Konu 1483
DİL İLE CİHAD VE EĞİTİMLE CİHADIN FARKI
Dil ile cihad ve eğitim-öğretim yoluyla cihad arasındaki fark nedir, diye akla bir soru gelebilir? Buna cevap olarak deriz ki:
Dil ile yapılan cihad, ortaya çıkan toplumsal ve ahlâkî bozulmalara karşı dil ile meseleyi anlatmaya, insanları sosyal ve ahlâki tehlikelerden sakındırmaya gayret göstermektir. Onların tekrar yeniden İslâm’a dönmelerini, tehlikeli yollara girmemelerini sağlamaktır.
Fakat bilgiye ve ilme dayanan cihad ise öğrenim yoluyla, kültür ve eğitim yoluyla İslâm için gerekenin yapılmasıdır. Gerçi bu ikisi birbirlerinden ayrı düşünülemez. Kimi zaman da ayrı olarak gözükse bile temelde birdirler.
Eğitim ve öğretim yoluyla cihadın amacı, her bir genç Müslüman’ı kültürlü, İslâmî manada bilgili ve eğitilmiş bir kimse olarak yetiştirmektir.
Bizim bu bölümdeki çalışmamız, İslâm’daki temel ahlâk esaslarını öğretmemiz bizlere sağlam bir İslâm terbiyesi vermiş olabilir. İslâm kültürünün genel esaslarını aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür:
1- Rabbimiz (c.c.) buyuruyor: “Öyle ki içinizde kendinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir peygamber gönderdik.”
Bu âyetler bize gayet açık olarak anlatmaktadır ki, İslâm’da eğitim ve öğretimin temeli, mutlak surette kitabı yani Kur’an-ı Kerim’i ve Hz Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini öğretmektir. Çünkü bu, kendisini Allah (c.c.) yoluna yönlendirmiş Rabbanîlerin görevi ve makamıdır. Rabbimiz (c.c.) buyuruyor:
“Fakat o, öğretmekte olduğunuz ve ders alıp vermekte bulunduğunuz kitaba göre Rabbanîler olunuz.”
Müslüman kimse kitaptan olsun, sünnetten olsun nasibini kesin olarak almalıdır. Bunlardan aldığı nasibi ne oranda fazla ise o oranda İslâmî kültürü de yüksek olacaktır.
2- Her Müslüman’ın doğrudan doğruya kitap ve sünnetten faydalanamıyor ve buna gücünün yetmemesi, bazı İslâmî ilimlerin doğmasına neden olmuştur. Bunların önemlisi kitap ve sünnetin hükümlerine ilişkindir. Bu ilimler:
Tevhid ilmi, fıkıh ilmi, ahlâk ilmi. Ayrıca her bir ilim için İslâm âlimleri usuller ve temel kavramlar koymuşlardır. Bu usul kitapları kaideleri, kuralları açık ve seçik olarak anlatmaktadır. Müslümanlardan gerek duyanlar bunlara başvurarak sorunlarını çözebilirler.
İslâmî hükümlerin temel kaynağı kitap (Kur’an-ı Kerim) ve sünnettir. O halde bunların açıklanması ve bunlardan hüküm çıkarılması gerekir. İşte hüküm çıkarma ilmi dediğimiz de ‘Fıkıh Usûlü’ ilmidir. Usul ilimleri tahsil edilmeden ve bu ilimlerde ehliyet kazanılmadan ayet ve hadislerden hüküm çıkarılamaz. Aksi halde büyük yanlışlar yapılır. Bu ilimleri tahsil etmeden, İslâmî ilimlerde ehliyet kazanmadan hüküm ve fetva vermeye kalkışan liyakatsiz insanlara değer verilmemeli ve bunların yanlışları da engellenmelidir.
3. ‘İslâm’ tarifi de aynı şekilde çok önemlidir. Kimileri İslâm’ı hakim güçler karşısında aciz ve her yapılanı sineye çeken bir masum ve mazlum yapıda gösterir ve diğer dinler inançların sahipleriyle diyalog adına temel bazı ilkelerden uzaklaşırken kimileri de gerekli veya gereksiz insanları kılıçtan geçiren, omuz üstünde baş koymayan, asan kesen bir savaşçı gibi göstermektedir. Bütün bunlar, İslâm’ı bütün olarak bilmeyen insanların yaptıkları yanlış ve eksik tanımlamalardır. Herkes haddini ve hududunu bilmeli yeterli bilgi sahibi olmadığı konularda bilgi ve fetva vermeye kalkışmamalıdır.
Mücahid insan, çağlar boyu Müslümanların ilim ve medeniyet alanında yaptıkları nelerdir? Dünyanın her tarafına hak ve adaleti nasıl götürdüler? Nasıl cihad yaptılar? Bütün bunları okumalı ve çok iyi bilmelidir. Çünkü bunlar ders ve ibret alabileceğimiz temel kaynaklardır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatı (yani siyer-i nebi), sahabenin hayatı çok iyi bilinmelidir. Çünkü örnek alınacak insanlar asr-ı saadet insanlarıdır. Cenâb-ı Hakk’a şükürler olsun ki, bütün bu konularda bizden önceki Müslüman atalarımızın bize miras bıraktıkları çok büyük bir bilgi kaynağına, dünyanın birçok dilinde yazılmış milyonlarca kitap ve bilgi merkezlerine sahibiz. Bu kaynaklardan yararlanarak temel bilgilerle kendimizi ve nesillerimizi donanımlı hale getirmeliyiz.
4. Müslüman, diğer Müslüman kardeşlerinin işlerine önem verir. ‘Kim, Müslümanların işine önem vermeden ve ilgilenmeden sabahlarsa o onlardan değildir.’ Müslümanların işlerine önem vermek bilgisiz olamaz. Mutlaka bilgi edinilmesi gerekir. Müslüman bu noktalarda da gereken bilgiye sahip olmalı, İslâm dünyasının hali-hazır ve dünkü durumlarını iyi bilmelidir. Az da olsa bir ön bilgiye sahip bulunmalıdır.
5. Çağımız kongreler, konferanslar çağıdır. Dünyanın her tarafında bilimsel, ekonomik kültürel ve siyasal konularda sürekli olarak kongreler, yapılmaktadır. Ne yazık ki, günümüzde İslâm’a ve Müslümanlara yönelik çalışmalar, toplantılar, aleyhte kongreler de düzenlenmektedir. Müslüman bunlardan haberdar olmalı ve boyutlarını bilmelidir. Evet bilmelidir ki, kaçınması mümkün olabilsin. Onlar henüz yuvalarında iken bastırılabilsin. İslâm ümmeti de onlardan kurtulmuş olsun.
6. Davetçiler iyi derecede bir Arapça mutlaka öğrenmelidir. Çünkü Arapça dinimizin dilidir. İslâmî ilimlerinin dilidir. Dinin anahtarı ise Arapça’ya ilişkin bilgileri edinmekle sağlanır. İslâm toplulukları ve ülkeleri arasında yapılan toplantıların resmî dili de Arapça olmalıdır. İslâm ülkelerinin dış işleri bakanları, bürokratları veya ilgili kişilerinin katılımıyla yapılan toplantıların konuşma dilinin İngilizce olması ne kadar anlamsız bir durumdur. Bu ülkelerde vatandaşlar İngilizce konuşmuyorlar ama temsilcileri bir araya gelince İngilizce konuşuyorlar. Bu durum biraz Müslüman kişinin izzet ve vakarını da ilgilendirmektedir.
7. İslâmî çalışmalar mutlak surette günün şartları göz önünde tutularak ve imkânlarından azamî derecede yararlanılarak yapılmalıdır. Çağımızın eğitim-öğretim usulleri ve araçları kullanılarak sağlıklı ve tam bir İslâmî bilgi verilmelidir. Çünkü bugün kültür karma karışık bir hale gelmiştir. Bilginin temizi veya temiz olmayanı nedir pek bilinememektedir.
8. Aslında bu ilimlerin hepsi Müslüman’a üç temel esası öğretmek ve izah içindir. Yani Allah, Rasûl ve İslâm. Mutlak surette bu üç temelin çok iyi öğrenilmesi gerekir.
Her İnsan Aynı Değildir
Bilindiği gibi zekâ, akıl, bilgi ve kavrayış noktasından tüm insanlar aynı değildirler. Mekân ve vakit yönünden de bu böyledir. Bu bakımdan mantıkî olarak bunlar için en uygun olanı değerlendirilmelidir. İnsanlar yeteneklerine göre, vakitlerine göre ve kapasitelerine göre mesele ele alınmalıdır. Böylece tedrici bir şekilde eğitmeye devam olunmalıdır.
Sorumluluk
Geçen bölümlerden anlaşılmaktadır ki, Müslüman olarak bizler mutlaka öğreneceğiz ve öğreteceğiz. Sorumluluk öncelikle bilgisi olanlara aittir. Bunu da birinci fıkrada ele almıştık. Ancak fakihlerin anlattıklarına göre, herhangi bir mesele öğrenen bir kimse, o konuda fakih ve bilgili sayılır. Onun, öğrendiğini başkasına öğretmesi gerekir. Pratikte tabakalar arasında sağlıklı bir bağ olmalıdır. Aralarında kesiklik olmamalıdır. Böylece Müslümanlar kendi aralarında çalışa çalışa öyle bir dereceye gelebilmeliler ki, İslâm kültürünün en üst noktasını edinebilsinler. İşte ancak onlar bu yol ile fitnelerden uzak kalırlar. Nitekim hadis-i şerifte buyuruluyor:
“Birçok fitneler olacak, bunlardan ancak kalbi Allah (c.c.) tarafından ilim ile diri kalınanlar kurtulabilir.”
Durum anlatıldığı gibi mutlaka her bir Müslüman guruptan ilim yapmak için ayrılanlar olmalıdır. Âlimlerden de yine ayrılanlar olmalıdır. Meselâ her bir aşiret, kabile, mahalle, ülke, köy, kasaba gibi bölgelerden hem âlimler ve hem de ilim yapacaklar ayrılmalıdırlar. Bu sayılan yerlerden her bir yerdeki Müslümanlar âlimleri ve ilim yapacak kimseleri aralarından ayırıp hizmet için ortaya çıkarmak zorundadırlar.
Bizim için önemli olan bu işe ehil kimselerin ayrılmaları ve bir de hizmet edebileceklerin ayrılmalarıdır. Kimi zaman olur ki, bazı kimseler gereğince İslâmî ilimlerde bilgili olmayabilirler. Hatta bazıları ise İslâmî ilimleri önemsemeyip, bunu en son öğrenilecek gibi gösterebilirler. Bunlar aslında cahil ve ahmak kimselerdir. Çünkü ilimsiz İslâm olamaz.
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İlmin fazileti, ibadetin faziletinden çok daha hayırlıdır. Dininizin en hayırlısı vera’dır, takva üzere yaşamaktır.”
Taberânî ‘Evsat’ adlı eserinde ve ayrıca Bezzar da rivayet ettiklerine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Âlimin abide (ibadet edene) üstünlüğü, benim sizlerle olan üstünlüğüm gibidir. Gerçekten Allah, melekler, göklerdekiler, yerdekiler, hatta yuvasındaki karıncalar, denizdeki balıklar, insanlara hayır öğretene rahmet okurlar, Allah (c.c.) da rahmetiyle muamelede bulunur.”
Rasûlullah (s.a.v.) yine buyuruyor: “Şeytana bir İslâm âlimini (fakihi) aldatmak, bin abidi (sürekli ibadet eden kişi) aldatmaktan daha güçtür.”
Tirmizî, Enes (r.a.)’den rivayet ediyor: “Rasûlullah (s.a.v.) döneminde iki kardeş var idi. Bunlardan birisi sanatıyla uğraşıyor, iş yapıyordu, diğeri ise, Rasûlullah (s.a.v.)’dan ayrılmıyor, O’ndan ilim öğreniyordu. Sanatkâr olan kardeşi ilim yapan kardeşini çalışmıyor diye, Rasûlullah (s.a.v.)’a şikâyet etti. Rasûlullah (s.a.v.) ise şöyle buyurdular: “Olur ki, sen onun ilim yapması yüzünden rızıklanıyorsundur.”
Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyor: “Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse Allah, ona cennet yolunu kolaylaştırır.”
Bir de öyle bir ilim var ki, bunu edinmek riskli bir iştir. Kimi insanlar bunun öğrenilmesini istemezler. Meselâ Tağutî hükümetler, kâfirler bundan hoşnut olamazlar. O halde biz bu ilmi gizleyelim mi? Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Biz kitapta insanlara açıkça beyan ettikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah (c.c.) lanet eder, hem bütün lanet edebilenler lanet eder.”
“Allah (c.c.)’ın indirdiği kitaptan bir şey gizleyip, onu bir kaç paraya satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü onlarla ne konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acı bir azap vardır. Onlar hidayet karşılığında sapıklık, mağfiret karşılığında azap satın almışlardır. Onlar, ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar.”
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “Bir kimse bildiği bir ilimden sorulur da, o da gizlerse, cehennem ateşinden bir gem ile gemlenir.”
Bize düşen İslâm’ın hiç bir unsurunu ve hükmünü asla gizlemeksizin onu yaymak, açıklayıp anlatmaktır. Hatta tüm insanlara anlatacağız. Bunu hiç bir zaman kendimizce görülen bir hikmete bağlı kalarak veya sakınarak terk etmeyeceğiz. Düşmanlarımızın bize galebe çalmalarına bakmayacağız. Onların güçlülüklerini göz önünde bulundurarak bir hata yapmayacağız. Bize sorulan sorulara kesin cevap vereceğiz. Ancak, şunu unutmamak gerekir ki, sorulan soru ile bizi bir tuzağa düşürme durumu söz konusu ise buna dikkat etmek gerekir.
Kısaca duruma göre İslâm’ın tüm unsurlarını dikkatlice, metodlu bir şekilde ve programlı giderek gereken yapılmalıdır.