In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Diseases of Bad Character / Bad Character / Transgression / Rebellion
Bad Character

Transgression / Rebellion

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

"‘Bağy’, sözlükte ileri gitmek, haddi aşmak, haktan ayrılmak ve zulmetmek gibi anlamlara gelmektedir. Bağy, fiil olarak istemede aşırı gitmek, bir şeyi çaba harcayarak arzu etmek ve saldırıya geçmek demektir.

Bağy’in kökü olan ‘Beğa’ fiili, aşırı kibir yüzünden başkalarına karşı haksız veya hukuksuz davranışta bulunmak anlamına gelir. Başkasına haksız yere saldıran kimsenin bu eylemi ‘Beğa’ fiili ile anlatıldığı gibi, istemede, arzu etmede aşırı davranma da bu fiille ifade edilmektedir. ‘Beğa’ fiilinin fail (özne) ismi olan ‘baği’, isyankâr, başkaldırıcı, terörist ve eşkıya anlamında kullanılmaktadır. Bağy’in, istemede aşırı gitmek, fazla arzulamak anlamını çeşitli Kur’an âyetlerinde görmekteyiz. “Ey iman edenler! Allah yolunda adım attığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve (İslâm selâmı ile) selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine aşırı istekli olarak (bağye düşerek) ‘sen mümin değilsin) demeyin...” [1]

Kur'an-ı Kerim, Tevhid dinini, insan hayatına getirdiği birlik ve paylaşım ahengini bozup parçalamayıbağyolarak niteler. [2]

‘Bağy’ kelimesi,başkası aleyhine sınırı aşmayı; insanın kendi hakkı ile yetinmeyip başkalarının hakkına tecavüz etmeyi ifade eder. [3]

Bağy'in fert üzerindeki görünümü, doymazlık; sosyo-ekonomik tezahürü ise, zulüm ve sömürüdür. Sömürü, kişi ve toplumu kemiren, insanlığın saadetini hançerleyen habis (kötü) bir hastalıktır.

Vahiy sisteminin öncüleri olan peygamberler (a.s.), nimet ve imkânların adil ölçülerde paylaşılmasını temin etme, diğer bir ifadeyle sömürüyü önleme mücadelesi vermişlerdir. [4]

Çünkü nimetleri adil biçimde paylaşabilmek, huzurlu ve güvenli bir dünyanın başta gelen şartıdır.

Bağy, aynı zamanda kibir (büyüklenme) anlamında da kullanılmaktadır. Bu, kişinin kendi hakkı olmadığı halde haksız yere yükselme arzusudur. Nitekim Kur’an’ın, bağy ettiler, dediği Firavun ve Karun gibiler, kibirli ve kendini herkesten üstün gören kimselerdir.

Böyle kimseler, kendi haklarına razı olmazlar, insan olarak bulundukları seviyeyi yeterli görmezler. Kimileri insanlar üzerinde haksız yere baskı kurmaya çalışırlar, kimileri de insanların haklarını ellerinden almaya yeltenirler. Kimileri de bu hastalık ruhu içerisinde insan olduklarını unutur ve tanrılık iddiasına kalkışırlar. Bütün bu yanlış davranışlar, bağy ahlâkıdır.

Bağy, bir başka deyişle, başkasının aleyhine olmak üzere sınırı aşmak demektir. Bunun içerisine kıskançlık, zayıfları ezme, kibirlilik, haksız saldırı, sömürme, horlama, zulüm ve bozgunculuk gibi kötü fiillerin hepsi de girmektedir.

Bağy ahlâkı, aslında inkârcıların bir başka özelliğidir. İnkâr edenler, kendi arzu ve isteklerine uydukları için Allah (c.c.)’ın gönderdiği ölçü ve kuralları tanımazlar. Bir kısmı da elindeki servetle büyüklük taslayarak, başkalarına hükmetmeye kalkışır. Eline geçirdiği maddi gücün devamlı olduğunu zanneder. Hesaptan korkmaz ve kimsenin kendilerine güç yetiremeyeceğini hayal ederler. Bunun için de hem Allah (c.c.)’a karşı sınırı aşar, hem de insanlara karşı saldırgan bir tutum takınırlar.

Kur’an, kocasının nikâh hakkını başkasına çiğneten kadınların bu tutumuna, aynı kökten türeyen ‘biğa’ deyimini kullanmaktadır. [5]

Bu da zina, iffetsizlik ve kötülük anlamına gelir. Dünyanın geçici çıkarlarını elde etmek için, iffetli kadınları iffetsizliğe zorlamak yine ‘biğa’ kelimesiyle ifade ediliyor. [6]

Bağy’in Sonuçları

Bağy ederek ‘baği’ durumuna düşmek, eninde sonunda insanı kendisine zarar verecektir. Bağy yoluyla çıkar sağladığını sananlar ile bu yola başvurmayı düşünenler büyük bir yanılgı içerisindedirler. Bağy, kimin tarafından yapılırsa yapılsın; o, toplumun huzurunu bozar, insanı mutsuzluğa sürükler, hakları zedeler ve sonunda da en büyük zarar bağy edenin kendi başına gelir.

“...Ey insanlar, sizin bağyiniz (taşkınlığınız), kendi nefisleriniz aleyhinedir. Bu, dünya hayatının geçici yararıdır. (az ve değersiz bir şeydir)...” [7]

Demek ki, hem Allah (c.c.)’a ve O’nun koyduğu ölçülere karşı bir sınırı aşma, aşırı gitme yanlışıdır, hem de başkası aleyhine taşkınlık yapıp, tecavüze ve haksızlığa kalkışmaktır. Bunun insan hayatına yansıması, bazen inkârcılık, bazen kibir, bazen tecavüz, bazen zulüm, bazen hak yeme, bazen de ekonomik sömürü ve toplumsal kargaşa şeklinde olabilir.

Bağy’in bir anlamı da ayette geçtiği üzere ‘isyan’ manasındadır. Bağy’den (isyan) söz edilebilmesi için bazı şartlar gerekmektedir. Bunlar:

1. Meşru bir devlet başkanına veya devlet düzenine karşı yapılmış olması,

2. Kuvvet kullanılmış olması,

3. Kendilerince haklı bir sebebe dayandırılmış olması (tevil) gibi şartların bulunması gerekmektedir. Bunu düzenleyen âyet de ifade şu şekildedir: "Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa, aralarını bulun. Eğer onlardan biri, diğerinin üzerine haksız olarak saldırırsa, hepiniz bir olun ve Allah'ın emrine dönünceye kadar siz de olara karşı savaşın" [8] âyetidir.

İslâm tarihinde ilk bâğîler, hâricîlerdir. Bunlar, ilk başta Hz. Ali (r.a.) tarafında savaşmakta iken, daha sonra "Lâ hükme ilâ lillah" (Allah'tan başka kimse hüküm veremez) ilkesi varken tahkîmi (hakem olayı) kabul etmesi sebebiyle Hz. Ali (r.a.)'yi kâfir görerek onun saflarından ayrılıp Harûra'ya çekilen ve böylece meşrû devlet başkanı olan Hz. Ali (r.a.)'ye karşı isyan bayrağı açmış olan ve bundan sonra da ardı arkası kesilmez olaylarla İslâm tarihinde önemli bir terör fırkası olarak yer alan aşırılıkçı bir zümre olmaktadır. [9]

Bunlar son derece dindar bilinen, çok secde etmeden dolayı alınları zedelenmiş, diz ve dirsekleri nasır tutmuş, ibadetlerine düşkün kimselerdi. Fakat siyasî olarak kendileri gibi düşünmeyenleri düşman ve kâfir görürler ve onları öldürmekten en ufak bir rahatsızlık duymazlardı. Son derece kaba, sert ve haşin idiler, dengesizlikleri belirgin özellikleriydi.

Bâğîlerle savaşmak ve savaş esnasında onları öldürmek helâl görülmüş, ancak kaçanların takip edilmemesi, çocuklarına, eşlerine ve mallarına dokunulmaması esası benimsenmiştir. İmam Ebû Hanife, gerektiğinde isyancılara tazir olarak ölüm cezasının da verilebileceği görüşünü benimsemiştir. [10]

Bağy’in bu olumsuzluklarından kurtulmak için Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Allah (c.c.) bana: ‘Alçak gönüllü olun, öyle ki hiç kimse kimseye bağy etmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin’ diye vahyetti.” [11]

Hak Teâlâ ayet-i kerîmesinde: “Hasılı, size verilmiş bulunan şeyler hep dünya (süflî veya yakın) hayatın geçici metaı/(kazancı)dır, Allah yanındaki ise daha hayırlı ve daha beka/[kalıcı]dır. Fakat (bu mükâfat) o kimseler için ki: İman etmişlerdir ve Rab'lerine itimat ed(ip tevekkül ed)erler ve onlar ki günahın büyüklerine ve açık çirkinliklere uzak bulunurlar ve her gazaplandıkları vakit de onlar kusur örterler ve onlar ki Rab'leri için davete icabet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyrukları da [işleri de] aralarında şûradır (danışıklıdır), kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar (hayır için) masraf da verirler ve onlar ki kendilerine bağy [haklarına tecavüz) vâki olduğu vakit yardımlaşır, onlar öcünü alırlar" [12] buyuruyor. Yine Hz. Muhammed (s.a.v.) den nakledildiğine göre O, takvanın toplamının, "Allah, Adaleti, İhsanı, akrabaya vermeyi emreder; Fahşa (edepsizlik) dan, münker (fenalık) den ve bağy (azgınlık) den men eder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.” [13] ayetinde zikredilmiş olduğunu, buyurmuştur.

Sonuç olarak takva, bütün iyiliklerin kaynağı, dinin canı, dindarlığın ruhudur. Kur'an-ı Kerim’in rehberliğinin amacı, bütün ahlâki talimlerin özüdür. Şüpheli şeyleri atıp, şüphesizi almak, sakıncası olan şeylere düşmemek için, sakıncası olmayan şeylerden uzaklaşmaktır. Önce ebedi azaptan korunmak için şirk'i terk etmek, sonra harama düşmemek için şüpheli olanlardan sakınmak, daha sonra da gerekirse nefsi ıslah ve terbiye etmek için bazı mubahları bile terk etmektir. Azgınlığı, isyanı, aşırılığı ve başkalarının hakkına tecavüzü bırakıp takva sahibi olmak, Allah (c.c.) ve Resûlünün (s.a.v.) razı olduğu kul olmaktır.

[1] Nisâ sûresi, 4/94.

[2] Bakara sûresi, 2/213.

[3] Şûrâ sûresi, 42/42.

[4] Enfal sûresi, 8/59–65.

[5] Meryem sûresi, 19/20, 27, 28.

[6] Nûr sûresi, 24/33.

[7] Yunus sûresi, 10/23.

[8] Hucurât sûresi, 49/9

[9] Fığlalı, E.R. "Hâricîler", DİA., XVI, 169.

[10] Mehmet Erdoğan, Terör Üzerine, Altınoluk.

[11] Ebû Davud.

[12] Şûrâ sûresi, /38–39

[13] NahI sûresi, /90