In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Usury (Riba)
Archive — Older Content

Usury (Riba)

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Artma, çoğalma, şişme, gelişme ve yetişme, mübadeleli akitlerde taraflardan birinin hakkı kabul edilen ve akit sırasında şart koşulan karşılıksız fazlalık anlamında bir İslâm hukuk terimi. “Riba” kelimesi Arapça mastar olup, sözcüğün kökeninde “mutlak çoğalma” anlamı vardır.

Cins ve miktarı bir olan iki şey biri diğeriyle mübadele edildiğinde bir taraf için kabul edilen malın fazlasına riba veya faiz denir” (İbnü’l- Hümam, Fathul- Kadir, V, 277). Ayarları aynı olan 100 gr altını peşin veya vadeli yüz yirmi gr altınla mübadele etmek gibi... Böyle bir işlemde 100 gr altın veren, aynı miktarda altın alma hakkına sahip olur. Burada 100 gr altın ana para (re’sül- mal), 20 gr fazlalık ise riba adını alır” (Elmalılı, Hak dini, Kuran Dili, II, 952/953).

Riba sözcüğü yerine Türkçe de daha çok “faiz” terimi kullanılır. Faiz; taşan, taşkın, dolu, ödünç verilen para için alınan kâr gibi anlamlara gelir. Elmalılı Hamdi Yazır riba ile faizin aynı anlama geldiğini belirtirken şöyle der: “Riba; sözlükte, ziyâdelenmek, fazlalanmak anlamına mastar olup, faiz dediimiz özel fazlalığın adı olmuştur”...

Câhiliyye devrinde asıl borca “re’sül- mal”, ziyadesine ise “riba” adı verilirdi. Bugünkü faiz işlemleri nitelik bakımından cahiliyye devrinin bu âdetinden başka bir şey değildir. Zaman zaman faiz miktarının ve şekillerinin azalması veya çoğalması muamelenin niteliğini değiştirmez. İşte cahili Arap örtünde riba tam anlamıyla günümüzdeki nükudun (nakit paraların) faizi veya nemâsı tabir olunan fazlasıdır. Karzdan (ödünç para) başka borçlar da (düyün) tatbiki dahi böyledir. Şüphe yok ki sözlükte bunun en uygun ismi riba, ziyade artık olması gerekir. Buna faiz veya nema tabirinin kullanılması “Alım-satım ancak riba gibidir” (El- Bakara, 2/275) ayetinin delaletiyle, alım ve satım ve ticarete benzetilerek yanlık bir kullanmadır” (Elmalılı, a.g.e. II, 952/953).

Bir şeyin nitelikleri değişmedikçe, adının değişmesi, hükmünün değişmesi gerektirmez. Buna göre, Riba’nın hükümleri aynı hukuki özellikleri taşıyan faize de uygulanır. Bu icare akdine , kira adi demek gibidir ki, her ikisi de aynı anlama gelen sözlerdir.

İslamiyet toplumla ilgili sosyal ve ekonomik problemleri çözerken tedric prensibine uymuştur. Faizcilik, Arapların özellikle yüksek tabakaların yararlandıkları önemli bir kaanç yolu idi. Bunu bir hamlede kaldırmak utgun değildi. Bu yüzden, içkinin yasaklanışında olduğu gibi, ribanın yasaklanışı da belli merhaleler geçirmiştir.

Ebu Hureyre’den, HZ. Peygamberin şöyle dediği nakledilmiştir: “Mirac gecesi, karınları evler gibi (büyük) olan bir topluluğun yanına geldim. Onların karınlarında dışarıdan görünen yılanlar vardı. Cebrail (a.s.)’a bunlar kimler olduğunu soduğumda; Bunlar faiz yiyenlerdir” cevabını verdi” (İbn Mace, Ticârât, 58; Ahmed b. Hanbel, Müsned II, 353/363). Mirac olayı 621m. Yıllarında Mekke de vuku bulduğuna göre, faizin ileride yasaklanabileceğine daha o günden işaret edilmiş olmaktadır. Yine Mekke de inen bir ayette faizin malı arttırmayacağı bildirilmişti” (Er- Rum, 30/39). Medine de inen bir ayette ise, Tevrat’ta Yahudilere faizin yasaklandığı, ancak bu yasağa uymadıkları için kendilerine helal kılınan bazı temiz ve güzel şeylerin haram kılındığı belirtmiştir” (En- Nisa, 4/160/161). Şu ayette ise kısmî yasaklama getirilmiştir:

“Ey İman edenler, ribayı öylr kat kat arttırılmış olarak yemeyin” (Alu- İmran ,3/130). Burada fâhiş ribâ adı verilen mürekkeb faiz kastedilmiştir.

Kuran- Ker'im çoğu ve azı hakkındabir ayırım yapmaksızın ribayı şu ayetlerle mutlak olarak yasaklamıştır:” Allah alış-verişi helal ve faizi ise haram kılmıştır” (El- Bakara, 2/275); “Kim de haram olan bu ribayı helal diye yemeye dönerse, içte onlar cehennemliktir, o ateşte ebedi olarak kalacaklardır” (El- Bakara, 2/275): Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve (câhiliyette işlediğiniz) faiz hesabından arta kalanı bırakın; eğer gerçek müminler iseniz. Yok eğer bu faizi terk etmezseniz; Allah’a ve Peygamberine karşı bir harbe girmiş olursunuz. Eğer Ribadan tövbe ederseniz, ama paranız sizindir. Böylece ne zulmetmiş ve ne de zulme uğramış olmazsınız” (El- Bakara, 2/278/279).

Müfessirlerin çoğunna göre, riba ayetler, Taif’e oturan Beni Sakîf kabilesinin faiz problemleriyle ilgili olarak inmiştir. Bu kabilenin HZ. Peygamberle yaptığı taif anlaşmasında faiz alacak-verecekleri lağvedilmişti. Mekke’deki Muğîre oğulları, Beni Sakif’den Amr b: Umeyroğullarına olan faiz borçlarını ödemeyince, aralarında düşmanlık doğdu. Durum Mekke valisi Attab b. Esîd (ö. 13/634) tarafından HZ. Peygambere yazıldı. Bu soru üzerine riba ayetleri indi ve HZ. Muhammed, valiye ayeti yazdı. Ayrıca hükme razı olurlarsa ne âlâ, aksi halde onlara harp ilan etmesini bildirdi. Bunun üzerine Taifler faiz istemekten vazgeçtiler (Et –Taberi, Tefsir, 105 ; 106; Elmalılı, a.g.e. II, 972). Mekke ve Taif’in fethi 8. veda haccı ise 10. hicret yılında vuku bulmuştur. HZ. Peygambe veda haccı sırasında Mekke faiz yasağı uygulamasını şu ifadelerle başlatmıştır: Dikkat ediniz’ cahiliyye devrinden kalma faizin hepsi kaldırılmıştır. Kaldırdığım faizin iki, amcam Abbas b. Abdulmttalib’in faizidir” (Müslim, Hac, 147; Ebu Davud, büyü’, 5).

İslamın yasakladığı riba iki kısma ayrılır: Nesîe ve fazlalık ribası.

A. Nesîe Ribası (ribe-n nesîe). Cahiliyye dvrinde bilinen ve uygulanan riba çeşidi budur. Bu, satım akdinden veya ödünç (karı) vermekten doğan bir borç için vade durumuna göre eklenen faizdir. Borç vadesine ödenmeyince eni anlaşmalarla faiz ilave edilir. Kuran- Ker'im’de bu çeşit ribaya işaret edilerek yasak hükmü etirilmiştir:” Ey İman edenler gerçek müminler iseniz Allah’tan korkun, faizden henüz alınmamış olup da kalanı bırakın” (El- Bakara, 2/278/279).

Fazlalık Ribası (ribe-l- fadl). Bu hadisi şeriflerde yer ala nriba çeşidi olup, mislî tür alı, misliyle, iki ivazdan (bedelden) birisini diğerimiz üzerine ziyadeyle satmaktır. Mesela bir ölçek buğdayı, iki ölçek buğdayla peşin veya vadeli olarak trampa etmek gibi....

Ubâde b. Es- Samit’ten HZ. Peygamber’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla ve tuz tuzla misli misline, birbirine eşit ve peşin olarak trampa edilirler. Ama bunların cinsleri ayrı olursa peşin olmak şartıyla, istediğiniz gibi satış yapınız” (Müslim, Müsâkat , 81; Ebu davud, Büyü’, 18; Ahmed. B. Hanbel, V, 314, 320). Bu hadisin Tirmizi’deki rivayetinde şu ilave vardır: “Her kim bu şekil mübadelede fazla verir veya alırsa şüphesiz riba yapmış olur” (Tirmizi, Büyü’, 23).

İslâm hukukçuların çoğunluğu bu hadiste sayılan altı maddeyi “örnek kabilinden” sayarken, yalnız zahiriler, yasak hükmünün sadece bu altı maddeye ait olduğunu söylemişlerdir. Buna bağlı olarak ribanın illeti de tartışılmıştır.

Hanefilere göre, faizin illeti mislî mallarda cins ve miktar birliğidir. Ölçü ve alınıp satılan şeylerde cins ve ölçü birliği, tartı ile alınıp satılan şeylerde ise cina ve tartı birliği ortak niteliktir. Bu duruma göre faizin hükmü, yalnız hadiste zikredilen altı maddeye değil, ortak özelliğe sahip olan tüm maddelere uygulanır. Bir hadiste şöyle buyurulur: “Faiz ancak altında veya gümüşte yahut ölçü veya tartılan ya da yenilen veya içilen şeylerde cereyan eder” (İmam, Malik, El- Muvatta,’, Büyü’, 44; Zeylaî, Nasbu’r- Raye, V, 36/37). Nesîe (veresiye satış) ribasının illeti ise vadedir. Misli olan şeylerin aynı cinsle veya değişik çinsteki şeylerle vadeli mübadelesinde bu çeşit riba gerçekleşir. Ancak vadenin bağlayışı olmadığı karz-ı hasen ve nakit para karşılığı veresiye satışlarl selam akdi, toplumun bu muamelelere ihtiyacı nedeniyle özel nass (ayet hadis) meşru kılınmıştır.

Şafîi hukukçulara göre, altın ve gümüşte riba illeti (para olma) (semenlik) özelliği, hadiste sayılan diğer dört maddede ise illet “yiyecek maddesi” olmalarıdır.