Sika
SİKA
Sika, Allah (c.c.)’a güven, tevekkül gözünün merceği, tefviz dairesinin merkez noktası, teslim kalbinin içidir. Allah Teâlâ: “Musa’nın annesine: ‘Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu Nil nehrine bırak, korkma, üzülme, biz onu tekrar sana geri vereceğiz’ diye vahy ettik.” [1]
Hz Musa (a.s.)’nın annesinin, çocuğu sandığa koyup suya atması, Allah (c.c.)’a tam anlamıyla güvenin yani ‘Sika’nın eseridir. Allah (c.c.)’a güvenmeseydi, ciğerinin parçasını koca nehrin dalgalı akıntılarına bırakmazdı.
Allah (c.c.)’a güven, ‘Sikatü billah’ tefvizin de odak noktasıdır. Nasıl dairenin çemberinin her noktası, merkezine aynı uzaklıkta ise, Allah (c.c.)’a güven de tefviz dairesinin her noktasına aynı uzaklıktadır. Tefviz güven merkezinin çevresinde döner.
Kur'an-ı Kerim, İslâm’ı ciddiye alan ve Allah (c.c.)'a imanla dönmeye kesin karar veren, Allah (c.c.)’a güvenen “Sikatü billah” müminlerin onurlu mücadelelerini dile getiren örneklerle doludur. Bu örneklerle Müslümanlara, şartlar ne olursa olsun imanınızdan ve İslâm'dan vazgeçmeyin mesajı verilir. Örneğin, siyasal zulmün tipik örneğini simgeleyen Firavun'un, inananlara yönelik tehdidini içeren olay Kur'an'da şu şekilde ifade edilir: “Firavun: Ben size izin vermeden ona inandınız öyle mi? der ve ilâve eder: Bakın, bu sizin yaptığınız şehir halkını çekip götürmek için bu şehirde tezgâhladığınız sinsice bir tuzak; ama bekleyin, yakında göreceksiniz. Bu dönekliğiniz yüzünden mutlaka içinizden pek çoğunun ellerini ayaklarını keseceğim, pek çoğunuzu da asacağım!” [2] Diyerek inananları asıp kesmekle tehdit eder. İman imtihanını verme vaktinin geldiğini anlayan müminler, kendilerine yönelik bu tehdit karşısında hiç tereddüt etmeden ve korkmadan şöyle haykırırlar:
“Bundan ne çıkar, biz de Rabbimize döneriz. Çünkü sen sadece Rabbimizin ayetlerine inandık diye bize hınç duyuyorsun. Sonra onlar: ‘Ey Rabbimiz, zor zamanda bize sabır ihsan et ve sana yürekten bağlanan kimseler olarak canımızı al!” [3]
Diyerek Yüce Allah'a yalvarırlar. Zor zamanda inanıp Allah (c.c.)'a güvenmek, O'na teslim olup Müslüman kalmak işte budur. Bin bir acı ve işkencelerle iman imtihanından geçen ilk nesil Müslümanları da, kendilerine yönelik baskılar karşısında sergiledikleri yiğitçe tavırlarıyla, bu mesajı çok iyi algıladıklarını ispatlamışlardır.
“O müminler ki, insanlar onlara ‘müşrikler sizin için (asker) topladılar, onlardan korkun’ dediler de onların imanı arttı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir (hasbünallahu ve ni'me'l-vekîl)’ dediler.” [4]Bu ayetteki olayda zorluk ve baskı karşısında müminlerin imanının, Allah (c.c.)’a güvenlerinin arttığını belirtilmektedir. Nitekim Sukûnî de, ‘Tevekkül iman ölçüsünde olur, tevekküle dil uzatan imana dil uzatmıştır’ demiştir. O halde Allah (c.c.)'a inanmakla O'na güvenmek arasında direkt bir bağ vardır. Bu demektir ki, iman insanın sabrını artırır, yılgınlık ve ümitsizlikten uzaklaştırır ve sebat ve azim verir.
Allah (c.c.)’a güvenmek ile iman, tevekkül, sabır arasında direkt ilişki vardır. İmanın esas unsurları sevmek, güvenmek ve teslim olmaktır. Mü'min, Allah (c.c.)'ı bilen insan değil, O'nu seven insandır. Dünyaya gelişi ve gidişi kendi elinde olmayan insanın, yaşadığı dünya hayatının da keyfî olamayacağını düşünüp anlaması gerekir.
Böylesi bir iman, olumlu her ahlâkî erdemin merkezi ve İslâmî her güzelliğin kaynağını teşkil eder. Zira İslâm'da Allah (c.c.)'a ve vahye karşı içten bir bağlanış ve inanışa dayalı olmayan hiçbir fazilet düşünülemez.
“(Gerçek) müminler ancak o kimselerdir ki; ne vakit Allah adı anılsa, kalpleri ürperir, (derileri diken diken olur) yanlarında Allah'ın âyetleri okunduğu zaman îmanlarını artırır ve yalnızca Allah'a tevekkül eder (ve ümitlerini O'na bağlarlar) kendilerine sadaka olarak bahşetmiş olduğumuz şeylerden harcama yaparlar. İşte bunlar hakîkî anlamda mü'min olanlardır.” [5]
Bu âyette, "gerçek mümin"; sahiden müttakî, Allah (c.c.)'ın adının yalnızca anılmasının bile kalbinde ve bedeninde derin huşû hissi uyandırmaya yettiği ve gerek toplum, gerekse ferdî bütün hayatını bu hâlet-i rûhiyye ile düzenleyen bir insan olarak tasvir edilmektedir.
[1] Kasas sûresi, 26/7.
[2] Araf sûresi, 7/123–124.
[3] Araf sûresi, 7/125-126.
[4] Al-i İmran sûresi, 3/173.
[5] Enfal sûresi, 8/2.