Harpte Ölü Olarak Bulunan Müslüman’ın Durumu
HARPTE ÖLÜ OLARAK BULUNAN MÜSLÜMANIN DURUMU
Eğer savaştan sonra bir Müslüman ölü olarak bulunursa ve üzerinde savaş eseri varsa yıkanmaksızın şehit muamelesi yapılacağına dair dört mezhebin fukahasının ittifakı vardır. Eğer bir eser, bir alamet bulunmasa bile Şafiî ve Malikîlere göre şehit muamelesi yapılır. Hanefî ve Hanbelîlerde ise şehit muamelesi yapılmaz.
Şafiî fukahasından olan İmam Nevevî’nin eseri El-Mecmu’da; ‘Eğer harpte bir Müslüman ölü olarak bulunursa bize göre, yıkanmadan ve namazı kılınmadan defnedilir. İster üzerinde eser olsun, ister olmasın. İmam Malik de aynı görüştedir.’ [87]
İmam Ebu Hanife ve Ahmed bin Hanbel’e göre: Eğer üzerinde hiçbir savaş eseri bulunmazsa yıkanır ve namazı kılınır.
Ölünün Bir Yerden Başka Bir Yere Nakli
Ölü ya şehittir ya da şehit değildir. Şehitler, dört mezhebin fukahası şehitin defnedilmeden önce nakledilmesini mekruh saymışlardır. Definden sonraki durumu ise, fukahanın kahir ekseriyeti zaruret halleri hariç naklinin haram olduğu görüşündedirler. Hicri 46. Senesinde Muaviye (r.a.) devrinde nehir taştığında şehitlerden birisinin nakledildiği gibi.
Şehitin öldürüldüğü gibi defin edilmesi müstehaptır. [88]
İmanı Ahmet, Cabir (r.a.)’ın Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiği hadise göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ölüleri savaştıkları yere defnedin.”
Hanefî fukahasından Ali El-Kari’ye göre: ‘Eğer naklinde fayda varsa mekruh değildir. Ancak nakledilmemesi konusunda nass, delil varsa, o ve onun benzeri durumundaki şehitlerin nakli mekruhtur.’
‘Şehitlerin savaşıp da şehit oldukları yere defnedilmeleri ve başka bir yere nakil edilmemeleri sünnettir. Sahabeden bazıları ölülerini Medine’ye naklettiler. Bunun üzerine Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) birisini göndererek; ölülerin savaşıp da öldükleri yere gömülmelerini emretti. [89]
Cabir (r,a.) diyor ki: Ben Netare denilen yerde iken halam, babamı ve dayımı getirdi. Ben de onları devenin üzerine bağladım. Kendi kabristanımıza defnetmek için Medine’ye soktum. Bir adam geldi ve bana şöyle bağırdı: ‘Dikkat et. Rasûlullah (s.a.v.) ölüleri geri götürmemizi ve savaştıkları yere öldürüldüğü gibi defnetmenizi emrediyor. Biz de geri döndük ve öldürüldükleri yere öldürüldükleri gibi defnettik.
‘Muaviye İbn-i Ebi Süfyan’ın hilafeti döneminde bir adam bana geldi ve şöyle dedi: Ey Cabir, vallahi Muaviye’nin işçileri babanın kabrini cesedin bazı uzuvları iyice açığa çıkıncaya kadar deşelediler. Kabrinin yanına geldiğimde getirip koyduğun gibi buldum. Kesinlikle hiçbir şeyi değişmemişti. Ben de üzerine örttüm. Şehitleri savaşıp da şehit düştükleri yere defnedilmeleri sünnet oldu.’
Normal ölüye gelince:
Defnedilmeden önce: Hanefî, Malikî ve Hanbelî fakihleri nakline cevaz vermişlerdir.
Hanefî fukahasından Sahkefiye ait ‘Dürrü’l-Muhtar’ adlı eserde şöyle denilmiştir: ‘Defnedilmeden önce nakledilmesinde bir beis yoktur.’ Malikî mezhebinin kaynaklarından olan Şerh El-Kebir de: ‘Ölünün defnedilmesinden önce veya sonra nakli caizdir’ denmiştir. Hiç kimse ölünün kabrinden başka bir yere nakline itiraz etmemiştir. Başka bir yere naklinde bir beis yoktur demişlerdir. Bu görüşte olan kimseler İmam Malikîn ve kendisine güvenilen birisinin rivayetini delil göstermişlerdir. Rivayete göre, Sa’d bin Ebi Vakkas ve Said bin Zeyd, Akik denilen yerde vefat etmiş, Medine’ye taşınmış ve orada defnedilmişlerdir.
Şafiî mezhebinde ise iki görüş vardır: Birincisi, Mekruh olduğunu söyleyenlerin görüşü, fakat El-Darimî, Beğavî ve diğerleri ise ölünün naklinin haram olduğunu söylemişlerdir.
İmam Nevevî’nin görüşü ise ki Şafiî mezhebinde en sahih görüş olarak kabul edilir. Hz. Aişe (r.a.) Mekke’ye yakın Habeşe denilen yerde askerde ölen kardeşi Abdurrahman’ı ziyaret etliğinde şöyle demiştir: ‘Eğer defninde hazır bulunsaydım öldüğün gibi defneder ve eğer seni görseydim ziyaret etmezdim.’ Tirmizî rivayet etmiştir ve ravi zinciri sahihtir.
Ölünün Defninden Sonraki Nakli
Hanefî ve Şafiîler bunu men etmiş, Malikî ve Hanbelîler ise caiz görmüşlerdir. Hanefî fukahasından Kemal İbni Hümam’ın, Feth El-Kadir isimli kitabında şöyle zikredilmiştir: Kadının birisi başka bir yerde iken oğlu defnedildi. Kadın sabredemedi ve oğlunun cesedini yakın olacağı bir yere nakletmek istedi. Fakat bundan men edildi.
Hanefî fukahasından Sahkefi’nin, Dürrülmuhtarın da şöyle zikredilmiştir: Ölünün defnedilmesinden önce bir beis yoktur. Defnedildikten sonraki nakline gelince mutlak olarak yasaktır.
Malikîler ve Hanbelîler, maslahat gereği ölünün nakline cevaz verdiklerini söylemiştik.
Malikî mezhebinin kaynaklarından olan El-Dusukî haşiyesinde şöyle denilmektedir: ‘Ziyarete yakın olması, ya da akrabalarının arasına defnedilmesi ya da nakledilen yerin bereketlenmesi ümidi veyahut su altında kalma korkusu gibi maslahatlar gözetilerek ölünün cesedi bozulmadan ve naklederken cesedin dağılmaması şartı ile bir yerden başka bir yere nakli caizdir.’
Hanbelî fukahasından İbni Kudame ise El-Muğni’de şöyle demiştir: ‘Bereketlerine nail olmak için şehitlerin ve salih kimselerin çok olduğu mezarlığa defnetmek müstehabtır. Şerefli yerlere defnetmekte bunun gibidir. Daha sonra Hz. Musa (a.s.) hakkındaki Buharî ve Müslim’in rivayet ettiği hadisi zikretmiştir. ‘Musa (a.s.) Allah Teâlâ’dan bir taşın atılabileceği kadar mesafe bile olsa kendisini mukaddes topraklara yaklaştırmasını istedi.’
Kabir İnşa Etmek
Dört mezhebin fukahası, kabrin şöhret ve süsleme maksadı için yapılmasını haram görmüşlerdir. Eğer kabri muhkeme almak içinse-kabir toprağının saçılmasını engellemek için mekruhtur.
l- Hanefîlerin görüşü:
Tahtavî’de nakledildiğine göre ‘Definden sonra kabrin muhkemleştirilmesi için bina yapılması mekruh, süslemek maksadıyla bina yapmak ise haramdır’
‘Kitab El-Asar’da ise ‘kabrin kireçlenmesini, çamurla yapılmasını, yanında mescid yapılmasını, bayrak asılmasını ve kabir üzerine övücü veya kerih gösterici yazı yazılmasını ve benzeri şeyleri kerih görürüz, hoş karşılamayız. Bu Ebu Hanife’nin sözüdür şeklinde rivayet edilmiştir.
Muhammed İbn-i Hasan’a ait El-Mebsut’da şöyle denilmekte: ‘Dedim ki kabrin kireçlenmesini kerih mi görüyorsun? Evet diye cevap verdi. Neden? Dedim. Nebi (s.a.v.)’in kabirlerini kireçlemesini Kireçle sıvanmasını ve dört köşe yapılmasını yasakladığı hadisi rivayet etti. Çünkü kabrin inşasında kirecin kullanılması ya süs içindir, ya da muhkemleştirmek içindir.’
2-Malikîlerin Görüşü
Malikî mezhebinin kaynaklarından Dusuki haşiyesinde: ‘Kabrin çamurlanması, yada beyazlaştırılması veya üzerine medrese, ev ve kubbe gibi şeyler bina edilmesi, eğer fiska ve fesada sebebiyet vermeyecekse ve iftihar etmek maksadıyla değilse, ister kendi arazisinde olsun ister izin alınarak başkasına ait arazide yapılsın, islerse sahipsiz ölü arazide olsun mekruhtur.’
Bütün bu işler iftihar etmek maksadıyla yapılırsa ya da fasıkların toplandığı yer olursa veya mezarlıkta olursa ya da başkasının yerinde olursa haram olur. Kabri başka kabirlerden ayırt etmek maksadıyla olursa nakışsız ismini veya ölüm tarihi yazmak caizdir. Bunun dışında bir maksat ile yapılırsa mekruh, övülmek ve iftihar etmek maksadıyla olursa haramdır. Açık olan şu ki, Kur’an bile olsa mezarlar üzerine nakış yapmak mekruhtur. Ölüye hürmet gösterilmesi gerekir. Çünkü imtihan vermektedir.
3-Şafiîlerin Görüşü:
Şafiî mezhebinin bütün delilleri, kabrin üzerine mescit bina etmenin mekruh olduğu hususunda ittifak etmiştir. Bu ölü ister salih birisi olsun, ister olmasın. Hadislerin umumuna göre bu hüküm ortaya çıkar. ‘Allah, Yahudileri ve Hıristiyanları kahretsin, onlar peygamberlerinin kabirlerini mescit haline getirdiler.’
4-Hanbelîlerin Görüşü:
Hanbelî kaynaklarından El-Muğni’de şöyle zikredilmiştir ‘Mezarı bina şeklinde yapmak onu kireçlemek ve üzerine yazı yazmak mekruhtur. İmam Müslim Sahih’inde şu hadisi rivayet etmiştir: Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) mezarın üzerine bir şey yapılmasını bina etmek, kireçle sıvanmasını ve üzerine oturulmasını men etti... Tirmizi, ‘Üzerine yazı yazılmasını da men etti’ ibaresini eklemiştir.
Kabirleri Yıkmanın Hükmü
İdarecilerin, yüksekçe yapılmış kabirleri yıkmaları, dikilen bayrakları ve kabirlerin üzerine yazılan yazıları yasaklamaları gerekir.
Buharî’nin dışındaki bütün muhaddisler Ebu Hiyac El Ezdi’den, O da Hz. Ali (r.a.)’dan şu hadisi rivayet etmiştir. ‘Ali (r.a.), seni Rasûlullah (s.a.v.)’in gönderdiği şey üzere gönderiyorum. Heykelin en ufak parçası kalmayıncaya kadar onu parçala, şerefli bir insana ait bir mezar bile olsa yerle bir etmeden bırakma’
İmam Şafiî, ‘El- Ümm’ adlı eserinde şöyle zikretmiştir. ‘Mekke’de yapılan kabirleri yıkan valiler gördüm. Bunu ayıplayan fakihler görmedim.
Sonuç olarak, kabir üzerine bir şey bina etmek veya mescit yapmak ya da üzerine isim yazmak eğer şöhret için ise dört mezhebe göre de haramdır. Kabirlerin üzerine bayrak veya benzeri şeyler dikmek şöhret için ise bu da haramdır. Özellikle şehitlerin kabirleri, sevaplarını muhafaza etmek ve sünneti kabirlerinde tatbik etmek maksadı ile olursa cevaz verilmiştir.
[87] El-Mecmu, 5/267.
[88] El-Muğni, 2/389.
[89] Zad-ül Mead, 3/214.