LÜTUF
‘Lütuf’, hafif hareket, işleri gizlice yürütmek, duyularla algılanamayan şeyler, başkalarına iyilikte bulunmak anlamlarına gelir.
Kur’an-ı Kerim’de: “Gözler O’nu görmez, O gözleri görür; O latif (gözle görülmez veya lütuf sahibi), her şeyi haber alandır.” (En’am sûresi, 5/103.)
“Allah kullarına lütufkardır.” (Şûra sûresi, 42/19.)
“Kuşkusuz benim Rabbim, dilediğine lütufkardır.” (Yusuf sûresi, 12 /100.)
ayetlerinde gözlerin Allah’ı idrak edemeyeceği, O’nun gözleri idrak edeceği, O’nun latif olduğu haber verilmektedir. O, latiftir, madde değildir. Cisimde mutlak letafet olmaz. Cismin letafeti mutlak değil görecelidir. Mutlak (tam, kesin, genel) letafete ancak ‘Nûr’ denebilir. “Allah, göklerin ve yerin nurudur.” (Nur sûresi, 24/35.) Madde olmadığından gözle görülmez. Fakat her yerde ve her varlıkta O’nun nuru vardır. Nuru her varlığa uzanmış ve her şeyi kuşatmıştır. Alemin ruhu O’dur. O’nun haberi olmayan hiçbir şey yoktur. Çünkü herşeyin içinde ve özünde O vardır. Varlıklardaki faaliyet, atomdaki enerji, doğadaki canlılık O Hayy’in (diri, canlı) her zerreye uzanmasıdır. O her şeye kendisinden yakındır. Herşey O’nun bir görüntüsüdür. Varlıkların belirli şekillere bürünmesi O’nun yaratması iledir. Onları şele sokan O’dur. Kendisi görünmez gizlidir. Yarattığı şeylerle görünür. O açıktan açık, gizliden gizlidir. Eşyadaki dinamizm O’ndadndır. Asıl O’dur, varlık O’dur, aslın aldığı şekiller ise O’nun yaratıklarıdır. Görünenler, yaratıklar ve gösteren ise Yaratıcı’dır. (Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi.)
‘Latif’ kelimesinin karşıtı, ‘Kesif’ ise ağır ve yoğun anlamındadır.
‘Lütuf’, ikram ve yardımda bulunmak anlamına da gelmektedir. Kullarının işlerini büyük lütuf ve merhametiyle gören ‘Allah’ın yardımı’ ile de tefsir edilmektedir. Lütuf ile hiddet ve düşmanlık bir arada bulunmaz. Lütuf, kerem ve ihsan sahibi kimsenin özelliğidir.