بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Cihad ve Savaş Ahlâkı / Mücahidin Ahlâkı / Gayret
Mücahidin Ahlâkı

Gayret

‘Gayret’, kıskanma, rekabet duygusu, tahammülsüzlük, can darlığı, kalp sıkıntısı, bir malın, bir mevkinin ve bir şeyin kendine özel olması arzusu ve ihtirası anlamlarına gelir.

‘Gayret’ İslâm ahlâkında, Allah (c.c.)’ın yasak kıldığı şeylerin yapılması, emrettiği şeylerin yapılmaması karşısında duyulan ve iyiliğe yönelik bir kıskanmadır. Kıskanmanın haram ve mübah olan türleri vardır. Gayret, Hasetten farklıdır.

Yüce Allah, “De ki: Rabbin fuhşun açık olanını da, gizli yapılanını da haram kılmıştır.” [104] Buyurmuştur.

Peygamber (s.a.v.), “Hiçbir kimse Allah Teâlâ’dan daha gayretli değildir. Gayretli olduğu içindir ki, fuhşun açığını da, gizlisini de haram kılmıştır.” buyurmuştur.

Resûlullah (s.a.v.), “Şüphesiz ki Allah da kıskanır, mümin de kıskanır, Allah Teâlâ’nın kıskanması (gayretullah) mümin kulun, üzerine haram kılınan şeyleri işlemesinden ileri gelir.” buyurmuştur. [105]

‘Gayret’ (kıskanma), başkasının ortak olmasından hoşlanmamak, demektir. (Gayret, gayrın müşareketinden kerahettir”. Allah Teâlâ için ‘gayret’ kelimesi kullanıldığı zaman bunun anlamı şudur: Allah (c.c.), kulu üzerinde hakkı olan “Yalnızca kendisine ibadet ve itaat” konusunda başka birinin ortak olmasına râzı olmaz.

Üstad Ebu Ali Dekkak (r.a.) der ki: ‘Allah Teâlâ’ya ibadet konusunda aldırmazlık gösteren tembel kimselerin ayaklarına Hakk (c.c.) hızlan bukağılarını bağlar, bunların kendisinden uzak kalmalarını tercih eder, kurb (Allah’a yakınlık) mahallinden ırak olmak ister. Bunun için onlarda ibadet ve hizmetten ırak kalırlar.’ [106]

Hak aşıklarından birine soruldu: O’nu görmek ister misiniz ? Hayır, dedi. Neden? Diye sorulunca: güzelliğini, benim gibi birisinin seyretmesinden O’nu tenzih ederim. (Onu kendimdem ve gözümden kıskanırım) dedi.

Aşağıdaki tasavvufi şiir de bu makamda okunmaktadır:

‘Gözümü, sana bakmaktan kıskanıyorum. Onun için seni görünce bakışlarımı yere çeviriyorum. Beni fitneye düşüren şemâlini ve güzel tecellilerini hatırladığını görünce (beni kendimden geçiren Kemal ve Celal fiillerini hatırladığını görünce) seni senden bile kıskanıyorum. (onun için kaldıramayacağım şekilde bana tecelli etmeni istemiyorum.)’

Biat için gelen bir Arabın, Rasûlullah (s.a.v)’in peygamberliğini tanımaz bir şekilde konuşması ve Rasûlullah (s.a.v.)’ın da bu konuşma tarzını kabul eder tarzda karşılıkta bulunması konusundaki hadiste deniliyor ki: ‘Arabın biri Rasûlullah (s.a.v.)’a gelerek: ‘Allah Teâlâ’ya yemin ederek soruyorum, sen kimlerdensin? Diye sordu. Rasûlullah (s.a.v) de (ben peygamberim dememiş ve yalnızca) Kureyş’ten bir kişiyim, diye cevap vermiş. Bunun üzerine orada bulunan ashabdan biri Araba: Peygamberini tanımaman cefa olarak sana yeter, demişti.’

Üstad Ebu Ali (r.a.) bu olayı açıklarken demiştir ki: ‘Kim olduğunu herkese tarif etmek, üzerine ‘vacip’ olduğu halde Rasûlullah’ın yalnızca ‘Kureyş’ten bir kişiyim’ demesi (peygamberlik makamına) ‘gayret’in bir sonucu idi. (Bu makama ehil olmayanların onu tanımalarını kıskanmıştı). Sonra Cenab-ı Hakk bu durumu bir sahabenin ağzından dile getirtmiş, bedeviye anlattırmış ve onun için bu sahabe: ‘Peygamberini tanımaman cefa olarak sana yeter’, demiş (ve onu kıskanmıştı).’

Kuşeyrî der ki: Doğru olan, gayretin iki türlü olduğunı kabul etmektir: Hakk Teâlâ’nın kuluna karşı ‘gayret’i, onu halka bırakmaması ve halktan kıskanmasıdır. (Hakk’ın, kulum hep benimle meşgul olsun, diye istemesi, onun için de kulun halk ile olmasını kıskanmasıdır). Kulun Hakk (c.c.) için olan ‘gayreti’, hallerinden ve nefeslerinden hiç bir şeyi Allah Teâlâ’dan başkası için harcanmamasıdır. Hakk (c.c.) koruduğu ve kendisi için seçtiği kulunun kalbinin başkası ile meşgul olmasını kıskanır: Kul, hal ve amellerinin Hakk rızasından başka bir amaç ile olmasını kıskanır. Şu halde ben Allah Teâlâ’ya karşı kıskançlık duyuyorum, denilmez, fakat ben Hakk için kıskancım, denilir. Bu duruma göre, Allah Teâlâ’ya karşı gayret bilgisizliktir, kimi zaman dini terk etmeye sebep olur. Allah için kıskanma ise Hakk’ın hukukuna ta’zim ve saygıyı, amelleri saf ve halis olarak O’nun için yerine getirmeyi gerektirir, Hakkı kıskanmak tehlikelidir, fakat Hakk için kıskanmak faydalıdır. ‘Gayret alellâh’ kötü, ‘gayret lillah’ iyidir. [107]

Rivayet edilir ki, Allah (c.c.) Peygamberlerinden birine şöyle vahyetti: “Falan kimsenin bana ihtiyacı var, benim de ona ihtiyacım var. O benim ihtiyacımı görürse, ben de onun ihtiyacını görürüm.” Peygamber (a.s.) Rabbine dua etti ve : “İlahi nasıl olur da senin ihtiyacın olur?” dedi. Allah Teâlâ, “Onun kalbi benden başkası ile sükûnet buldu. O kalbini bundan boşaltsın, ben de onun ihtiyacını göreyim.” buyurdu.

Gayretli olmamız, aralıksız, düzenli ve sistemli bir çalışmaya kendimizi alıştırmamız, Allah yolunda yapılan mücahede için gerekli şartlardandır. Bizim ümmetimiz, uzun zamandan beridir ki az bir zaman harcanacak işleri yapmaya alışmıştır. Daha önceki sonucu ancak bir akşam veya kuşluk vakti kadar çalışmaların, gayretlerin boşa gitmesi pahasına, kısa bir zamanda belli olacak işler yapmaya ayarlı adımlar atmak alışkanlık edinilmiştir. İşte bu alışkanlığı değiştirip, devamlı olan, sonucu uzak fakat emin, düzenli, metodlu ve yavaş yavaş gelişme yolunu takip etmeye, kendimizi alıştırmalıyız.

Size verilen her hizmet işi, gerçekten önemli olduğu halde size göre faydası

görülmese de, onun acil sonucunu beklemeden, halkın övgüsünü ummadan bu yolda hayatınızı harcamanız pahasına olsa da, yerine getirmelisiniz. Allah yolunda mücahede sahası her zaman için kızışmış değildir. Her savaşan da her zaman ateş hattında, savaş halinde değildir. Bir savaşın başlaması bazen sessizce

yapılan hazırlıklara, uzun senelere dayanmış olabilir. Ateş hattında,

düşmanla savaş eden binlerce savaşcı bulunması, görünüşe göre faydası pek

belli olmasa bile, gerçekte savaş hazırlıklarıyla ve savaş ile ilgili işlerle uğraşmanın göstergesidir. [108]

[104] Araf sûresi, 7/33.

[105] Buhari, Tevhid, 20.

[106] Risale, Kuşeyri, s. 343.

[107] Kuşeyri, Risale, s. 344.

[108] Davet, Mevdudî.