بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Arşiv — Eski İçerikler / CEHALET
Arşiv — Eski İçerikler

CEHALET

Cehalet, cehl fiilinden türemiş bir kelimedir. Yaygın olarak ‘bilgisizlik’ anlamında kullanılmasına rağmen başka anlamları da vardır.

Cehl fiili sözlükte, bilmemek, tanımamak, kaba davranmak, gücendirmek ve fıkır fıkır kaynamak gibi anlamlara gelmektedir.

‘Cahil’, cehl sahibi, bilgiden yoksun olan, davranışları olgun olmayan ve kendini bilmeyen demektir ki, cehl fiilinin özne ismidir.

Kur’an-ı Kerim, bu fiili ve bunun türevleri olan ‘cahil’, ‘cahiliyye’, ‘cehalet’ ve cehûl kelimelerini kullanmaktadır. Cehalet, cahil olma halini, cehl içinde olma durumunu ifade eder.

İslâm kültüründe cehalet ve cahiliyye, İslâm’a inanmayan kişi ve toplumların tutum, davranış, yaşantı, anlayış ve sistemlerini nitelemek üzere kullanılan bir kavramdır.

İşte bu nitelemeye göre, bir takım değer yargılarını, inanç esaslarını, düşünme ve davranış biçimlerini, ahlâk kurallarını bünyesinde toplayıp onlara yön veren şiki sistem vardır: Bunlardan biri, Allah’ın (c.c.) dini İslâm, diğeri de hangi ad altında olursa olsun ‘cahiliyye’ sistemleri, ya da ‘cahiliyye’ dinleridir. Şirk (ortak koşma), bu sistemlerin daha çok inanç yönüne ad olurken, cahiliyye ise bu gibi sistemlerin tutum, davranış ve değer yargılarına ad olmaktadır.

İslâm’dan önce cahiliyye insanları hem gerçek bilgi ve bu bilginin kurduğu sağlıklı toplum ve insanlıktan yosundular, hem de kendilerine doğru yolu gösterecek kitap ve peygamberden yoksun oldukları için güzel davranışlardan uzaktılar. İnsana olgun hareket etme imkanı veren bilgiden, eğitim ve anlayıştan yoksun oldukları için kaba ve serttiler.

Cahiliyye, cehâlet mantığı üzerine kurulu dünya görüşünün, tutum ve davranışların genel adıdır. Bu görüşe sahip olanların davranışlarına cahilî düşünceler ve inançlar yön verir. Onlar sağlam bir bilgiye, insanı hakka ve en doğru yola götürecek bir ilme sahip olmadıkları için kendi arzularının ölçüsünü doğru sanırlar. O yüzden putlara tapmayı, peygamberlere ve Allah’ın (c.c.) âyetlerine karşı gelmeyi doğru zannederler. Zenginlik ve servetin üstünlük olduğunu düşünür ve yoksullarla bir arada bulunmak istemezler. (Hûd sûresi, 11/20. )

Mü’minler, sabırlı, ağırbaşlı, teenni ile, düşünerek hareket ederken; cahiller, ‘cahiliyye hamiyyeti”- cahillik gayreti’yle davrandıkları için, sert ve kaba, düşüncesiz ve hafif meşrep davranırlar. Yerli yersiz öfkelenirler, kızgınlık ve gazap sahibidirler. Bu yüzden Hakk’a ve adalete göre iş yapamazlar.

Kur’an buna ‘cahiliyye hamiyyeti’ demektedir. İnkarcılar kalplerine bu cahiliyye çabasını koydukları zaman Allah (c.c.) da mü’minler üzerine ‘Sekine-kalbi sakinleştiricisi’ sini indirir ve onları ‘takva sözüne-Tevhid kelimesine’ bağlı tutar. (Fetih sûresi, 48/26. )

Yukarıda geçtiği gibi ‘cahiliyye’ yalnızca İslamdan önceki müşriklerinin hayatının adı değildir. Kişilerin İslâmî hayatlarından önceki yaşantılarına da ‘cahiliyye’ denir. Bununla beraber cahiliyye, cehalet üzerine kurulu bütün tutum ve davranışların, İslâm’dan kaynaklanmayan bütün sistemlerin, bütün hükümlerin genel adıdır. Çünkü İslâm ve ona ait hükümler, Allah’tan (c.c.) gelen sağlam bir ilme, diğerleri ise insanların heveslerinden kaynaklanan zanlara ve yüzeysel bilgilere dayanır.

Cahilî davranışlar her devirde ve her yerde görülebilir. Cahil kimselerin özelliklerine bakarsak, cahiliyyenin her zaman ve her yerde olabileceğini daha rahat anlarız.

Medine döneminde olan şu olay ilginç bir örnektir. Bu olay üzerine Peygamberimiz (s.a.v) her zaman gündeme gelebilecek cahiliyye davranışlarına dikkat çekmiş ve ümmetini uyarmıştır.

Cahiliyye döneminde birbirlerine düşman olan ve uzun seneler boyu süren kan davaları sebebiyle birbirlerine saldıran Evs ve Hazrec kabileleri Müslüman olduktan sonra kardeş oldular ve düşmanlığa son verdiler. Bir gün onların tatlı tatlı sohbetlerini gören ve bunu kıskanan bir Medineli yahudi, birisini göndererek onlara eski günlerini hatırlatmalarını söyledi. O gönderilen kişi de kendisine söyleneni yapınca her iki taraf silaha sarılarak savaşa kalkıştılar. Bunu öğrenen Peygamberimiz (s.a.v.) :

“Ey Müslümanlar ! Allah, Allah ! ( Allah’tan korkun, ) Ben aranızda iken, Allah (c.c) size hidayet verdikten sonra birbirinizi cahiliyye ye mi davet ediyorsunuz ? ...” (İbn-i Hişâm.)

Hz. Bilal-i Habeşi’ye (r.a) ‘siyah kadının oğlu diyerek hakaret eden Hz. Ebu Zerr’e (r.a) Peygamberimiz (s.a.v):

O’nu annesinin renginden dolayı mı ayıplıyorsunuz ? Demek ki sende hala cahiliyye ahlâkı bulunmaktadır.” (Buhâri. )

Yine Peygamberimiz (s.a.v) cahiliyye davası; cahiliyye zamanında olduğu gibi kavmiyetçilik ve asabiyye güdenler için, ‘bizden değildir’ buyurmaktadır.

Bir başka hadiste Peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilir. “Ümmetimin içinde cahiliyye döneminden kalma, tamamen terk edemeyecekleri dört adet vardır:

Asaletleriyle övünmek,

Başkalarının soyuna dil uzamak,

Yıldızlar vesilesiyle yağmur istemek,

Ölünün arkasından yüksek sesle ağlamak.” (Müslim).

Kur’an müslüma kadınlara ‘cahiliyye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın’ diyor. (Ahzab sûresi, 33/33.)

Mü’minler, inançta, düşüncede, ahlâk ve davranışlarda, karar vermede ve insanlarla ilişkilerde Allah’ın indirdiği hükümlere uyarlar. Cahiliyye düşüncesine sahip olanlar ise Allah’ın (c.c.) hükümlerini tanımazlar, onları beğenmezler ve kendi heveslerine uyarlar.

Kur’an şöyle diyor:

“ Onlar halâ cahiliyye’nin hükmünü mü arıyorlar ? Kesin bir bilgiyle inanan bir topluluk için, hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” (Mâide sûresi, 5/50.)

Günümüzde Cahiliyye

Cahiliyye’yi, yalnızca İslam’dan önceki dönem diye nitelendirme yanlış olacaktır. O dönemin adı ‘cahiliyye’ dir. Ancak bu kavram, cahilî davranış ve inançların genel adıdır. Firavun nasıl, haddi aşan, azan, kibirlenip kendini Allah’a muhtaç görmeyen, zulmün ve Tuğyanın (azıp-sapıtmanın) sembolü ise; cahiliyye de bilgisizliğin, bilgisizce hareket etmenin, yaptığı şeyin sonucunu düşünmemenin, Allah’ı (c.c.) ve O’nun âyetlerini anlamamanın, Allah’a isyan etmenin ne kadar kötü olduğunu idrak edememenin sembol kavramıdır.

İnsanların hevalarına uyduğu, nefislerinin, isteklerinin kulu oldukları, Allah’ın (c.c.) hükümlerinin kabul edilmediği, çeşitli ilahlara ibadet edildiği, sömürü ve zulmün bulunduğu kavmiyetçilik ve asabiyyenin (tarafgirliğin) yaygın olduğu, hüküm vermede hakkın ve adaletin uygulanmadığı her yer ve zamanda cahiliyye var demektir. Günümüzde de çeşitli yerlerde, tıpkı cahiliyye döneminde olduğu gibi Allah (c.c.) unutulmuştur. O ve O’nun hükümleri hayata ve insanların işlerine sokulmamaktadır. O’nun gönderdiği hükümlere uymayı bir tarafa bırakalım; yanlış, eksik ve hatta çağdışı sayılmaktadır. Günümüz insanlarının çoğu unuttukları âlemlerin Rabbi Allah’ın (c.c.) yerine sayısız ilahlar ve putlar bulmuşlardır. Tıpkı cahiliyyede olduğu gibi sahte tanrılara ibadet edilmektedir. Ölçüler ilahi kaynaktan değil, hevalardan alınmaktadır. Güçlünün borusu ötmekte, sözü geçmektedir. Zayıflar yine ezilmekte, insanlar haklarına yine gereği gibi kavuşmamaktadır. Kumar, zina, fuhuş, hırsızlık en geniş şekilde yapılamakta,içki su yerine içilmekte, riba(faiz) ekonominin can damarı kabul edilmektedir. İslam’ın günah dediği pek çok şey ahlâk sayılmaktadır. Kadınlar yine alınıp satılmakta, açılıp saçılmaları kadın hakkı, çağdaşlık kabul edilmektedir.

Kısaca, Kuran’ın cahiliyye toplumu dediği müşrik toplumun anlayışı ve ahlâkı az bir değişiklikle günümüzde de aynen devam ediyor. Allah (c.c.)’ın kitabı O’nun yüce hükümleri ve ahiret hesaba pek katılmıyor.

Bu durum da ‘cahiliyye’den başka bir şey değildir.