بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Kötü Ahlâk Hastalıkları / Kötü Ahlâk / İrtidat
Kötü Ahlâk

İrtidat

İRTİDAD

‘İrtidad’ sözlükte dinden dönme, hak dini terk etme anlamındadır.

Terim olarak, bir müslümanın İslâm dinini terk etmesine veya başka bir dine veya dinsizliğe dönmesine irtidad veya ridde denir. İrtidad eden kimseye de ‘mürted’ (dinden dönen) adı verilir.

İslâm dini, temelde din ve vicdan hürriyetine büyük önem vermiştir. Bu yüzden hiç kimse Müslüman olmaya zorlanamaz. Kur'an-ı Kerim’de bu davranış yasaklanmıştır : “Dinde zorlama yoktur. Artık hak batıldan seçilip belli olmuştur. Kim tağut’u inkar eder de Allah’a iman ederse, şüphesiz ki o, kopmayan sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah her şeyi isteyen ve bilendir” [1]

Kendi hür iradesi ile Müslüman olan bir kimsenin ise artık mensubu olduğu İslâm dininin esaslarına uyması gerekir.

İslâm hukukunda mürtede uygulanacak cezalar ve bir takım ağır hükümler vardır. Ahirette Allah (c.c.)’ın vereceği ceza da ayrıdır. Ayetlerde şöyle buyurulur: “İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır. Onlar orada temelli kalıcıdırlar.” [2]

Bu ayet-i kerime, irtidad eden kimsenin ahiretteki cezasını belirtmektedir. Amellerin de boşa gideceği şöyle bildirilir: “İnkar edip kafir olarak ölenlerin hiç birinden, yer yüzünü dolduracak kadar altın fidye verseler bile kabul olunmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onların bir yardımcıları da yoktur.” [3]

İrtidad, bir bakıma İslâm toplumuna ve devletine karşı baş kaldırma, ciddi bir isyanda bulunma ve bir bakıma da aşağılama hareketidir. Bu yüzden mürtede uygulanacak ceza kuralları ağır tutulmuştur. Hadis-i şeriflerde şöyle buyurulur: “Kim dininden dönerse, onu öldürün” [4]

“Müslüman bir kimsenin öldürülmesi ancak şu üç sebepten biriyle helal olur: İmandan sonra dinden çıkma, evlilikten sonra zina, haksız yere birini kasden öldürme.” [5]

İrtidad edenin öldürüleceğine dair hüküm, Hanefi mezhebine göre, yalnız erkekleri kapsamına alır. İrtidad edene, İslâm dini tekrar arz edilerek tevbe etmesi istenir. Bu müstehaptır. Kendisine daha önce İslâm daveti ulaştığı için, bu çağrı farz değildir. O, pişman olur ve yeniden İslâm’a dönerse problem bitmiş olur. Eğer irtidad kararında ısrar eder, devlet başkanı tevbe ümidi görürse veya mürted, süre istemiş bulunursa; kendisine üç gün süre verilir. Eğer İslâm devlet başkanı tevbe ümidi görmez ve mürted de bir süre talebinde bulunmamış olursa, derhal cezası uygulanır ve öldürülür. Bu konuya delil olarak Hz. Ömer (r.a.)’in uygulaması gösterilir. İslâm ordusunda irtidad ettiği için derhal öldürülen bir adamın durumu Hz. Ömer (r.a.)’e haber verilince şöyle demiştir: ‘Onu bir yerde üç gün hapsetmeniz, her gün bir ekmek vermeniz ve tevbeye davet etmeniz gerekmez miydi? Umulur ki, tövbe eder ve Allah’a dönerdi. Ey Allah’ım! Ben bu olayda hazır bulunmadım. Emir vermedim. Haber bana ulaştığı zaman rıza göstermedim.’ [6]

Hz. Ali (r.a.) de mürtedi üç defa tevbeye davet eder ve şu ayeti okurdu; “İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, inkarlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak ne de doğru yola eriştirecektir” [7]

Mürtedin tevbeye davet edilmeden önce öldürülmesi mekruhtur. Ancak dinden dönmekle ismetini yitirdiği için, onu öldüren yetkiliye bir şey gerekmez. Mürtedin tevbesi, kelime-i şahadet getirmesi ve girdiği dinden çıkarak yeniden İslâm’a dönmesidir.

Dinden dönen kadının ise öldürülmesi caiz değildir. Fakat o yeniden İslâm’a girmekte zorlanır. Zorlama şöyle olur: hapsedilir ve her gün çıkarılarak tevbe etmesi istenir. İslâm’a dönerse serbest bırakılır. Aksi halde ölünceye kadar hapiste kalır. Öldürülmeme konusunda delil şu hadistir: “Kadın ve çocukları öldürmeyin” [8]

İmam Şafîye göre, mürted kadın da erkek gibi öldürülür. Bunun delili ise; “Dinini değiştiren kimseyi öldürünüz.” [9]

Hadis-i şerifinin genel ifadesidir. Çünkü kadının öldürülmesinin mübah olmasının nedeni, iman ettikten sonra küfür karanlığına dönmesidir. Mürted erkeğin öldürülmesinin sebebi budur. Aynı özellik mürted kadında da vardır. İmandan sonra küfür, asli küfürden daha ağırdır. [10]

Mürted insan manen ölmüş sayıldığı için o, kimseye mirasçı olmaz. Mürtede başkalarının mirasçı olması konusunda ise görüş ayrılıkları vardır. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, dinden çıkanın irtidattan önce veya sonra kazandıkları kendisinin müslüman varislerine intikal eder. Ebu Hanife’ye göre ise, irtidattan önce kazandıkları kendi mirasçılarına, sonra kazandıkları ise ‘beytülmal’e yani devlet hazinesine gider. Şafiî, Mâliki ve Hanbelî mezheplerine göre ise tüm malı beytülmale intikal eder.

Karı koca birlikte irtidat etseler veya birlikte İslâm’a girseler, nikah bağları devam eder. İmam Züfer’e göre ise bu durumlarda nikah akdi fasit olur. Eşlerden biri diğerinden önce İslâm’a girerse, nikah akdinin fasit olacağı konusunda görüş birliği ‘icma’ vardır. [11]

İman gibi büyük bir nimete sahibi olduktan sonra İslâm’ı terk edenlerin dünya ve ahirette karşılaşacakları tehlikeleri haber veren pek çok ayet vardır:

İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir? Allah zalim kavmi hidayete erdirmez. İşte bunların cezası, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerinde olmasıdır. O lanet içinde ebedi olarak kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine rahmet nazarıyla bakılmaz. Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah, “Gafurdur, Rahimdir,” çok affedici ve çok merhametlidir. Şüphesiz ki iman ettikten sonra inkâr eden sonrada inkârda ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onların bir yardımcıları da yoktur. [12]

“O gün nice yüzler ağarır, nice yüzler karanır. O zaman yüzleri kara olanlara; mümin olduktan sonra dinden çıktınız ha! O halde inkar ettiğinizden dolayı tadın azabı, denir.” [13]

“Doğrusu inanıp sonra küfre girenler, sonra inanıp tekrar küfre girenler, sonra da küfürleri artmış olanları Allah bağışlamayacaktır. Onları doğru yola da eriştirmeyecektir.” [14]

“Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra da küfürleri artmış olanları Allah bağışlamayacaktır. Onları doğru yola da eriştirmeyecektir.”

“ Ey İman edenler, sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah onların yerine, kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise güçlü ve şerefli olan, Allah yolunda cihat eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir toplum getirir. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah geniş ihsan sahibidir. Her şeyi çok iyi bilendir.” [15]

“Kalbi iman ile dolu olduğu halde, inkâra zorlanan hariç, kim iman ettikten sonra, Allah’ı inkar eder, kalbini inkara açık tutarsa, Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Bunlara büyük bir azap da vardır.” [16]

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatından sonra, Hz. Ebubekir (r.a.)’in halifeliğinin ilk günlerinde dinden dönme olayları görüldü. Hz. Ebu Bekr (r.a.)’ın bu kimselere ve topluluklara savaş açarak gösterdiği kararlı tutumu ile İslâm’ın bütünlüğü korunmuş oldu. Ebu Hureyre (r.a.)’den şöyle dediği nakledilmiştir: ‘Resûlullah vefat ettikten sonra Ebu Bekir (r.a.) halife seçildiği ve araplardan bazıları dinden döndüğü zaman Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ebu Bekir’e şöyle dedi: Allah Resûlü “İnsanlar, Allah’tan başka ilah yoktur, deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim, Allah’tan başka ilah yoktur, derse, malını ve canını benden korumuş olur. Ancak İslâm’ın hakkı müstesnadır. Onun asıl hesabı ise Allah’a kalmıştır.” buyurduğu halde, nasıl olur da sen insanlarla savaşırsın? Hz. Ebu Bekir şöyle cevap verdi: ‘Allah’a yemin ederim ki, namazla zekatın arasını ayıranlarla mutlaka savaşacağım. Çünkü zekat mali bir haktır. Allah’a yemin ederim ki, Resûlullah’a vermiş oldukları bir deve yularını bile bana vermezlerse, onlarla savaşırım.’ dedi. Bunun üzerine Hz.Ömer (r.a.) şöyle dedi: ‘Allah’a yemin olsun ki, Aziz ve Celil olan Allah Ebu Bekir’in gönlünü savaş için genişletmiş ve yine anladım ki, onun görüşü doğrudur.’ [17]

Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in zekat vermeyenlerle savaşa karar vermesinin delili, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu uygulamasıdır: Allah Resûlü, Eşca’ kabilesinden birisinin zekatını alması için bir memur göndermiş, vermeyince, ikinci defa göndermiş, üçüncüde yine vermezse boynunu vurmasını söylemiştir. [18]

Hattâbiye göre, bu dönemde dinden dönenler iki sınıftır:

1. Dinden tamamen dönenler: Müseylimetü’l-Kezzab ile el-Esvedü’l Ansi’ye uyanlar. Hz. Ebu Bekir (r.a.) bunlarla savaşmış, Müseylime’yi Yemâme’de, El-Ansi’yi ise San’a’da öldürtmüştür. Onlara uyanların çoğu da öldürülmüş, kalanlar ise kaçmış ve dağılmıştır. Diğer yandan dinin bütün hükümlerini inkar edip namaz ve orucu terk edenler de vardı. Bunlar cahiliyye devrindeki hallerine dönmüşlerdi.

2. Namazla zekatı birbirinden ayıranlar: Bunlar namazın farz olduğunu kabul ediyor, fakat zekatı tanımıyorlardı. İçlerinde kabile reisinden korkarak zekat vermeyenler de vardı. Örneğin, ‘Benû Yerbu’ kabilesi kendi arasında zekatı toplamış, Hz. Ebu Bekir’e göndermek üzere iken Malik b. Nuveyre bunu duymuş ve toplanan zekata el koyarak kabileye dağıtmıştır. Bazıları da “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin bir zekat al.” [19] ayetini yalnız Hz. Peygamber (s.a.v.) ile ilgili görüyor ve zekat vermek istemiyordu.

Hz. Ömer (r.a.)’in tereddüdü ve Halife Ebu Bekir (r.a.)’e itirazı bu ikinci madde ile ilgilidir. Diğer yandan Hz. Ömer (r.a.)’in dayandığı; “İnsanlar Allah (c.c.)’tan başka ilah olmadığını söyleyinceye kadar... onlarla savaşmakla emr olundum.” hadisi, başka rivayetlerde “Hz. Muhammed’e imanı, kıblemize dönme, kestiklerimizi yeme, bizim gibi namaz kılma” gibi ilaveler ile nakledilmiştir. Hz. Ömer (r.a.)’in başlangıçta, bu ayrıntıları düşünmeden karşı çıkmış olması da muhtemeldir. [20]

Müslüman bir kimse için en büyük talihsizlik olan irtidad davranışının İslâm hukukuna göre yukarıda sayılan cezai sonuçları yanında, ahlâk olarak da kötü sonuçları görülmekte ve en kötü ahlâk davranışlarından biri şeklinde değerlendirilmektedir. Çünkü mürted insanın, kendisini yaratan ve yaşatan Allah (c.c.)’ın istediği bir inanç sistemine kavuştuktan ve iman devletini kazandıktan sonra bunun kıymetini bilmeyerek tekrar karanlığa, küfre, nankörlüğe dönmesi, dünyada ve ahirette en büyük zarara uğrayacağı bir yola girmesi her şeyden önce kendisi için en büyük kötülüktür. Kendi nefsine karşı yaptığı bu büyük kötülüğü işlerken bununla birlikte, vefasızlık, nankörlük, görevleri yapmama, ihanet, sorumsuzluk ve benzeri birçok kötü ahlâkı da yaşamaktadır.

Mürted ahlâkına düşen kimse, içinde yaşadığı İslâm toplumuna ve yakın akraba ve dostlarına hem çok büyük bir kötülük yapmakta ve hem de onları üzmektedir. Çünkü onun çevresindeki insanlar kendisinin hem dünyada ve hem de ahirette mutlu olmasını istemektedirler. O ise dostlarının bu arzularının tersine bir yola girmiş ve onlarla yolunu ayırmıştır.

İrtidad hastalığına yakalanan kimse, hayata dönüş ümidi kalmamış bir kanser hastası gibidir. Bu insana tekrar İslâm’a dönüş telkinleri yapılsa da, iman ile küfür arasındaki bu istikrarsız gidiş ve gelişler o insan hakkında olumsuz kanaatlerin doğmasına ve imanın basit bir konu halinde değerlendirilmesine de neden olmaktadır. Bu durum ise İslâm toplumunda kabul edilemez.

Dua ediyoruz ki, Allah (c.c.) hiçbir Müslümanı böyle kötü bir duruma düşürmesin.

[1] Bakara sûresi, 2/256.

[2] Bakara sûresi, 2/217.

[3] Âl-i İmran sûresi, 3/91.

[4] Buhari, Cihad, 148.

[5] Buhari, Diyat, 6; Kasame, 25-26.

[6] Bedayiu’s-Sanayi’, El-Kaşani. 5/134.

[7] Nisa sûresi, 4/137.

[8] Ebu Davud, Cihad, 90.

[9] Buhari, Cihad, 149; İ’tisam, 28.

[10] Bedayiu’s-Sanayi’, El_Kaşani, 7/135.

[11] El-Kaşani, a.g.e. 7/136.

[12] Âl-i imran sûresi, 3/86-91.

[13] Âl-i İmran sûresi, 3/86.

[14] Nisa sûresi, 4/137.

[15] Maide sûresi, 5/54.

[16] Nahl sûresi, 16/106.

[17] Ebu Davud, Zekat, 1.

[18] Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Terc. Kamil Miras.

[19] Tevbe sûresi, 9/103.

[20] Buhari, İman, 32, 36.