MARİFET
‘Marifet’ sözlükte, herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkla yapılmış olan şey, bilme, biliş, vasıta, hoşa gitmeyen şey, tuhaflık anlamlarına gelmektedir.
‘Marifetullah’, Allah’ı bilme, tanıma, O’nu bütün sıfatlarıyla öğrenme, hakkında bilgi sahibi olma demektir.
‘Marifetullah’, iki kelimeden meydana gelen bir tamlamadır. Bunlar “marifet” ve “Allah” kelimeleridir. Bununla birlikte, marifet Allah’ı onun isimlerini ve sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliğini bilmek; alçak gönüllü olmak manasını ifade ettiği gibi bilginler arasında ilim manasına da gelmektedir, ki onlara göre, her ilim bir marifettir, her marifet de bir ilimdir. Allah’ı âlim (bilen) herkes ariftir, her arif de alimdir. (Kuşeyri Risalesi.)
Marifetullah, aslında kişinin Allah’ı hakkıyla tanıması, bilmesi ve buna göre O’na bağlanması anlamında kullanılmaktadır. Zira, kişi, Allah (c.c.)’ı hakkıyla tanırsa, O’nun emir ve yasaklarına bağlanır. Marifetullah bilgisinde şu üç nokta yer almaktadır.
1. İzzet ve Celal sahibi olan Allah’ı ve onun birliğini bilmek, ululuğu ulu olan ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh bulunan zatından teşbihi red etmek ve uzaklaştırmak;
2. Allah’ın sıfatlarını ve bu sıfatların hükümlerini bilmek,
3. Allah’ın fiillerini ve bu fiilllerin hikmetlerini kavramak.
Hz. Ali (r.a.)’in ifadesiyle Din’in başlangıcı marifettir. Kim Allah’ı hakkıyla tanırsa, O’na daha iyi teslim olur ve kulluk görevlerini daha iyi yerine getirir. Gerçek tevhid inancının kökleşmesi de kişinin marifet derecesine bağlıdır.
Marifet sahibi kişilere ‘arif’ denir.
‘Marifet’in zıddı ‘cehalet’tir.
İmanı kuvvetli, takva sahibi müminler ‘marifet’ sahibi olabilirler. Bunun için özel ünvanlara, sıfatlara, hayali makamlara sahip olmak gerekmez.
Müminler için ‘marifet’ makamı yüce bir makamdır. İnsan kul olarak Rabbini, O’nun ayetlerine, evrendeki eserlerine bakarak tefekkür eder, düşünür, aklını yorar ve anlamaya çalışır. Bu noktada Allah’ın makamını ve kudretini gerektiği gibi anlayanlar, büyük bir kazanç elde etmişlerdir.
Cüneydî Bağdâdî’ye ‘marifet’ ile ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap verir: “Marifet, gerek seçkinlerden, gerek halktan olsun bir tek marifettir. Çünkü onunla bilinen şey birdir. Fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Seçkinler, yükseğindendir. Gerçi tam gayesine ve sonuna varamaz. Zira ârifler katında marufun sonu yoktur. Düşüncenin yetişmediği, akıllıların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı marifet nasıl kapsar? Yarattıkları içinde onu en iyi bilenler, onun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler. Çünkü ben Çünkü benzeri olmayanı idrakten aciz olduklarını bilirler. Zira, O, Kadimdir, mâsivası ile muhdestir. Zira, o kavidir, kuvvetini bir kuvvet verenden almamıştır. Halbuki ondan gayri her kavî, onun kuvvetiyle kavîdir. Zira, O, öğretmensiz alimdir ve kendisinden başka bir kimseden bir fayda almamıştır. Her şeyi başkasından öğrenmekle değil, kendi ilmiyle bilir. Ondan başka her alimin ilmi ondan gelir. Tesbih ve tenzih, bidayetsiz evvel olan, nihayetsiz baki olan kendinden başkasının bu vasfa hakkı olmadığı ve bu vasıfların kendinden başkasına yaraşmadığı Allah’a olsun.”
Kuran- Kerim’de; “Allah’ı hakkıyla takdir edemediler.” (En’am sûresi, 6/91.) ayetinin, mârifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilmektedir. Nitekim Ebu Ubeyde’nin, bu ayeti “Allah’ı hakkıyla tanıyamadılar, bilemediler” seklinde açıkladığını görmekteyiz.”