Konu 1619
Hz CAFER-İ TAYYAR (r.a.)
Hz Cafer (r.a.), Ebu Talib’in oğlu olması sebebiyle Rasûl-i Ekrem Efendimizin amcasının oğlu ve Hz Ali (r.a.)’nin kardeşidir.
Bir gün Rasûl-i Ekrem Efendimizle Hz Ali (r.a.), tenha bir yerde ibadet ederlerken, Haşim oğullarının reisi olan Ebu Talib, onları bu halde görmüş, onların Allah’a secde ettiklerini seyretmişti. Bunun üzerine Hz Cafer, kardeşi Hz Ali (r.a.)’yi bularak, bunun ne olduğunu sormuştu. Hz Ali (r.a.), bunun ibadet olduğunu, bu ibadetin son bulmaz olan Allah’a mahsus bulunduğunu anlatmıştı. Böylece Hz Cafer (r.a.) de İslâm dinini ilk kabul edenler arasına girmişti.
Hanımı da kendisiyle birlikte aynı gün Müslüman olmuştu.[1]
Kureyş müşriklerinin Müslümanlara karşı işledikleri zulümden sonra Rasûlullah, Müslümanlardan bir topluluğun Habeşistan’a hicret etmelerine müsaade etmişti. Bunun üzerine ilk kafile Hz Cafer (r.a.)’in başkanlığında Habeşistan’a hareket etmişti.
Rasûl-i Ekrem’in zevcesi, müminlerin annesi Ümmi Seleme (r.a.) diyor ki: ‘Habeşistan’a vardığımız zaman, orada çok hayırlı bir komşuya tesadüf ettik. Bu komşu, Necaşî’nin ta kendisiydi. O, bize özlediğimiz işi bahşetti. Din işlerinde tam bir huzura kavuştuk. Allah’a ibadet ediyor ve asla eziyete uğramıyorduk. Hoşumuza gitmeyecek bir söz işitmiyorduk. Kureyşliler, bunu öğrendiklerinde toplandılar. Necaşi’ye iki kuvvetli adam göndermeye karar verdiler. Aynı zamanda Necaşi’ye çok kıymetli hediyeler gönderilecekti. Mekke’de nadir yetişen şeylerden olan ‘edm’ toplandı. Necaşi’nin bütün patriklerine hediyeler hazırlandı. Habeşistan’a gitmek üzere Abdullah bin Rebia ile Amr bin As seçildiler. Bunlara gerekli talimat verildi. Kendilerine denildi ki : ‘Necaşi ile konuşmadan önce, O’nun patriklerinden her birine hediyesini veriniz, sonra Necaşî’nin hediyesini takdim ediniz, sonra da oradaki Müslümanların size teslimini isteyiniz. Necaşî’nin Müslümanlarla konuşmasına meydan vermemeye bakınız.’
Bu iki elçi kendilerine söylenenleri yaptılar. Ancak Necaşî onların isteklerini kabul etmedi ve konuşmalara Müslümanları da çağırdı. Müslümanlar sözü Hz Cafer (r.a.)’e bıraktılar. Hz Cafer (r.a.) yaptığı etkili konuşmasında İslâm’ın temel esaslarını anlattı. Necaşî, Peygamberinize gelenlerden ezberinizde bir şey var mı? Diye sordu. Hz Cafer (r.a.) de Meryem sûresinden ayetler okudu. Necaşi ağladı ve yanındakiler de ağladılar. Ardından, ‘Benim ülkemde güvendesiniz. Size kim kötü söz söyler veya eziyet ederse yaptığının cezasını görür’ dedi. Biz de O’nun konukseverliğinden yararlandık.’
Hicretin sekizinci senesi cemaziyülevvel ayında Rasûl-i Ekrem, Mute’ye gönderilecek bir kuvvet hazırlamış, bu kuvvetin sancağını Hz Zeyd b. Harise’ye vermişti. Zeyd şehit olursa, kumandanlığın Hz Cafer’e geçeceğini, O da şehit olursa Abdullah bin Revaha’nın komutayı üzerine alacağını bildirmişti.
Hz Cafer (r.a.), bu sefere iştirak edeceğinden dolayı kumandanlığın kendisine verileceğini zannetmişti. Rasûlullah (s.a.v.), kumandanlığın Zeyd’den sonra O’na geçeceğini bildirmiş, şayet kendisine bir hal olursa sancağın Abdullah bin Revaha tarafından alınacağını söylemişti.
Hazırlıklar tamamlanmış ve ordu hareket etmişti. Mücahidler, Şam toprağında bulunan Mute’ye vardıklarında büyük bir düşman kuvveti ile karşılaşmışlardı. Müslümanlar düşmanın çokluğuna rağmen mücadeleye girmişler Hz Zeyd (r.a.) ilk hamlede şehid olmuştu.
Hz Zeyd’in şehid olması üzerine sancağı alan Hz Cafer (r.a.), akıllara durgunluk verecek bir kahramanlıkla harbetmişti. O’nun o gün gösterdiği kahramanlık, bu harbe katılanlar tarafından günlerce anlatılmıştı. Hz İbn Ömer der ki: ‘Mute gününde Hz Cafer şehid oldu. O’nun mağfiret toprağına serilen cesedi önünde durdum ve yaralarını saydım. Elli kadar yarası vardı. Ve bunların hiçbiri sırtında değildi.’
Hz İbn Ömer (r.a.) gibi sözü ve özünden doğru bir adamın bu nakli, Hz Cafer’in o gün ne kadar cansiperane savaştığını, göğsü delik deşik olduğu halde bir an bile geriye bakmadığını, can verinceye kadar hep ileriye, hep zafere göz diktiğini gösteriyor. Yine bu savaşta hazır bulunan Hz İbni Ömer’den gelen diğer bir rivayete göre, Hz Cafer (r.a.)’in göğsünde doksandan fazla yara vardı.
Hz Cafer’in şehid olmasından sonra sancağı Abdullah bin Revaha aldı. O da kahramanca çarpıştı ve şehid oldu. Bunun üzerine Hz Halid sancağı almış ve Müslümanları düşman çemberinden kurtarmıştı.
Allah Rasûlü, Zeyd, Cafer ve Abdullah’ın şehit olduklarını haber aldığı zaman çok üzülmüştü. Hz Cafer (r.a.)’in zevcesi Hz Esma Binti Amis der ki: ‘Bir gün evimde işlerimle meşgul oluyordum. İşimi bitirmiş, çocuklarımı yıkamış ve temizlik yapmıştım. Derken Rasûlullah (s.a.v.) teşrif buyurdular. Çocukları kucaklarına alıp sevdiler. Kokladılar ve gözleri yaşardı. Rasûlullah’a bakarak sordum: ‘Ya Rasûlallah, Cafer’den bir haber mi aldınız? Rasûlullah dedi ki: “Evet, bugün şehid oldu.” Ondan sonra Allah Rasûlü kalkarak geri dönmüşler ve ailelerine, bütün Cafer ailesine yemek yapıp göndermelerini emir buyurmuşlardı.’
Müminlerin annesi Hz Aişe (r.a.) naklediyor: ‘Zeyd, Cafer ve Abdullah’ın şehid oldukları haberi geldiği zaman Allah Rasûlü mescitte oturmuştu. Yüzlerinden hüzün okunmakta idi. Ben kapının aralığından dışarıya bakıyordum. Adamın biri gelerek; Cafer’in ailesi tarafından matem tutulduğunu, ağlaşıldığını, feryat edildiğini söyledi. Rasûlullah ona şöyle dedi: “Git, onlara söyle, feryat etmesinler?” Adam gitti ve döndü. Cafer’in ailesini feryat etmekten men ettiği halde sözünü dinlemediklerini söyledi. Rasûlullah (s.a.v.) onu tekrar gönderdi. Adam gitti ve tekrar döndü. Aynı sözleri söyledi. Bunun üzerine ben bu adama kızdım ve ona bağırdım: ‘Sana ne oluyor, adam! Ne karışıyorsun? Niçin Rasûlullah’ı üzüyorsun? Dedim.’
Hz Fatıma (r.a.), amcasının oğlu Hz Cafer’in şehid olduğu haberini aldığı zaman son derece üzülmüştü. Rasûl-i Ekrem O’na şu sözleri söylemişti: “Cafer için mahzun olmayınız. Cebrail bana müjde verdi; melekler onu taşıyarak cennete uçurdular.” Rasûlullah’ın bu sözünden dolayı Hz Cafer (r.a.), ashab arasında ‘zülcenaheyn- iki kanat sahibi’ ünvanını almıştı.
Hz Cafer (r.a.), şehid olduktan sonra kanatlanıp cennete uçtuğu için Cafer-i Tayyar yani ‘Uçan Cafer’ ünvanı ile şöhret bulmuştur.
Hz Cafer (r.a.)’in faziletleri o kadar yüksekti ki Rasûl-i Ekrem ona: “Senin suretin de siretin de bana benzer” Derdi. Hz Ebu Hureyre (r.a.), Hz Cafer’i Rasûl-i Ekrem’den sonra en hayırlı insan olarak görürdü. Hz Abdullah İbn Ömer ise yukarıda belirttiğimiz gibi Hz Cafer (r.a.)’i ‘iki kanatlı’ diye tanırdı.[2]
Şehidlik, müminin aziz olmasının alâmetidir ve şehid, ahirette aziz bir misafir gibi izzet ve ikram görecektir. Hz. Cafer (r.a.)’in gördüğü izzet ve ikram bunun en çarpıcı örneğidir.
Evet, Cafer-i Tayyar, meleklere has bir keyfiyetle semâda tayeran etme (yani uçma) nimetine ermişti. O’nun böyle bir nimete kavuştuğunu Allah’ın sevgili Peygamberi bizzat müjdelemişti. Hz Cafer (r.a.) şehid olmakla âdeta beşeriyetten sıyrılıp melekleşmişti.
[1] Rasûlullah (s.a.v.)’in Çevresindeki Adamlar, Halid Muhammed Halid, s.188.
[2] Asr-ı Saadet, Ahmed Nedvî.