İhanet
HIYANET
‘Hıyanet’, sözlükte hainlik, nankörlük, emanete ters
hareket, ahde vefasızlık, ahdi gizlice bozarak hakka aykırı davranmak
anlamındadır.[1]
Hıyanet eden kimseye ‘hain’ denilir.
Hıyanet, birisine kendisini güvenilir tanıttıktan
sonra, o güveni bozacak ve hakka aykırı iş yapmak demektir. Hıyanet, İslâm
ahlâkında münafıklık özelliği olarak sayılmış ve haram kabul edilmiştir. Çünkü
Müslüman, herkesin malı, canı ve namusu konusunda kendisinden güvende olduğu
kimsedir. Emanet ve hıyânet malda olduğu gibi sözde de olur.
Hıyanetin zıddı ‘Emanet’tir.
İslâm ahlâk anlayışını gönlünde taşıyan bireyin
doğruyu söyleyeceğine ve sorulanı başkalarından gizleyeceğine, verilen sırrı
saklayacağına tereddütsüz bir biçimde inanılır. Müslüman için doğru sözlülük,
yaratanın kesin ve bağlayıcı talebi olarak vazgeçilmez bir görevdir.
Hıyanetin unsurları, hıyanet
eden yani hâin, hıyanet edilen şahıs, hıyanete konu olan durum ve hıyanet
yöntemidir. Birinci unsurla ilgili yüce kitabımızda birçok ayet bulunmaktadır. “İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik,
kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip)
değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir
kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima
bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü
Allah iyilik yapanları sever.”[2]
Yüce bildirim, bizlere hainin
özelliklerini vermektedir. Hainlerin birinci özellikleri verdikleri sözlerinde
durmamalarıdır. Hıyanet eden kimse ilk olarak bu özelliğiyle hareket etmekte ve
verdiği sözden dönmektedir. Hainlerin ikinci özellikleri lanetlenmiş
olmalarıdır. Bu halleriyle Allah (c.c.)’ın sevgisinden yoksun kalmış, gazabını kazanmışlardır.
Hainlerin bir başka özellikleri kalplerinin katılığıdır. İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış,
yumuşak kalpli ve anlayışlı insanların hainlik yapmaları mümkün görülmeyecek
bir durumdur. Hainlerin başka bir
özelliği de bozucu olmaları, doğru ve hak olanı bildikleri halde değiştirmeye
çalışmalarıdır. Onlar aynı zamanda hainliklerine zemin hazırlamak ve
ihanetlerini meşrulaştırmak için unutma bahanesini de kullanabilen insanlardır.
Burada hainliği görülen
insanların özellikleri ayrı ayrı sıralandıktan sonra, Hz Peygamber (s.a.v.)’e
onları affetmesi emredilmektedir. Bunun anlamı, hainlik yapanın ihanetinin
ancak kendisine zarar vereceği, başkalarına zarar verme imkânının olmadığı,
onların kendilerine kötülük yaptıklarıdır. Ayet bir taraftan hainlik yapanın
ihanetinin kendisi için zararlı olacağını dolaylı olarak haber vermekle
beraber; bir taraftan da ihanete uğrayan kişinin sergileyeceği tavrı da
bildirmektedir. Buna göre ihanet edilen kişi durumu öğrendiğinde en güzel
davranış biçimi olarak hainlik yapan kişiyi affetmelidir. Çünkü onun
kötülüğünün zararı kendisinedir ve o kaybedeceği kadar kaybetmiştir. Hainlik
yapılan kişi affettikten sonra, çevreden gelen tepkilere veya yönlendirme
gayretlerine aldırış etmeyecek, hak yolda gidişini engelleyecek, azim ve
sabrını kıracak hiçbir eğilime itibar etmeyecektir. Bu hıyanete uğramış insanın
sergileyebileceği en yüksek seviyeli, faziletli davranış biçimidir.
Hıyanet konusu söz veya maddi
özellik taşıyan bir cisim olabilir. Çoğu zaman söze ihanetin diğerlerine göre
daha ağır sonuçlar doğurduğu, yıkıntılara, derin ailevi veya toplumsal yaralara
sebep olduğu bilinen bir gerçektir.
Hıyanetin yöntemi ise hainin
özelliklerinden bahsedilirken dolaylı olarak işaret edildiği üzere sözden
dönme, tahrif yani bozma ve değiştirme ve son olarak da unutmadır. Bu üç yöntem
ihanet işaretleri olarak da görülmelidir. Sözünden dönen, bozucu ve fazlaca
unuttuğunu söyleyerek bazı sorumluluklardan kaçmaya çalışan insanların
ihanetlerinden korkmak ve buna göre tedbirli olmak gerekir.
Konuyla ilgili diğer ayetler
şöyledir: “(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ki,
insanlar arasında Allah'ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin
savunucusu olma.”[3] Yüce kitabımız bizlere hainler
karşısında tavır takınmamız gerektiğini haber vermektedir. Buna göre ortaya
çıkan bir meselede hainler grubunda yer alınmamalı, Allah (c.c.)’ın hak olarak
indirdiği Kur’an-ı Kerîm’e göre davranılmalı, Allah (c.c.)’ın öğrettikleri ve
öğretileriyle her hangi bir yargıya ulaşılmalıdır.
“Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin. Bile bile kendi
(aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.”[4] İslâm ahlâk sistemi içerisinde
hıyanet büyük bir hatadır. Ancak ayetteki hitaba bakıldığında bu hatanın insanı
iman dairesi dışına çıkarmadığı anlaşılmaktadır.
“Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.”[5] İhanetin o derecesi vardır ki;
gözlere yansımıştır, bakışları etkisi altına almış adeta gözlerden nefret ve
hıyanet ışıkları çıkmaktadır. İhanetin tehlikeli biçimlerinden birisi budur.
Ancak bir de kalplerde gizlenen ihanet vardır ki; bu hıyanetin en tehlikeli
biçimidir. Onu bilen ancak Allah (c.c.)’tır. İnançlı insana düşen bütün tedbirleri
aldıktan sonra gerisini Yüce Rabbimize havale etmektir.
“Allah, inkar edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi.
Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı.
Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi
onlardan savamadı. Onlara, Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!
denildi.”[6] Hıyanet inanç boyutunda olduğunda
sonuçları dayanılamayacak nitelikte olabilmektedir. Nitekim Hz. Nuh (a.s.) ve
Hz. Lut (a.s.)’un eşlerinin içerisine düştükleri durum bunun açık işaretidir.
Aldatma
ve hile hıyanetin iki temel yansıma biçimidir. Kur’an buyuruyor: “Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını
başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar,
insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.”[7]
“Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah'tır. O,
seni bizzat kendi yardımıyla ve müminlerle destekleyen ve onların kalplerini
uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın sen onların
kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz o
mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[8]
“(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların
ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol.
Onlara vaadlerde bulun. Halbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat
etmez.”[9]
Şeytan,
ademoğlu ile daha başlangıçta giriştiği mücadelesini hıyanet üzere kurmuş,
insanlara boş sözlerle yalan vaatlerde bulunmuş, daha sonra verdiği sözlerden
dönmüş, ihanet etmiş ve ona uyanlar, onun sözünü dinleyenler de büyük zarara
uğramışlardır. Çünkü şeytanın verdiği sözleri yerine getirebilecek gücü yoktur.
O, inançlı insanlar için güçsüz bir düşmandır. Ancak hıyanete dayalı kandırma
yönteminden kaynaklanmak üzere kimi gafil insanları aldatmakta, onları boş
kuruntularla kandırmaktadır.
“De ki: Allah'ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin
bana, onlar yerden ne yaratmışlardır? Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları
mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi
sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey
vaat etmezler.”[10] Zalimler için hıyanet zülüm
sistemlerini devam ettirmek bakımından vazgeçilmez bir yöntemdir. Önce
menfaatlerine uygun davranan insanlara vaatlerde bulunurlar veya gariban
insanları vaatlerle kandırırlar sonra istediklerini elde ettiklerinde sanki
hiçbir şey söylememiş gibi çekip gitmek sûretiyle insanları aldatırlar,
hıyanetten çekinmezler. Onlar aslında kendilerini aldatmakta, kendilerine
hıyanet etmektedirler de bunun farkında değildirler.
Hıyanet
kimi zaman da hile biçiminde karşımıza çıkar. Kötü niyetli insanlar,
hıyanetlerini hilelerle gizli yollardan yapmaya çalışırlar. Konuyla ilgili ayet
şöyledir: “Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse,
ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız
onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini
kuşatmıştır.”[11]
Müslümanların uymak zorunda
oldukları kurallardan biri de emaneti gözetmek ve ehline vermektir. Hz.
Muhammed (s.a.v.) henüz Peygamber olmadan önce kendilerine el-Emîn lâkabı
verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’i seven ve sevmeyen herkes onu Emîn
lakabıyla çağırırdı. Zira Peygamberimiz (s.a.v.) öğrenmiş olduğu bir sırrı hiç
bir kimseye söylemez saklanmak üzere bırakılan eşyayı her şart altında korurdu.
Peygamberlerde bulunması gerekli olan sıfatlardan birinin de ‘emanet’e riayet
olduğu düşünülürse, bu ahlâk kuralının ne derece önemli olduğu ortaya çıkar.
İnsanın kendisine karşı emaneti gözetmesi dünya ve Ahiret hayatı ile ilgili
görevlerini yapması, yararlı ve iyi olanı seçmesi, şehvet ve öfkesine hakim
olmasıdır.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor; “Şüphesiz
ki Allah size emanetleri ehil (ve erbab)ına vermenizi, insanlar arasında
hükmettiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder. Allah bununla size
gerçekten ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah (sözlerinizi,
hükümlerinizi) hakkıyla işitici, (bütün yaptıklarınızı) hakkıyla görücüdür.”[12] Emanetle
ilgili olarak başka bir ayette de şöyle buyrulmaktadır; “Biz emaneti göklere yere ve dağlara arz (ve
teklif) ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler.
İnsan (a gelince: O, tuttu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o çok zulmedici, çok
cahildir.”[13]
Hıyanet Hastalığından Kurtuluş
Yolu
Allah (c.c.)'a, kendimize ve insanla[14]ra
karşı emanetleri yerine getirmek ve hıyanet etmemek iyi bir insan ve iyi bir Müslüman
olmanın şartlarındandır. işlediğimiz her fiilin muhasebesini yapmalı ve
alnımızın akıyla hesabını verebilmeliyiz. Emanetin bir yük, bir sorumluluk
olduğunu bilmeliyiz.
İnsanlar Peygamber (s.a.v.)’e
daha peygamberlik gelmeden önce nasıl ‘Emin’ diyorlardı ise, Müslüman da O’nun
ümmeti olarak aynı özelliği kendisinde yaşamalı ve çevresinin güvenilir insanı
olmalıdır. Çevresindeki insanlar, ister Müslüman olsun, isterse olmasın bu
durum aynı olmalıdır.
Hıyanet asla cezasız kalmaz
ve hain insanlar mutlu olamazlar.
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen.
[2] Mâide
sûresi, 5/13.
[3] Nîsâ sûresi,
4/105.
[4] Enfal
sûresi, 8/27.
[5] Mümin
sûresi, 40/19.
[6] Tahrim
sûresi, 66/10.
[7] Nîsâ sûresi,
4/142.
[8] Enfal
sûresi, 8/63.
[9] İsra sûresi,
17/64.
[10] Fatır
sûresi, 35/40.
[11] Ali İmran
sûresi, 3/120.
[12] Nîsâ sûresi,
4/58.
[13] Ahzab
sûresi, 33/72.