vermek diye de ifade edilir. Dinimiz, Müslümanlara

vaadlerinde durmayı emreder. Kişinin İslam’ını tamamlayan hususlardan biri de

budur. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde vaad ve ahitlerin yerine getirilmesi,

Müslümanlara emir olarak bildirilmiştir. Bunun için her müminin, gerek Allah

(c.c.)’a verdiği sözleri yerine getirmekte ve gerekse diğer müminlerle ve hatta

mümin olmayanlarla yapmış olduğu sözleşmelerinde, anlaşmalarında dürüst

davranması, onun dinî ve ahlâkî kişiliği açısından gereklidir.

Kur’an-ı Kerim’de Hz İsmail

(a.s.) bu vasfıyla tanıtılır. “Kitapta

İsmail’i de an! Muhakkak ki o, vaadinde sadıktı ve Allah tarafından gönderilmiş

bir peygamberdi.”[1]

Bir kısım âlimlerimiz,

vaadini yerine getirmemeyi şu mealde ayette zikredilen duruma

benzetmiştir: “Yapamayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında

pek büyük bir gazap sebebidir.”[2]

Kur’an-ı Kerim’de

ahitlerin, verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilgili birçok ayet vardır. İşte

bu ayetlerden biri şöyledir: “Ahdi

de yerine getirin! Muhakkak ki ahidden dolayı sorumluluk vardır.”[3]

Bazı âlimlerimiz,

kişinin vaadini, kendisi üzerine bir şehadeti olarak değerlendirmiştir. Vaadin

yerine getirilmesini bütün ulema dinî bir emir olarak değerlendirmiş, fakat

farz olmadığını söylemiştir. Ancak, şunu da belirtelim ki, bazı âlimlere göre,

bu konu üzerine gelmiş olan ayet ve hadislerin delaleti, onun vacip

olmasınadır. Böylesi şiddetli vaidlerle vaade riayet emredilirken, vaade uymamanın

‘kerahet-i tenzihiye’ olarak görülmesi bazılarınca çelişki olarak

değerlendirilmiş: ‘Hele bir bakılsın. Vaadden dönmeye haram derken vaade uymak

vacip değildir, denebilir mi veya uyulması vacip olmayan bir vaadi tutmamakla

günaha girilir denebilir mi?’ denmiştir.

Şu halde vaadi yerine

getirmenin vacip olduğunu söyleyen de olmuştur. Bazı Malikî âlimler: ‘Vaad bir

sebebe bağlı ise, o vaade uymak vaciptir, değilse değildir’ demiştir. Örneğin

bir kimse, ‘Benimle evlenirsen sana şunu alacağım’ derse, o da

kabul etse bu vaadin yerine getirilmesi vaciptir.’

Vadinde durmak, insanın,

doğru, dürüst ve güvenilir bir kişi olduğunu gösterir. Vadinde durmanın

karşıtı, vadini bozmak, sözünde durmamaktır. Dinimiz vaadini bozup sözünde

durmayanı münafığa benzetmektedir. Bu özelliğin münafıkların temel

özellikleri arasında yer aldığını ifade etmektedir. “Onlar ki, söz verip antlaştıktan sonra Allah’a verdikleri sözü

bozarlar. Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını)

keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.”[4]

Hadis-i şerifte de

sözünü tutmamak, münafıklık alâmetlerinden biri olarak zikredilmiştir. Rasûlullah

(s.a.v.) buyurdular ki: “Dört haslet

vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse münafıktır. Kimde de bunlardan

biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var

demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince

sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar.”[5]

Sözünde durmama özelliği

İsrailoğullarına ait olduğunu pek çok ayette görmekteyiz. “Hani bir

vakitler İsrailoğullarından şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah’tan

başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere,

çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı

kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden

döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.”[6]

Bir şair diyor ki:

‘Bir şeye ‘Evet’

dediğin, yani söz verdiğin zaman onu tut, yerine getir. Çünkü o verilen söz,

özgür ve kişilik sahibi bir insan üzerine borçtur. Yok, eğer vadini yerine

getiremeyeceksen ‘evet’ yerine ‘hayır’ yani ‘yapamam’ de ki rahat edesin.

Böylece de insanlar sana yalancı demesin!’

Bir şeyi vaad ederken ‘İnşallah’

yani ‘Allah dilerse’ sözünü söylemeyi unutmamak gerekir. Zira bu istisna (yani

hükümden çıkarış) söze eklenirse, söz zamanı geldiği halde aksi olursa insanı

yalandan kurtarır. Ama bu kutsal terimleri de istismar ve sömürü aleti yapmamak

gerekir.[7]

Toplum hayatının her alanında olduğu gibi siyasette de vadinde durmak çok önemli bir

özelliktir. Vadinde durmayan siyaset adamı bu tutumuyla hem Müslüman olarak

kendisine yakışmayan, Allah (c.c.) ve Rasûlünün (s.a.v.) istemediği,

yasakladığı bir davranış sergilemiş olur ve hem de toplum içinde artık

güvenilmeyen bir kişi ve siyaset adamı haline gelmiş olur. Bu duruma düştüğünde ise artık itibar

kaybına uğramaya ve sonunda toplumdan

silinmeye mahkûm olur. İslâm’ın emir ve yasakları ile İslâm ahlâkı

kurallarının her birinin sayılamayacak derecede yararları olduğu gibi vadinde

durmanın ve sözleşmelere bağlı kalmanın da sayısız yararları vardır. Erdemli

siyaset adamlarının kendileri bu kuralları noksansız

uyguladıkları gibi, kendilerinden sonraki nesillere de söz ve uygulamalı

eğitimlerle taşımalıdırlar.

[1] Meryem

sûresi, 19/54.

[2] Saf sûresi, 61/3.

[3] İsra sûresi, 17/34.

[4] Bakara sûresi, 2/27.

[5] Buharî, İman

24; Müslim, İman, 106; Tirmizî, İman, 14.

[6] Bakara Sûresi, 2/83.

[7] A. Rıfat, Tasvîr-i Ahlâk, 124.