Konu 1620
Hz EBU EYYÛB EL-ENSÂRÎ (Eyüp Sultan)
Hz Ebu Eyyûb (r.a.), Ensar’ın ileri gelenlerindendi. Akabe toplantısına ve biatına katılmıştı. Burada Rasûlullah (s.a.v.)’in mübarek elini tutarak, O’na biat etmiş ve bu suretle kabul ettiği İslâm’ı Medine’de desteklemiş ve güçlenmesi için çalışmıştı. Rasûlullah (s.a.v.)’e biat ettikten sonra İslâm’ı yayma ve tebliğ ile meşgul olmuştu. O’nun gayretleri ve çalışmaları sonucunda bütün ailesi, dostları, akrabaları, sevdikleri İslâm’ı kabul etmişlerdi.
Hz Ebu Eyyûb (r.a.), Peygamber (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hareket ettiğini öğrendikten sonra her gün sabahleyin Medine’ye üç-dört mil mesafede olan Hire’ye kadar çıkar, O’nun yolunu gözetlerdi. Rasûlullah (s.a.v.) Medine’ye yaklaşınca, reisi olduğu bütün Neccar hanedanını toplayarak O’nu karşılamaya çıkmış, kendisi ve bütün kabilesi bu gelişi en güzel tezahürat ile kutlamışlardı.
Hicretle Medine’yi şereflendiren Hz peygamber (s.a.v.)’i herkes kendi evine götürmek ve bu şereften pay almak için gayret ediyordu. Rasûlullah (s.a.v.) kimseyi kırmamak için devesinin serbest bırakılmasını, o nerede durursa orada ineceğini söylemişti. Kusva isimli devesi, dönmüş dolaşmış ve sonunda Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’un evinin önünde durmuştu. Önce evin alt katına yerleşen Rasûllulah (s.a.v.), Hz Ebu Eyyûb’un ısrarı üzerine üs kata taşınmış ve burada Medine dönemi başlamıştı.[1]
Hz Ebu Eyyûb (r.a.) ve hanımı Ümmü Eyyûb (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’in yemeğini hazırlar, O’na takdim ederlerdi. Hz Peygamber (s.a.v.)’in yemek yediği kaptan yemek, bu iki seçkin sahabenin en büyük zevkleri idi.
Hz Ebu Eyyûb (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’in bütün gazalarına katılmış ve bu gazaların hepsinde kahramanlık göstermiş olan sahabe-i kiramdandır. Rasûlullah ile birlikte olma şerefinden yoksun olduğu hiçbir sefer yoktur. Bedir’de Rasûlullah ile birlikte hareket ettikten sonra Uhud, Hendek savaşlarına katılmış, Rıdvan biatında Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bulunmuş ve diğer bütün gazaların hepsinde O’nun yanından ayrılmamıştır.
Hz Ali (r.a.), Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’a son derece güvenir, O’nun temiz kalpli insanlardan olduğunu bilirdi. Bu sebepten kendisi Medine’den çıkarak, Kufe’yi hükümet merkezi kabul ettikten sonra O’nu Medine’de kaymakam tayin etmişti.
Ensar’dan olduğu için daha sonra İslâm tarihinde kendisine Ebu Eyyûb el-Ensarî denilmiştir.
Hz Ali (r.a.) hilâfetinden sonra, Hz Ebu Eyyûb (r.a.) Mısır’a gitmiş ve orada gaza ile meşgul olmak istemişti. Ancak burada uzun süre kalmadan Medine’ye döndü.
Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’un İstanbul Gazasına Katılması ve Vefatı
Rasûlullah (s.a.v.), İstanbul’un feth edileceğini müjdelemişti. Hz Ebu Eyyûb (r.a.) bunun gerçekleşeceğini çok iyi biliyor ve onu fethedecek kutlu ordunun bir askeri olmak istiyordu.
Hz Muaviye devrinin en önemli olaylarından biri düzenlenen büyük İstanbul seferidir. Hz Muaviye H. 52. senesinde bu seferi hazırlamış, oğlu Yezid’i bu ordunun başına tayin etmişti.
Hz Ebu Eyyûb (r.a.), bu seferin hazırlanması için en çok çalışanlardan ve onun takviyesi hususunda en fazla himmet gösterenlerden idi. Ensar içinde bu seferi tehlikeli görenleri Hz Ebu Eyyûb (r.a.) irşat etmiş, ‘asıl tehlikenin cihadı bırakmak olduğunu’ anlatmıştı. Kendisi bunu anlatmakla kalmamış, ilerleyen yaşına rağmen bizzat Medine’den kalkarak İstanbul’a kadar gelmiş ve cihada iştirak etmişti.
Ashabın büyüklerinden birçokları, bu büyük sefere katılmak için can atıyorlardı. Mısır, Şam ve diğer İslâm beldelerinden gelen kuvvetler, bu sefere katılıyorlardı. Bütün kuvvetler, Bizans’a karşı hareket ederek, Şam ile İstanbul arasındaki bütün engelleri kaldırıp, nihayet İstanbul’un surlarına dayanmıştı.
Hz Ebu Eyyûb (r.a.), İstanbul çevresinde vuku bulan muharebelere katılarak bir müddet çarpıştıktan sonra hastalanmış; ordunun başkomutanı olan Yezid O’nu ziyaret ederek, iyileşmesi için temennilerde bulunmuş, fakat Ebu Eyyûb O’na vasiyetini bildirmişti. Ebu Eyyûb (r.a.), hastalığını da yatağında geçirmek istemeyerek, mücahedeye katılmak istemiş ve öldüğü takdirde cenazesinin gömülmeyerek ordunun varacağı en ileri noktaya kadar götürülmesini ve orada defn edilmesini istemişti.
O’nun bu vasiyeti yerine getirilmiş, kendisi vefat ettikten sonra askerler tarafından kaldırılarak askerin bulunduğu en ileri noktaya getirilmiş, orada, askerlerin ve mücahidlerin tazim ve hürmetleri arasında defn olunmuştu.[2]
Hz Ebu Eyyûb (r.a.), defin edildikten sonra O’nun mezarına asla taarruzda bulunulmaması da sağlanmıştı. Yezid, İstanbul (Bizans) imparatoruna bir elçi göndererek, Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’un mezarına dokunulduğu takdirde bütün İslâm memleketlerinde bulunan kiliselerin yıkılacağını ve buralarda Hıristiyanların sesinin duyulamayacağını söylemişti.[3]
İstanbul’un hiçbir zaman Müslümanlar tarafından unutulmamasının en önemli sebeplerinden biri, Rasûlullah (s.a.v.)’in bu seçkin arkadaşının bu şehirde yatmasıdır. Müslümanlar her devirde Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’un bütün çevresini İslâmlaştırmayı mukaddes bir gaye bilmişler ve onun için İstanbul’u birçok defalar kuşatmışlardır.
Nihayet bu şehri Bizans’tan kurtarmak ve İslâm diyarı haline getirmek şerefi büyük Osmanlı padişahı Fatih Sultan Muhammed Han’a nasip olmuş; Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’un bulunduğu yerde inşa edilen büyük cami, O’nun asırlarca gurbet içinde yaşayan mezarını ışıklandırmış, O’nun cihad ve fetih aşığı ruhunu şad etmiştir. Bu semte Eyüp adı verilmiş ve gelişen şehir bugün aynı adı taşıyan büyük bir İlçe halini almıştır. O zamandan günümüze kadar Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’un mübarek mezarını çevreleyen cami; Müslümanların en muteber ve en Mübeccel makamları arasına girmiştir. Her gün binlerce Müslüman tarafından ziyaret edilmektedir.
Elsem Ebi İmran (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
‘İstanbul’u murad ederek, Medine’den gazaya çıktık. Ordu üzerinde Halid b. Velid’in oğlu Abdurrahman vardı. Rumlar da, sırtlarını şehir surlarına dayamışlardı. Bir adam düşman üzerine hücum etti. İnsanlar ona dur, dur, lâilâhe illallah kendini tehlikeye atıyor, dediler. Ebu Eyyûb dedi ki: Ensar topluluğu bu ayet bizim hakkımızda indi. Cenâb-ı Hak, Peygamberine yardım edip, İslâm’ı meydana çıkarınca, biz şöyle dedik: Gelin mallarımızın başında duralım, onu ıslah edelim. (Bunun üzerine) Allah Teâlâ, “Allah yolunda infak ediniz, kendinizi tehlikeye atmayınız!” ayetini indirdi. Kendimizi tehlikeye atmak, mallarımızın başında bulunup, onları ıslah etmemiz ve cihadı terk etmemizdir.’ Ebu İmran dedi ki: ‘Ebu Eyyûb İstanbul’da şehid olup defnedilene kadar, Allah yolunda cihaddan ayrılmadı.’[4]
İşte Hz Ebu Eyyûb (r.a.)’nun bütün hayatı, en büyük kahramanlıklar ve cihad içinde geçtiği gibi O’nun mübarek ruhundan ayrılan cenazesi de mücahidler tarafından yeni kahramanlık ve cihad destanlarının yazılmasına vesile olmuştu.
Hz Ebu Eyyûb (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah yolunda bir gün geçirmek yahut hayır yolunda bir iş yapmak, güneşin doğuşu ile batışı arasında yapılan işlerin en iyisidir.”[5]
[1] Müslim, 2/192.
[2] Müsned, Ahmed b. Hanbel.
[3] Asr-ı Saadet, Ahmed Nedvî, 3/176.
[4] Ebu Davud, 3/2512.
[5] Müsned, Ahmed b. Hanbel, 5/422.