In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Golden Counsels for the Statesman / Umar ibn Abdul-Aziz's Counsels
Golden Counsels for the Statesman

Umar ibn Abdul-Aziz's Counsels

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

TAVSİYELERİ

1- Muhammed b. Ka’b el-Kurazi’den naklen şöyle anlatırlar:

el-Kurazi dedi ki: Ömer b. Abdulaziz halife olunca, Medine’de bulunduğum sırada

bana haber gönderdi. Huzuruna vardım. Yanına girince, hayret içinde kalarak

gözümü ayırmadan bakmaya başladım. Bunun üzerine bana dedi ki: Ey İbni Ka’b!

Sen bana daha önce bakmadığın bir bakışla bakıyorsun. Ben de “Hayretimden dolayı”

dedim. Nedir hayretin? Dedi. Dedim ki: Değişmiş olan rengine, incelmiş,

zayıflamış olan cismine, dökülmüş olan saçına hayret ettim. Dedi ki: Öyle mi!

Eğer sen üç zaman sonra, çukuruma atılmış, gözlerim yanaklarım üzerine sarkmış,

burnumdan kan ve irin akmış olduğu halde beni görmüş olsaydın benden daha çok

ürkecektin.

2- Ömer b. Zerr yoluyla şöyle dediler:

Ömer b. Abdulaziz’in bütün gayreti, haksızlıkları gidermek ve insanlara mal

taksim etmekten ibaret idi.

3- Şam ehlinden bir üstad şöyle

dedi:

Ömer b. Abdulaziz halife tayin edilince, halkın işlerinden yüklendiği

mes’uliyet sebebiyle iki ay üzüntü ve keder içinde kaldı. Sonra millet ve

memleket işlerine nazar etti. Hakları sahiplerine iade etti. O derece ki,

kendini ihmal ediyordu. Ölünceye kadar bu minval üzerine devam etti. Vefat

edince devrin âlimleri taziye etmek üzere hanımına geldiler, ölümüyle

Müslümanların ne kadar büyük bir kayba uğradıklarını, kederlerinin sonsuz

olduğunu belirttiler. Sonra hanımına: ‘Bize onun hakkında bilgi ver, zira

erkeği en fazla tanıyan zevcesidir’ dediler. Hanımı şöyle anlattı: Vallahi o,

sizden daha fazla namaz kılan, oruç tutan bir kimse değildi. Lâkin ben O’nun

kadar Allah’tan korkan, Allah (c.c.) korkusuyla titreyen birisini görmedim. Merhum,

cismini ve ruhunu insanlar uğrunda tüketti. Halkın ihtiyaçlarını gidermek için

bütün gün vazifesi başında kalırdı. Akşam olur da bazı kimselerin işi bitmezse

gece de devam ederdi. Bir gece halkın ihtiyaçlarını bitirmiş olduğu halde

geceledi. Kendi şahsî malından olan kandili istedi. Sonra iki rekât namaz

kıldı. Sonra elini çenesine dayayarak oturdu. Gözyaşları yanaklarından

akıyordu. O’na dedim ki: Ey Müminlerin Emiri! Sende bir şey var, ben seni bu

geceki gibi hiç görmedim. Bana cevap verdi: Evet düşündüm ki, ben bu milletin

siyahına beyazına halife oldum. Garip, kanaatkâr, kendi haline terk edilmiş

biçareleri, fakirleri, muhtaçları, zorla tutulan esirleri, memleketin dört

bucağındaki nice kederlileri hatırladım. Anladım ki, Allah onların hepsinin

hesabını benden soracak. Muhammed Mustafa da onların lehine, benim aleyhime

şehadet edecek. Bu sebeple Allah yanında mazur görülmemekliğimden, Peygamberin

aleyhimde şehadet etmesinden korktum. Böylece kendimin ne olacağını düşündüm.

Vallahi Ömer öyle bir insandı ki, ehliyle eğlendiği bir sırada Allah’ın

emrini hatırlasa, suya düşen serçe gibi çırpınır, ızdırap çekerdi. Sonra

ağlaması artar, ahu sesi yükselirdi. Ona acıyarak üzerimizden yorganı atardım.

Sonra hanımı ilâve etti: Bizimle halifelik arasında doğu ile batı arasındaki

kadar bir uzaklık olmasını ne kadar arzulardım.

4- Ömer b. Abdulaziz’i Medine’de gördük. O insanların en güzel giyineni, en

güzel kokular sürüneni, gururla yürüyeni idi. Sonra onu halife olunca da

gördük. Ruhbanlar gibi yürüyordu. Her kim sana yürüyüş bir seciyedir, derse

Ömer b. Abdulaziz’den sonra, artık sen onu tasdik etme.

5- İsmail b. Ebi Hakim’den şöyle naklettiler: Bir gün Ömer b. Abdülaziz

öfkelendi. Kendisi öfkeli bir kimse idi. Oğlu Abdülmelik de orada idi.

Öfkesi zail olunca oğlu şöyle dedi: ‘Ey Müminlerin Emiri! Senin gibi

Allah’ın nimetine nail kıldığı, kadrini ve mevkisini yücelttiği, kulların işine

emir tayin ettiği bir kimseden bu gördüğümüz öfkenin çıkışına şaştım.

Ömer b. Abdülaziz: Ne söyledim? Dedi. Oğlu, sözlerini tekrarladı. Ona dedi

ki: Ey Abdülmelik, sen öfkelenmez misin? Oğlu şöyle cevap verdi: Eğer ben

öfkemi içimde tutmazsan, o zaman benim içimin bana faydası nedir?

Bir alâmeti dahi görünmeyecek şekilde

öfkemi içimde saklarım.