بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Kötü Ahlâk Hastalıkları / Kötü Ahlâk / İnatçılık
Kötü Ahlâk

İnatçılık

‘İnatçılık’, gerek doğru ve gerekse yanlış kendi istek ve düşüncelerinde gereğinden fazla ısrarcı olmak demektir. [1]

İnadın sebeplerinin başında kibir ve gurur gelir. Kibirli insan hatalarını kabul etmek istemez ve gururuna yediremediği için, bile bile yanlışta inat eder. Halbuki sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’den bizlere ulaşan haber şöyledir: ‘Harise b. Vehb Huzai (r.a.) şöyle anlatır:

Ben, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den şunları işittim: Peygamber (s.a.v.): “Size Cennet ehlini haber vereyim mi?” buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resûlü, “ Zayıf olan ve halk tarafından zayıf görülen her mümindir. (Cennetliktir). Allah'a yemin etse, muhakkak ki Allah onu yemininde doğru çıkarır” buyurdu. Sonra da: “Size Cehennem ehlini haber vereyim mi?” buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resûlü (s.a.v.): “Her katı yürekli, düşman ve kibirli kimsedir, buyurdu.” [2]

Görüyoruz ki; kibirli ve katı yüreklilikle inatçı davranan kimse bu haliyle alev azabına girecek olanların özelliklerinden taşımış olmaktadır.

İnadın bir başka sebebi de galip gelme hırsıdır. Fakat bilinir ki; hırs hiçbir insanı selamete ulaştırmamış, hırsına kapılan her insan felaketlere sürüklenmiş, hüsrana uğramıştır. Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.” [3] ayeti insanın ilk yaratılış itibariyle ne durumda olduğunu göstermektedir. Buna göre insan hırslı ve sabırsızdır. Ancak bu durumda yapması gerekeni şu ayet açıkça ortaya koymaktadır: Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” [4]

Hırslı ve sabırsız olarak yaratılan insan, yapısında var olan bu özellikleri daha da ilerletip inatçılığa saplanmak yerine nefsini kontrol altına almalı, bir eğitim sürecinden geçerek bu özelliklerini dengelemeli ve böylece kendini inat hastalığına düşmekten korumalıdır.

İnatçılığın diğer bir sebebi de cahilliktir. Bilgi ışığından yoksun kimi insanlar bilenlere sormak, bilginin gücünden faydalanma yolunu seçmek yerine inatlarına sarılmakta ve yollarını bu şekilde bulmaya çalışmaktadırlar. Halbuki bilgisizce bir konuda inat etmek kişiyi perişan eder, ömrünün faydasız işlerle geçip gitmesine sebep olur.

İnadın diğer bir sebebi de çıkar düşkünlüğüdür. Kimi insanlar vardır ki; yalnızca çıkarı için yanlış olduğunu bildiği halde kimi meselelerde inat edebilirler. Her zulüm düzeninde bir tarafta mazlumlar diğer tarafta da zulümle menfaat temin eden zalimler vardır. Garibanı ezerek, onlara zulmederek kendi menfaatlerini temin etmeye çalıştıkları için, sadece menfaatlerine zarar verecek diye hak ve hakikate karşı çıkarlar. Ayette durumun ifade dilişi şöyledir: “Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah'ın ayetlerini inadına inkâr ediyorlar.” [5]

Allah (c.c.)’ın ayetlerini inadına inkar ediyorlar. Çünkü o ayetler zulme dayalı menfaat sistemlerine dokunuyor.

İnadın mahiyetine baktığımızda bir yönüyle hata da olsa ısrar etmeyi, ısrarcı davranmayı içerdiğini görüyoruz. Fakat hatada ısrar ve inatçılık İslâm ahlâkını taşıyan insana yakışmayan bir haldir. Ayette durum şöyle anlatılır: Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler ki Allah'tan başka günahları kim bağışlar ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.” [6]

İnadın bir çeşidi olan suçta ısrar ise son derece tehlikeli ve sonuçları itibariyle dikkatli olunması gereken bir haldir. Çünkü ayette Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tevbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.” [7] buyrulmak sûretiyle suçta inatçı davrananın sonunun azap olacağı bildirilmiştir.

Bilinmektedir ki; kibir ve gurur ağacının çürük meyvelerinden biri olan inadın sonu çoğunlukla ayıplanma ve utanmadır. Ne yazık ki insan ayıplanacağını ve utanacağını bildiği halde bu davranışından vazgeçmez. Çünkü inadın onu da içine alan bir özelliği vardır. İnatçı bu inadıyla başta zamanı olmak üzere, itibarını, saygınlığını ve daha birçok şeyi kaybeder. Bununla beraber inadı ve doğruya yaklaşmaması sebebiyle çevresindeki insanların kalplerini kırar, bulunduğu her ortamda huzursuzluğa sebep olur, üç beş günlük dünyasını kendisine zehir ettiği gibi Ahiretini de perişan eder.

Üzerinde durulması gereken bir mesele de inadın her zaman savunmasız ve etkisiz insanlara karşı cereyan etmesidir. Güç ve servet sahibi kişilerin doğruluğun aksi yönde olan inatları hatır ve bir ümit için dinlenebilir ve edepsizlerin ki şerlerinden sakınılarak yanlarına bırakılırsa da zayıf ve acizlerinki hemen yüzlerine vurulur. İnat, aşağılık bir özellik olduğu için akıllı kişiler doğru ve yanlış hiçbir madde üzerinde inatçı kişilerle tartışmaya girişmez, karşıdaki lâfazanlık ve inada saptığında karşılık vermeyerek olması gereken tavrı gösterirler.

Öyle inatçı insanlar vardır ki, kendi sözlerinin olması için ellerinden gelen her şeyi yaparlar, bir zamanlar inatçı bir kölenin efendisine zarar vermek amacıyla kendi kendisini öldürdüğü inadın bu çeşidine örnek olarak sürekli anlatılmaktadır. [8]

İnat son derece geniş bir kavramdır ve buraya kadar, hatada ısrar niteliğindeki inadın farklı boyutları ele alınmıştır. Bir de hakta ısrar ve inat vardır ki bu farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Aralarındaki farkı ortaya koymak için her birine kısaca değinmek gerekmektedir.

Sabır, acıya katlanmak, bedene uygun düşmeyen hallere telâş göstermeksizin karşı koymaktır. Bunun karşıtı sabırsızlıktır. İnsan yaşadıkça birtakım acı olaylar karşısında kalır. İşte bunlara karşı sabretmek gerekir.

Sabrın sonunun selâmet ve başarı olduğu gerçeği tecrübe sahibi her insanın malumudur. Sabrın başlangıcı her ne kadar acı ise de sonucu tatlıdır. Sabır, insana birçok faydalar sağlayıp, hayırlı sonuçlara ulaştırırken; inat felaketleri getirmekte, pişmanlık ve ayıplanmaya sürüklemektedir.

Şecaât, yiğitlik, kahramanlık, kalp metinliği, gerektiğinde tehlikelere atılabilme özelliği demektir. Hak yolunda mukaddesatı korumak için gösterilen yiğitlik ve bu alanda inatçı davranmak övülen bir davranış biçimidir.

Sa'y, çalışmak, bir maksadın elde edilmesi için gereken gücü harcamaktır. Karşıtı gevşeklik, miskinlik ve umursamazlıktır. Müslüman doğru bildiği yolda gücünün yettiğince gayret göstermek bir bakıma inatçı davranmak sûretiyle hayatını şekillendiren insandır.

Sebat, sözde durmak, verilen sözü yerine getirmek, bir işte, bir inançta veya bir düşüncede kararlı bulunmak demektir. ‘Sabit (kararlı) olanlar, nabit (başarılı) olurlar’ sözü sebat ve kararlılığın ne kadar mühim olduğunu ifade için önemlidir. Sebat başarının bir şartıdır. Doğrusu hayırlı ve hakka bağlı olan işlerde sebat etmek bir fazilettir. Faydasız olan boş şeylerde sebat göstermek ise aklın noksanlığına ve insafın yokluğuna delâlet edeceği için büyük bir kusurdur.

Azim, bir işe kesinlikle niyet etmek, bir işi yapmaya kalbi bağlayarak yönelmektir. Karşıtı, ‘tereddüt ve terahi’ yani geciktirmedir. Haklı gayeler uğrunda azimli olmak İslâm ahlâkının göstergesidir.

Metanet, sağlamlık, dayanıklık manasına gelir. Deyim olarak, insanın fikrinde sabit olması, tutumunda kuvvetli ve inancında köklü bulunması demektir. Bunun karşıtı, gevşeklik ve kuvvetsizliktir. Hak uğrunda metanet göstermek müslüman karakterinin temel vasfıdır.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Sahih-i Müslim, Cennet.

[3] Mearic sûresi, 70/19.

[4] Haşr sûresi, 59/9.

[5] Enam sûresi, 6/33.

[6] Ali İmran sûresi, 3/135.

[7] Tevbe sûresi, 9/66.

[8] Tasvîr-i Ahlak, A. Rıfat.