بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Arşiv — Eski İçerikler / İRADE
Arşiv — Eski İçerikler

İRADE

İstemek, dilemek, meyletmek, arzulamak.

Kelam ilminde Allah’ın bir sıfatı ve aynı zamanda insanın bir özelliği olarak ele alınmıştır. Allah’ın sıfatı olarak irade; Onu diğer sıfatıyla beraber tavsif eder. Allah nasıl her şeyin kusursuz ve mükemmeline sahipse ve her konuda mutlak kemâl Ona nisbet dilmek gerekiyorsa; irade hususunda da Allah mutlak irade sahibidir. Yani Allah’ın iradesini kısıtlayan, onu tehdit eden her hangi bir başka irade söz konusu olamaz. Öyleyse Allah’ın iradesi bütün yaratıklar üzerinde mutlak surette geçerlidir. “Rabbin şüphesiz irade ettiği şeyi kolaylıkla yapabilen ve yerine getirebilendir” (Hud, 11/107). Bu konudaki diğer Kur’an ayetleri şöyledir: “Allah her şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece o şeye “ol” demektir. O da hemen olur (Yasin, 36/82); “Rabbin dilediğini yaratır ve seçer” (el-Kasas, 28/68); “Şüphe yok ki Allah dilediğine hükmeder” (el-Maide, 5/1). Allah’ın iradesi bütün yaratılmışlar, yani bütün varlıklar üzerinde geçerli ise, nasıl oluyor da insanın da bir iradeye sahip olduğu söylenebiliyor? Bu noktada İslâm tarihinin çok erken dönemlerinden itibaren meydana gelen tartışmalar, iki-üç asır devam etmiş ve nihayet hicri asırdan itibaren belli bir kararlılık bulumuştur. Ehl-i sünnet kelamcılarına göre, Allah mutlaka irade sahibidir. Bu irade fark göz etmeksizin bütün varlıklar üzerinde egemendir. Ama insanın da dünya da imtihan edebilmesi için belirli bir kudrete sahip olması gereklidir ki, yaptıklarından sorumlu tutulabilsin. Şu halde insanı belirli bir fiili yapmaya niyetlendiği zaman ilahi iradenin kulun fiillerini halk etmesi esnasında İrade-i Külliyeye katılır, yani onu kesb eder. İşte insan bu kesbi dolayısıyla sorumluluğu üzerine almaktadır. Bu sorumluluğu yüklenip iradesini kullanmaya da ihtiyar denilir.

İrade-i Külliyye ve İrade-i Cüz’iyye

İslam akaidindeki belli başlı konulardan biri de irade-i külliyye meselesidir. Kavramı kelam ilmindeki ıstılahi anlamı; bütün yaratılmışların üzerindeki tek ve mutlak bir iradenin, yani Allah iradesinin bulunduğudur. Bütün yaratıklar (ister canlı ister cansız olsun) bu ilâhi iradeye boyun eğerler. İslâm akaidine tevhid, bütün inanç sisteminin merkezidir. Her şey tek bir ilahi kaynaktan vücut bulmuştur. Bütün kainatın Allah karşısında pasif olduğu düşünülürse, her fiilin Allah tarafından “halk” edilmiş olması da tabiidir. Fakat insanoğlunun yaratılma hikmeti, onun bu dünyada bir imtihana tabi tutulması olduğu için, kullara da bir çeşit irade verilmiştir. İşte buna Kelamda “İrade-i Cüzziyye” denilmektedir. Burada islam tarihinde çokça tartışılmış bir konuya geliyoruz. İlk kela m tartışmalarını başlatan Mü’tezile ekolü, insanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu savunmuş ve ilahi iradenin (irade-i külliyye) insanı bu dünyadaki fiillerinde serbest bırakıldığını söylemiştir (Mü’tezile’ye kaderiyye de denilmektedir). Buna karşılık bir diğer ekol olan Cebriyye, insanın hiçbir iradeye sahip bulunmadığını, onun bütün yapıp ettiklerini irade-i külliyye ait olduğunu iddia etmektedir. Her ikisinden de ayrılan Ehl-i sünnet akaidi ise, orta yolu tutarak şunları ileri sürmüştür. Her ne kadar Allah Teala, bütün fiillerin yaratıcısı ise de, kullarını bir takım hükümler ve ödevlerle yükümlü tutmuş olduğundan, bunları yerine getirmeleri için onlara bir irade de bağışlamıştır. İnsan iyiyi de kötüyü de yapar. Dilerse Allah’ın istemediği bir iş yapar; dilerse onun arzuladığı bir işi yapar. Şu kadar ki; ne zaman kendi iradesini bir fiil yapmaya yöneltirse o zaman Allah’u teala o fiili yaratır. Bu durumda o fiili Allah’ın kudreti yaratmıştır. Fakat, insanın iradesi de o fiili isteme suretiyle o fiile ortak olmuştur. İşte buna, yani irade-i cüz’iyyenin ilahi fiile katılışına “kesb” denir. Aksi takdirde, bu kişinin fiilde hiçbir katkısının olmaması , zulmu iktiza eder ki, bu Cenab-ı Hakk’a noksanlık izafe etmek manasına gelir. Mu’tezi’le nin ileri sürdüğü ve fiillerini yalnız insanın yarattığı görüşü ise, İrade-i külliye haricinde ona denk başka bir irade kabul etmek demektir ki, buda şirk anlamına gelir. Şu halde ehl-i sünnetin görüşü bu ikisinden de ayrılır. İnsan irade sahibidir; ama aynı zamanda daha küli bir arade tarafından kuşatılmıştır. Bu sebeple yerine getirdiği fiiller, kendisinin seçmesi, hak tealanın halketmesi ve bu ikisinin neticesinde kulun bu halk edilen fiili kesb etmesi şeklinde vuku bulur.

Kur'an-ı Kerim’den anlaşıldığına göre; Allah’ın irade sıfatı iki şekilde olur :

a- Tekvini irade: Bir şeye taalluk edince hemen vuku bulur.

Yukarıdaki ayetler bunun misalidir.

b- Teşrii irade: her şeye taalluk edince