In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Whisperings / Misgivings
Archive — Older Content

Whisperings / Misgivings

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

‘Vesvese’, fısıltı, hışırtı ve gizli ses, fiskos, kalpte meydana gelen şüphe, tereddüt, vehim, kuruntu, iç üzüntüsü, nefis ve şeytanın akla getirdiği iç karışıklığı anlamları için kullanır.

Vesvese’nin zıddı tereddütsüz, kararlı, emin ve azimli olmak demektir.

Vesvese kelimesi Kur’an’da dört yerde geçmektedir. Şeytanın Cennette bulunan Adem (a.s.) ve Havva annemize nasıl vesvesede bulunduğu Yüce Allah (c.c.) tarafından şöyle haber verilmiştir:

“Derken şeytan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı (vesvesede bulundu): ‘Rabbiniz başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi bu ağaçtan menetti.” (A’raf sûresi, 7/20.)

Şeytanın Cennete nasıl girdiği ve Adem (a.s.) ile Havva validemize nasıl vesvesede bulunduğu hususunda, İslâm bilginlerinin farklı yorumları vardır.

Yine Taha sûresinin 120. ayetinde de şeytanın Adem (a.s.) ve Havva validemize yaptığı bu vesvese dile getirilmiştir.

Vesvese ile ilgili diğer bir ayet de şöyledir: “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini (fısıldadığını) biliriz. (çünkü) biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf sûresi, 50/16.)

Bu ayette de Yüce Allah (c.c.)’ın kudretine işaret buyurulmaktadır. O, insanı yaratan, yok eden ve var edendir. İnsanın gizli ve açık her şeyinden haberdardır. İnsanın kalbinden geçirdiği vesvese ve düşüncelerin tamamını bilir. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v.), bu ayetin tefsiri olarak açıklamada bulunurken “Şüphesiz Yüce Allah, ümmetimden olan kişilerin kalbinden geçirdikleri şeyleri, söylemedikleri ve işlemedikleri taktirde affeder; günah olarak saymaz.” diye buyurmuştur” (Buhari, Itk/6; İman/15; Nesei, Talak/22; İbn Mace, Talak/16.)

Başka bir ayette ise, vesvese hakkında şu bilgiler verilmiştir: “De ki: Sığınırım ben, insanların Rabb’ine, insanların padişahına, insanların ilâhına. İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünceleri) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım).” (Nas sûresi, 114/1-6.)

Burada geçen “vesvâs” kelimesi, şeytan için kullanılmıştır. Yani bununla şeytan kastedilmektedir ve vesvese de onun eseridir. İnsana vesvese veren şeytan iki türlüdür. Biri cinlerden ve diğeri de insanlardan olan şeytanlardır. Bu şeytanlar, insanların kalbinde vesveseyi meydana getirerek akıl ve fikirlerini çeler, onları kötü ameller işlemeye sevk eder. Allah yoluna gitmekten, insanlık erdemine ulaşmaktan alıkoyar. Sonunda din ve imandan çıkarır, sonsuz felakete sürükler. İnsanların kalbine fısıldayıp duran, onları gaflete düşüren, her şerrin başı olan vesveseyi meydana getiren her şey, “hannâs” ve “vesvâs” olarak kabul edilir.”

Hiç şüphesiz, şeytanın verdiği vesvese, insanı iman, ibadetten ve güzel ahlâktan uzaklaştırır; fert, aile, ve toplumun hayatında çeşitli sıkıntıların meydana gelmesine sebep olur. Medine çevresinde yaşayan müslümanlar, koyun ve sığır etini kesip etini satmak üzere şehre getiriyorlardı. Gelen bu etleri yemekten çekinen bazı müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’e giderek;

“Ya Rasûlüllah! Medine çevresindeki bazı insanlar bize et getirip satıyorlar. Bunların, hayvanı keserken besmeleyi okuyup okumadıklarını bilmiyoruz.” diye sormuşlar. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) şu cevabı vermiştir:

“Bismillah deyiniz ve sonra o etleri yiyiniz” (Sahihi Buhari Muhtasarı Tecidi Sarih ter. VI/354.)

Rasûlüllah (s.a.v.) bununla vesveseden uzak durmaya işaret buyurmuştur.

Başka bir konu ile ilgili olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)’e şöyle soruldu:

“Ya Rasûlüllah! Birisi namaz kılarken abdestim bozuldu diye gönlünde vesvese hissederse, bu kişinin namazı bozulur mu, bozulmaz mı? Hz. Muhammed (s.a.v.) şu cevabı vermiştir:

“Hayır. Bir yellenme sesi veya bir kokuyu duymadıkça namazı bozmaz.”

Burada da Rasûlüllah (s.a.v.) vesveseden uzak durmayı, abdestin bozulduğuna dair kanaat hasıl olmadıkça namazı bozmamayı tavsiye etmiştir.

Fıkıh usûlünde de vesvese kötü bir şey olarak kabul edilmiştir. Her şeyde tereddüt ve vesvese ile hareket edenin sözüne itibar edilmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) vesvese ile hareket edenin talâkının (boşanma sözü) geçerliliğini kabul etmemiştir. (Buhari, Talâk/11.) Yani hanımını boşayıp boşamadığını veya söylediği sözler hakkında vesvese içinde olan bir kişinin talâkı (boşaması) geçerli kabul edilmemiştir.

Görüldüğü gibi, Kur’an ve Sünnette vesvese kötü bir huy olarak görülmektedir. Özellikle vesvese ile ilgili bütün ayetlerde, vesvesenin şeytandan geldiğine işaret buyurulmuştur. Buna göre İslâm vesveseden sakınmayı istemiştir. Çünkü vesvese faydalı değil, zararlı olan bir şeydir. Vesveseye kapılan insan, ibadetlerinde yanılır, çeşitli hatalara düşer ve yaptıklarından zevk almaz. Vesvese insanı yanlış ve batıl yollara saptırır. Hatta vesvesenin ileri boyutlarında insan akli dengesini bile kaybedebilir.