بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Cihad ve Savaş Ahlâkı / Cihadı Terketmenin Sonuçları / Cihadı Terk Eden Zelil Olur
Cihadı Terketmenin Sonuçları

Cihadı Terk Eden Zelil Olur

İbn Ömer (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir: “Veresiye pahalı satıp aynı malı peşin daha ucuz geri satın almak sureti ile alış veriş yaptığınız, cihadı terk edip öküzlerin kuyruğunu tutarak ziraatla geçinmeğe razı olduğunuz vakit, Allah size öyle bir perişanlık musallat eder ki, dininize dönünceye kadar bu zelillikten sizi kurtarmaz.” [26]

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kim size bir iyilikle gelirse onu mükâfatlandırın. Bir şey bulamazsanız ona dua edin. Ta ki onu mükâfatlandırdığınızı bilesiniz.”

Her Müslüman’ın üzerindeki haklardan biri de içinde bulunduğu ve yararlandığı nimetleri, değerleri görmesi ve o nimetlere sebep olan diğer Müslümanlara teşekkür ve onları takdir etmesidir. Her Müslüman’ın Allah yolun­da canını ortaya koyanlara dua etmesi gerekir. Ta ki aciz­liğine rağmen kendisi de o yola kavuşsun. Onlara canı ile katılmak­tan aciz oluşunu ve güçsüzlüğünü görüp malını bu yolda sarf etmesi gerekir. Eğer Allah Teâlâ’nın muvaffak kıldığı sahabe, tabiin, onların yolundan giden mücahid ve savaşçılar, dinin koruyucuları ve yardımcıları, İslâm’ın cesur ve kahramanları, saldırı ve hücum adamları, doğu ve batıyı fethedenler, on­lara askerlik yapan askerler, topladıkları ordular ve bölük­ler, bu yollarda harcamış oldukları çaba ve mallar, püs­kürttükleri saldırılar, İslâm’dan dönen mürtedleri tekrar dine çevirinceye kadar orduları geriye püskürtmeleri olmasaydı, Rum ve Fars sultanlarını tahtlarından indirip onları küçük düşür­meleri, onlardaki asalet ve izzet giysilerini çıkarmaları, on­ların cisimlerini parçalamaları, onlarda var olanları yok et­meleri, onların binlerden oluşan çokluklarını aza indir­meleri, onların havadaki burunlarını indirmeleri, onların muhkem kale ve şehirlerine mancınıkları bağlamaları, on­ların kale ve muhkem yerlerini yok etmeleri olmasaydı, bizler bugün onların sağladıkları nimetlerin devamında yaşayamaz­dık. Onların sarf ettikleri gayret ve çabaların, çektikleri sıkıntıların semeresini yiyemezdik. Onların canlarıyla, cömertlikleri ve keremleriyle kurdukları ülkelerde emniyetle yaşayamazdık. Ta ki sonuçta onların üzerinde çalıştıkları değerleri unutur ve bilemez hale gelirdik. Dine karşı inat edenleri ve onlara karşı çıkmayı akıl edemezdik.

Bizlere sağladıkları imkânlarla mızrak ve kılıçlarla gelen ölüm tasından içmekten kurtulduk. İçinde bulunduğumuz nimet ve refahla bu durumlarla kurtulduk. Es­ki alışverişin üzerimize vacip kıldığı teslimattan kurtul­duk. Elimizdeki imkânlar ve sebeplerle kanaat ettik. Kay­bolup elden giden dereceler ve sevdiklerimizle nefislerimize gıpta ettik. Dünyaya eğildik. Susamış kimsenin çöldeki ser­aba eğilişi gibi. Gurur diyarı olan dünyada dönüşü ve gidişi olmayanın duruşu ile durduk. Cihaddan yüz çevirdik. Hal­buki cihadı gerektiren sebepler o günkü şartlarla bugünkü şartlar ve ihtiyaçlar bakımından hiç de farklı değildir. Ama bizler gayret dalgasından tembellik çukuruna düştük. Şu anda cihadın sözünü eden yok. Yeni gelen din güzel ve zarif olmasıyla birlikte ‘emanda cihadın elbisesi vardır’ şeklinde bir anlayış oluşturdu. Bu anlayış heva ve umursamazlıkla kurudu. Onun yıldızı daha önce parlıyor iken izzet semasından kayboldu. Onun ismi ve şekli sanki hiç yokmuş gibi silindi. Bundan dolayı daha önce güçlü ve kuvvetli olan din zayıfladı. Müslüman­lar daha önce güçlü ve korunuyor iken zayıflayıp koru­masız kaldı. Karada ve denizde saldıran düşmandan yardım diler hale geldik. Bir kuşun bir taneyi gizli ve açıkta yuttuğu gibi yutulduk. Denizde ve karada fert ve topluluklar halin­de alınıp götürüldük. Hiçbir kalp bunun için hareket et­medi. Sanki onlar hak, bizler batıl üzerindeyiz.

Ey Müslüman kardeşim!

İçinde bulunduğumuz kötü durumu inkâr etme! Kemale erdikten sonra zevale dönen durumumuzu görmezlikten gelme! Çünkü biz dinin en büyük şiarlarını terk ettik. Sorumlu olduğumuz müşriklerin bazı durumlarını ih­mal ettik. Yüksek bina ve meskenler kurmaya, lüks ve israfa yöneldik. Bu şer diyarında her sakıncalı işe rağbet ettik. Kesinlikle cihad gerektiği kadar ve şekilde kalplerden, gönüllerden geçmiyor. Uzun emeller içinde, çalışmaya sevk eden hiçbir sebep görmedik. İçinde bulunduğumuz durumda hazineler kazanıp biriktirmemiz söz söylemekten daha değerli oldu. Allah (c.c.) kimi hidayete erdirirse, o hidayet bulmuştur. Kimi de dalalete götürüşe, onu O’ndan başka döndürecek de yoktur.

[26] Ebu Davud, 4/346.