بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Cihad ve Savaş Ahlâkı / Örnek Şahsiyetler / Hz Hasan (R.A)
Örnek Şahsiyetler

Hz Hasan (R.A)

Hz. HASAN (r.a.)

Peygamber (s.a.v.)’in torunu olan Hz. Hasan (r.a.), hicretin 3. yılı Şaban ayında Medine’de doğdu. Babası Hz. Ali (r.a.) O’na Harb adını koymayı düşünmüşse de Hz. Peygamber (s.a.v.), cahiliye döneminde bilinmeyen Hasan adını ve Ebu Muhammed künyesini vermiş ve kulağına bizzat ezan okumuştur. Doğumunun yedinci gününde de ‘akika’ kurbanı kestiği ve Hz. Fatıma’dan saçının ağırlığınca fakirlere gümüş dağıtmasını istediği bilinmektedir. Kaynaklarda, Rasûlullah’a çok benzediği için Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in O’nu, ‘Ey nebîye benzeyen, Ali’ye benzemeyen’ diye sevdiği ve Hz. Ali (r.a.)’nin de buna tebessüm ettiği belirtilir.

Hz. Hasan (r.a.), kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.) gibi ilk halife döneminde cereyan eden önemli olaylarda fiilen yer almamıştır. Hz. Osman (r.a.)’ın hilâfeti sırasında kardeşiyle birlikte Saîd b. Âs’ın Horasan seferine katılmış, daha sonra da babası tarafından yine kardeşiyle birlikte Hz. Osman (r.a.)’ı isyancılara karşı korumak ve evine su taşımakla görevlendirilmiştir.

Babası Hz. Ali (r.a.) hilâfete geldikten sonra Hz. Hasan, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvâm’ın O’na karşı çıkmaları üzerine, Kûfeliler’i babasının yanında yer almaya ikna etmek için Ammâr b. Yâsir ile birlikte Kûfe’ye gitti. Cemel Vak’ası ve Sıffın Savaşı’nda da babasının yanında bulundu. Hz. Ali (r.a.)’nin şehit edilmesinin ardından Ubeydullah b. Abbas b. Abdülmüttalib Kûfeliler’i halife olarak O’na biata davet etti ve bir rivayete göre aynı gün, bir rivayete göre de gün sonra Kûfe’de kendisine biat edildi. Hz. Ali (r.a.) ölümünden kısa bir süre önce Hz. Hasan’a biat konusunda sorulan bir soruya, ‘Bunu ne emreder ne de nehiy ederim’ diye cevap vermiştir. Ancak Şiîler Hz. Ali (r.a.)’nin O’nu veliaht tayin ettiğine inanırlar.

Hz. Hasan (r.a.), Kûfe Mescidi’nde halka hitaben yaptığı konuşmada Ehl-i Beyt’in meziyetlerinden ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’e olan yakınlığından söz etti. O’na ilk biat eden Kays. b. Sa’d b. Ubâde el-Ensârî, biat sırasında kendisini Allah’ın kitabına ve Rasûlullah’ın sünnetine bağlı kalmanın yanı sıra isyancılara karşı savaş şartını da kabul etmesi için zorladı; fakat Hz. Hasan (r.a.) bu şartın aslında ‘Allah’ın kitabı’ lafzında mevcut olduğunu söyledi.

Muaviye ile anlaşarak Müslümanlar arasında kan dökülmesini önlemiş ve ailesiyle birlikte Medine’ye dönmüş ve ömrünün kalan kısmını Medine’de geçirmiştir. M. 7 Nisan 669 tarihinde vefat etti. Vasiyeti üzerine Cennetül-Baki’de annesinin yanına defnedilmiştir.

‘Müctebâ, taki, zekî’ ve ‘sıbt’ lakaplarıyla tanınan Hz. Hasan (r.a.) halim selim, cömert, sakin, vakarlı, siyaset ve fitneden kaçınan bir yaratılışa sahipti. O’nun hilâfette kalış süresi hakkında farklı görüşler vardır. Müelliflerin bir kısmına göre dört ay üç gün, bir kısmına göre de altı ay üç gün halifelik yapmıştır. Muâviye ile anlaşma Hicrî 25 Rebîülevvel 41 tarihinde yapıldığına göre ikinci rivayetin daha isabetli olması gerekir. Hz. Hasan (r.a.) doğrudan Rasûl-i Ekrem’den, anne ve babasından on üç hadis rivayet etmiştir.

Kaynaklarda adları verilen çocukları şunlardır: Zeyd, Hasan, Kâsım, Ebû Bekir, Abdullah, Amr, Abdurrahman, Hüseyin, Muhammed, Ya’kûb, İsmâil ve Talha. Tarihçiler, soyunun Hasan el-Müsennâ ve Zeyd adlı çocuklarıyla devam ettiğinde birleşirler. Hz. Hasan (r.a.)’ın soyundan gelenlere ‘şerif’ unvanı verilmiştir.

Kaynaklar, Rasûl-i Ekrem’in “Cennetin efendileri” dediği ve haklarında, “Allahım, ben onları seviyorum, Sen de sev!” diye dua ettiği iki torununu çok sevdiğini, isteklerini tereddütsüz yerine getirdiğini, onlarla oyun oynadığını, sırtına bindirip gezdirdiğini, hatta secdede iken sırtına bindiklerinde ininceye kadar kalkmadığını belirtir ve onlara olan düşkünlüğünü gösteren birçok rivayet naklederler. Bunlardan biri de şudur: Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.) minberde iken Hasan ile Hüseyin’in düşe kalka mescide girdiklerini görmüş, konuşmasını yarıda keserek aşağı inip onları bağrına basmış, “Cenâb-ı Hak, ‘Mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan vesilesidir.’ [69] Derken ne kadar doğru söylemiştir, onları görünce dayanamadım.” dedikten sonra konuşmasına devam etmiştir. [70]

Hz. Hasan (r.a.), Ehl-i beyt’e ve Âl-i abâ’ya dâhil olmasının yanında kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.)’le birlikte Hz. Peygamber (s.a.v.)’in neslini günümüze kadar devam ettiren iki kişiden biridir.

Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)’e duyulan sevgi ve şefkat Rasûl-i Ekrem’in vefatından sonra da devam etmiştir. Meselâ Hz. Ömer (r.a.), hilâfeti sırasında divan teşkilatını kurup herkesin tahsisatını belirlerken onlara Bedir Savaşı’na katılanlara verilen miktarda tahsisat ayırmıştır.

Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) ile birlikte bütün İslâm dünyasında olduğu gibi Türkler arasında da Rasûl-i Ekrem’in sevgili torunları sıfatıyla daima tebcil edilmiş, sevilmiş ve sayılmış, adları çocuklara verilen en yaygın isimler arasında yer almıştır.

Yine bu sevgi ve hürmetten dolayı Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)’in isimleri, mezhep farkı gözetilmeksizin günümüze kadar bütün camilerde, mescitlerde dört halifenin isimlerinden sonra duvarlara yazılmıştır.

[69] Tegâbün sûresi, 64/15.

[70] İbn Mâce, Libâs, 20; Tirmizî, Menâkıb, 30; Nesâî, Cum’a, 30, İdeyn, 27.