HİYÂNET
Hiyânet, birisine kendisini güvenilir tanıttıktan sonra, o güveni bozacak iş yapmak demektir. Hiyânet, münafıklık özelliği olarak sayılmış ve haram kabul edilmiştir. Çünkü müslüman, herkesin malını, canının ve namusunu emniyet ettiği kimsedir. Emanet ve hiyânet malda olduğu sözde de olur. Peygamber (s.a.v.): “Kendisine danışılan kimse emindir” buyurdu.
Yani onun doğruyu söyleyeceğine ve sorulanı başkalarından gizleyeceğine yani sır saklayacağına güvenilir. Onun doğru söylemesi vacibdir. İnsan, malını güvendiği kimseye bıraktığı gibi, doğru söyleyeceğine inandığı kişi ile istişare eder, ona danışır. Âyet-i kerime’de: “Yapacağın işi önce meşveret et.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/159. ) İşlerde başkalarına danışmak, insanı pişman olmaktan koruyan bir kale gibidir. Danışılacak kişinin seçimi de çok önemlidir. Bu kişinin her şeyden önce, insanların halini, zamanın ve memleketin şartlarını iyi bilmesi gerekir. Buna siyaset bilgisi denir. Bundan başka, aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören ve hatta sağlığı yerinde olması gerekir. Danışılacak kişinin ayrıca, danışılacak konu ve iş hakkında da bilgi ve deneyimi olması gerekir. Danışılacak kişinin, bilmediğini veya bildiğinin aksini söylemesi günahtır. Hata ile söylemesi günah olmaz. Yukarıda sayılan şartları taşımayan birisi ile meşveret edilmesi halinde her iki tarafa da günah olur. Din ve dünya işlerinde bilmeyerek fetva verene, melekler la’net eder. Peygamber (s.a.v.): “Sizin fetva vermeye en cesaretli olanınız, ateşe en cesaretli olanınızdır.” buyurmuştur. Bir kimse zararlı olduğunu bilerek bir emir verse, hiyanet etmiş olur.