NEZAKET
Hiç şüphe yok ki; Allah (c.c.), halim (yumuşak ve ağırbaşlı) olanı sever. Genel olarak insan yaratılışının istediği ve hoşlandığı da budur. Allah (c.c.), sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’e şöyle buyuruyor:
“Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz senin etrafından dağılıp giderlerdi.” (Al-i İmran sûresi, 3/159.)
Burada Rabbimiz, insanın yaratılışında olan bir gerçeğe dikkat çekmiştir. Zira insan psikolojisi, kaba ve katı tavır ve davranışlara karşı oldukça hassastır. Kaba ve katı tabiatlı olsaydın, etrafındakileri sürekli azarlasaydın, onlara emirler yağdırıp zora koşsaydın ve kendin ise rahat içinde bulunsaydın, onların hatalarını affetmeyip cezalandırsaydın, ruhu okşayıcı bir üslupla nasihat etmeyip, toplum içinde küçük düşürseydin, bu ve benzeri katılığı gösterseydin, etrafındaki arkadaşların, sana iman edenler dağılır giderlerdi. Onları bir araya getiremez ve toplayamazdın. Çünkü bu insanın yaratılışına aykırı idi. İnsan yaratılış itibariyle kabalığa tahammülsüzdü.
İnsanın yaratıcısı olan Allah (c.c.) onun nasıl daha huzurlu ve mutlu olabileceğini en iyi bilendir. Çünkü insan fıtratını yaratan O’dur. İşte bu yaratılış kanunlarını koyan, bizleri yoktan var eden Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de yine fıtrat kanununa dikkatimizi çekiyor ve bir ahlâk ilkesini öğretiyor.
“(İnsanları) Allah’a çağıran, hayırlı amellerde bulunan ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”
“(Elbette) iyilikle kötülük bir değildir. O halde sen kötülüğü en güzel biçimde sav. Sonra (görürsün ki) seninle kendisi arasında düşmanlık olan kimse, yakın bir dostun oluvermiştir.”
“Buna da ancak sabredenler ve büyük pay sahibi olanlardan başkası kavuşturulmaz.” (Fussilet sûresi, /33-35.)
Peygamberimiz (s.a.v.)’in Nezaketi
Peygamberimiz, bir peygamber olması nedeniyle her seviden insanlarla görüşüp konuşuyordu. Bunlar içinde devlet ve kabile başkanları, zengin ve soylu kimseler olduğu gibi, fakirler, zayıf ve kimsesizler, yetimler, kadınlar ve çocuklar da yer alıyordu.
Bütün bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, yaşları, başları ve huyları birbirinden ayrı olan insanlarla ilişkilerini, doğru, sağlıklı ve kalıcı bir şekilde sürdürüyordu. Bunun için onlarla her alanda diyalog kuruyor, onlara nazik ve geniş kalpli davranıyordu. Zaten alemlere rahmet olarak gönderilmesi de bunu gerektirmiyor muydu?
Hizmetinde bulunan yakın Sahabilerin anlattığına göre, Peygamberimiz (.s.a.v.) insanların en nazik, en nezih, en zarif, en latif ve en ince ruhlusu idi. Edep, terbiye ve görgü kuralları O’nun hayatında en güzel ve en ideal biçimde yer alıyordu.
Peygamberimiz nezaketini hiç kimseden esirgemez, herkese karşı tatlı ve nazik davranırdı. Kendisine hitap edildiği veya soru sorulduğu zaman en güzel şekilde cevap verirdi.
Hz. Enes (r.a.), Peygamberimizin eşsiz nezaketini şöyle Anlatıyor:
“Kendisine bir şey soranı can kulağı ile dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah elini çekmezdi.
Birisiyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye doğru hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selam verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı.
Kendisini ziyarete gelenlere ikramda bulunurdu. Oturmaları için çok kere hırkasını sererdi. Bazen de altındaki minderi misafire verir, üzerine oturması için işaret eder ve kendisi de açık yere otururdu.
Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam etmezdi.
Medineli bir çocuk gelir, Resulullah’ın elinden tutar, O’nu istediği yere götürürdü. Resulullah, gitmem demezdi.
Ben O’na senelerce hizmet ettim. Bir defa olsun yaptığım bir şey için, Niçin yaptın ? yapmadığım bir iş için, niçin yapmadın, dediğini hatırlamıyorum.”
Peygamberimizin bir başka nezaketini ve güzelliğini Hz Aişe (r.a.) annemiz anlatıyor: “Resulullah kendi eliyle ne bir hizmetçiye, ne de bir kadına vurmadığı gibi –Allah yolunda savaş hali hariç- elini sertçe herhangi bir şeye vurduğunu da görmedim.”
Peygamber Efendimiz davetlilere ve misafirlere karşı da nazik davranırdı. Davet edilenler arasında bazıları, kalkıp gidilmesi gerektiği halde kalkıp gitmeseler dahi Peygamberimiz onlara doğrudan gitmeleri gerektiğini hatırlatmaz, nazik davranarak dolaylı bir biçimde hissettirirdi.
Bütün bu örneklerden anlaşılıyor ki, Resulullah her konuda olduğu gibi en güzel ahlak prensiplerinden birisi olan nezakette de insanlığın en güzel örneğidir. Müslümanlar O’ndan aldıkları nezaket dersleri ve eğitimi ile ortaçağ insanlığına aydınlık ufuklar açmışlar ve görgü kurallarını yerleştirmişlerdir. (Peygamberimizin Örnek Ahlakı, M. Paksu.)
Bir defasında Hz. Ebubekir (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.) arasında bir tartışma olmuştu. Konu Peygamber (s.a.v.)’e gelince üzülmüştü. Hz Ömer (r.a.) bir müddet sonra pişman olarak, Hz Ebubekir (r.a.)’in evine O’ndan özür dilemeye gitmiş fakat evde bulamamıştı. Sonra Resulullah’ın huzuruna geldiğinde, kimseye fırsat vermeden Hz. Ebubekir:
“Ya Rasulellah, Ben haksız idim, Ömer’e yakışıksız davrandım.” Deyince Hz Ömer:
“Hayır Ya Rasulellah, haksız olan bendim. Ebubekir’den özür dilemek için evine gittim, bulamadım.” Diyordu.
Her biri kendi nefsini suçluyor, hatayı kendisinde görüyordu. İşte nezaketin insana kazandırdığı yüksek ahlâk seviyesi budur. İnsan hata yapabilir ama hatadan hemen dönmek fazilettir. Yapılan hatalara karşı sabırlı ve erdemli davranarak sabretmek ve hatayı yapanın hatasından dönmesini sağlayıp onu affetmek ayrı bir erdemdir. (Ahlâk Bilinci, H. Caneri.)