Cihad Hakka Şahitliktir
CİHAD HAKK’A ŞAHİTLİKTİR
Cihad, bir yönüyle de Hakk’a şahitlik görevidir. Nasıl bir mahkemede hak ve hukukun kime ait olduğunu belirlemek için tanıklar dinlenir ve hüküm verilirken onların şahitlikleri dikkate alınır. Öyle de, cihad yapanlar yeryüzünde inkâr cephesiyle muhakemeleşmede, en gür sedalarıyla ‘Allah vardır ve birdir’ diyerek yer ve gök ehline şehadette bulunmaktadırlar.
‘Allah, melekler ve adalette sebat eden ilim adamları şahitlik etmiştir ki, O’ndan başka ilâ h yoktur. (Evet) güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilâh yoktur.’ [10] Ayeti bütün açıklığıyla bize bu hakikati anlatmaktadır.
Evet, aynı çizgide şu üç tanıklığın zikredilmesi ne kadar anlamlıdır:
1) Allah (c.c.), kendi varlığına şahitlik eder. Bu şehadeti vicdanlarında hakikate ermiş olanlar öylesine farklı duyarlar ki, onların vicdanlarında duyduklarını, kitapların beyan etmesi mümkün değildir.
2) Melekler de, Allah (c.c.)’ın varlığının şahitleridir. Melekler, saf ve dupduru nurdan yaratılmışlardır. Yaratılışları katışıksız, pırıl pırıldır. Şeytan, onların içine küfür ve dalâlet sokamamış ve aslî yapıları asla bozulmamıştır. Ayna gibidirler. İşte bu pak mahiyetlerde de Cenâb-ı Hakk’ın tecellileri görülür, duyulur ve okunur.
3) İlim sahipleri de, Allah (c.c.)’ın varlığına şahitlik ederler. İşte bütün dünya Allah (c.c.)’ı inkâr etse, bu üç şahitlik, O’nun varlığını ispata yeterlidir.
Evet, öyledir. Zira bizler, bütün açıklık ve azametiyle bu hakikati zaten vicdanlarımızda duymaktayız. Hem de başka delile ihtiyaç hissetmeyecek şekilde duymaktayız. Bu şahitlik, en yüce makamların sakinleri için de yeterlidir. Sonra, yerdeki kör ve sağırlar, kâinattaki bilgi ve işaretleri duymuyor ve İlahî sanat çizgilerinde O’nun eserlerini göremiyorlarsa, bunlara karşı da ilim sahiplerinin şahitliği yeter.
Mücahidler Allah (c.c.)’ın şahitleridirler ve Allah (c.c.)’ı inkâr hesabına kurulan mahkemelerde, en gür sesleriyle haykırıp, ‘Biz, Allah’ın şahitleriyiz!’ diyeceklerdir. Zaten nebiler de bu şehadet görevini en yüksek keyfiyette ifa etmek için gönderilmişlerdir. Kur’an-ı Kerim bu hakikati şu ayeti ile bildirir:
‘Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki, insanların, peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri kalmasın. Allah, izzet ve hikmet sahibidir. Allah, sana indirdiğine şahitlik eder, onu kendi ilmi ile indirdi. Melekler de buna şahitlik ederler ve şahit olarak Allah kâfidir.’ [11]
İnsanlık tarihi boyunca her millet içinden, o milletin ufkunu aydınlatmak için bir nebi gönderilmiştir. Son zuhur eden nebi ise, bütün insanlığın ufkunu aydınlatmak için gelen iki cihan Serveri’dir. Kur’an, bu konuyu da hatırlatma noktasında O’na şöyle seslenmektedir: ‘Ey Nebi! Şüphesiz biz Seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.’ [12] Ayetteki ‘Ey Nebi!’ ifadesinin başında ‘lâm-ı tarif’ vardır. Bu, Arapça’da bilinen; tanınan bir Nebî, insan demektir. Allah Rasûlü, nereden bakılırsa bakılsın peygamberliği bilinen bir insandır. Hatta O’nun nebiliği, cansız varlıkların (cemadat) selâmlaması, bitkilerin temennası ve hayvanların baş eğmesi etmesiyle bile bilinmiş ve tanık olunmuştur. O, herkesin bildiği, inkârı mümkün olmayan, belli öyle bir peygamberdir ki, Kur’an-ı Kerim O’na hitaben, ‘Ey bilinen, tanınan nebi!’ demektedir. Zaten, taş gibi gönüllerin bile O’nun karşısında eriyip gitmeleri, O’nun bilinen nebi oluşunu ispat etmiyor mu?
Yukarıdaki ayette ‘Seni gönderdik’ ifadesinde, muhatap sığasıyla ‘Seni’ denilmekte ve âdeta rahmetle diz dize gelmiş bu rahmet ve şefkat peygamberine bu vasıflarından dolayı hatırlatmada bulunulmaktadır.
‘Şahit olarak’, yani insanlığa seni şahit olarak gönderdik; onlara Ben’i duyuracak ve Ben’im şahidim olacaksın. Bütün cihan Sen’i yalanlasa ve inkâr etse de sen yine Allah (c.c.)’ın varlığını ve O’nun dinini ilan edeceksin. İşte Sen, böyle bir şahitsin.
Bir de arkandan gelen şahitler topluluğu var ki, onlar bütün insanlığa, Sen de onlara şahit olacaksın, ‘Bunlar benim’ diyecek ve onların şehadetine şahitlik edeceksin. Ve aynı zamanda hadis-i şerifin ifadesiyle O’nun ümmetinin şehadeti, mahşerde bir kısım nebileri de mesuliyetten kurtaracaktır. [13]
[10] Âl-i İmrân sûresi, 3/18.
[11] Nisâ sûresi, 4/165-166.
[12] Ahzâb sûresi, 33/45.
[13] Buhârî, İ’tisâm, 19; İbn Mâce, Zühd, 34.