Wealth Is a Blessing
BU NE BİÇİM ZENGİNLİKTİR?
Zenginliğin, Allah Teâlâ’nın rızası doğrultusunda kullanıldığında ne kadar anlamlı olduğunu ifade etmemizin yanında, aynı zenginliğin olumsuz kullanıldığında ise ne kadar anlamsız olduğunu da bilmeliyiz. Servet sahibi oldukları halde, işlerini genişletmek hususunda aşırılığa giden bir sınıf vardır. Halbuki aşırı hırsa kapılıp, huzuru kaybetmek suretiyle haram helal demeyip çok büyük yükler altına girmek uygun değildir. Altından kalkılamayacak büyük borçlar dolayısıyla çok büyük şirketlerin eriyip gittiğine tanık oluyoruz.
Zengin olan Müslüman, ölçüsünü kaçırıp da sırf para kazanmak amacı ile evine, ailesinin yanına düzenli bir şekilde güler bir yüzle gelemiyor ve eğitimi ile meşgul olması gereken yavruları ile yakından meşgul olamıyorsa, mal yığmak gayesiyle bütün ömrü yabancı memleketlerde geçiyor ise, evini, barkını, ailesini, çocuklarını ihmal ediyorsa bu zenginliğin bir anlamı yoktur.
Bu zenginlik hırsı, insanı sıhhatinden, saadetinden, huzurundan özetle her türlü rahatından ederse, kişiye can sıkıntısı veriyor, dolayısıyla kumar, kadın, içki gibi sefahat yollarına sevk ediyorsa yine bir anlamı yoktur.
Fazla zenginlik; itibar, öğünme nedeni değildir. Cenâb-ı Hakk Hıristiyan, Yahudi ve mecusîlere daha fazlasını vermektedir.
Asıl zenginlik, Allah Teâlâ’nın bahşetmiş olduğu o dünyevî varlığı iyi şekilde kullanmak, onu verenin Hakk (c.c.) olduğunu bilmek ve yerli yerinde kullanmaktır. Nice işgüzar, çalışkan, ticarî bilgiye sahip, muhtelif lisanlar bilen kimseler vardır ki, Allah Teâlâ’nın takdiri sebebiyle dünyalıkları zayıftır.
Akl-ı selim sahibi zengin, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine ihsan ettiği geniş evinde, ailesiyle huzurlu bir hayat yaşamayı alışkanlık edinmelidir. Dünyevî, ticarî işlerini genişliği oranında denge üzere yürütmelidir. Denge ile amaçlanan, fazla korkak olmamak, borçlanmada da, ölçüsüz derecede ileri gitmemektir. ‘Cesur tüccarın rızkı bol olur’ buyurulmuştur. Bu güzel sözden amaç, insanın elindeki servetin verimsiz kalmaması için uyarıdır.
İslâmiyet; iyi niyetli olarak ticaret yapmayı sürekli olarak teşvik etmiş, hatta bunun kulluk görevlerinden bir parça olduğunu açıklamıştır. Helal kazançla yuvasını besleyen kimseleri övmüştür.
Nitekim Peygamber Efendimiz, dürüst bir tacirin, kıyamette şehidler ve sıddıklar ile haşrolunacağını beyan etmişlerdir.
Büyük servet sahipleri fîsebîlillah, yani Allah (c.c.) rızası için vakit ve servetlerinin bir kısmını hayrat yoluna sarf ederse, hem kalplerindeki dünya hırsı, keder ve sevgisi Cenâb-ı Hakk’ın izni ile yok olur, hem de bu yaptıkları hayır işleri dolayısıyla Allah Teâlâ iç ferahlığı ve ruh temizliği verir. Bu suretle o kalplerindeki kasvet ve kötü eğilimler iyi huya, iyi görüşlere ve iyi düşünüşlere dönüşür. Dünya hırsı, düşüncesi ve kederi olmayanlar gecelerini ve gündüzlerini neşe ve sükûn içinde geçirirler.
Özellikle tarihe şeref sayfaları yazdırmış olan Osmanlı hakanları, vezirleri ve paşaları hayrat işine çok önem vermişler ve bu hayır isteklerinden büyük sevinç duymuşlardır.
Başta ülkemiz olmak üzere, Avrupa, Asya ve Afrika’da camiler, çeşmeler, hastahaneler, aşhaneler, mektepler, kurslar, yetimhaneler, acizler evleri yaptırmışlardır. Bu suretle manevi, dini, ruhî, içtİaî ziyafetlerden nasiplerini almışlardır.
Hatta hayatı, bazı hususlarda ihtirası dolayısıyla eleştirilen, hataları görülen Kösem Sultan bile (Birinci Sultan Ahmed Han'ın ailesi) yüzlerce hayrat bırakmış ve yüzlerce yetim gelinlik çağına gelen kızları evlendirmeyi kendisine görev edinmişti.
Zaferden zafere koşan meşhur Napolyon’u ilk defa yenen, vakarlı, alçakgönüllü kahraman Cezzar Ahmed Paşa’nın dahi hayır eserleri saymakla bitmez.
Ancak günümüzdeki birçok Müslüman zenginler, değil hayır hasenat yolunda yaralı olmak, hatta üzerlerine farz olan zekâtlarını bile vermemek suretiyle, çaresiz ve fakirlerin haklarını pervasızca yemektedirler.