In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Topic 1611
Archive — Older Content

Topic 1611

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Hz. MUHAMMED (s.a.v.)

Allah Rasûlü, baştan sona Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarıyla çevrili en büyük peygamberdir; hamd sancağının sahibidir ve geçmiş gelecek bütün günahları, daha işin başında affa uğramış bir müstesna şahsiyettir. Yani Cenâb-ı Hakk risaleti öncesinde O’na günah işletmediği gibi, risaleti döneminde de O’nun günah işlemesine fırsat vermemiştir. O, peygamberlerin de serveridir. Cenâb-ı Hakk’ın en sevgili kulu ve habibidir. Öyle ki artık Efendimiz (s.a.v.)’e verilebilecek dünyevî ve uhrevî başka hiçbir paye kalmamıştır; verilebilecek her şey verilmiştir O’na. Buna rağmen, İki Cihan Serveri’nin bir arzu ve talebi vardır. Buharî ve Müslim’in rivayet ettiği hadiste, O’nun bu arzusunu nasıl dile getirildiğini görürüz:

“Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ne kadar isterdim Allah yolunda gaza (savaş) edeyim, öldürüleyim, bir daha gaza edeyim, yine öldürüleyim...”[1]

Rasûl-i Ekrem’in temenni ve dileği bu idi. Acaba, şehadete ne ihtiyacı vardı Mefhar-i Mevcudat Efendimiz’in? Evet, “Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım”[2] sözü başına taç olarak konan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gaza etmesine, öldürülmesine ne gerek vardı ki, şehitlik istiyordu? Evet, istiyordu, zira insan için şehadetin çözebileceği düğümler, Mahkeme-i Kübrâ’da onun kazandıracağı farklı pâyeler vardı. Bu pâyelerin ne olduğunu yine O’ndan öğreniyoruz. O, bu konuda şöyle buyurur: “Mahkeme-i Kübrâ ve yüce adalet divanı kurulmuş. Herkes ciddî ıstırap içinde. Ayakların bağı çözülmüş, kalpler adeta gırtlağa gelmiş. İnsanlar boğulacak halde, sağdan soldan medet bekledikleri bir anda, birdenbire mahşer halkı bir kısım kimseler görecekler ki boyunlarına kılıçlarını asmış öyle geliyorlar. Ve bunlar, hesabın ve terazinin yanına gitmeden doğrudan doğruya Sırat’a doğru koşuyorlar. Mahşer halkı onlara yol veriyor; melekler selâma duruyor. ‘Ya Rabbi, bu mükerrem (değerli) kulların kimdir?’ sorusuna şöyle cevap geliyor: ‘Onlar eza ve cefa, mihnet ve meşakkatlerini dünyada çeken şehitlerdir. Burada onlar için hesap yoktur. Onlar, doğruca cennete gireceklerdir.”[3]

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), “Ne kadar arzu ederdim bu yolda ölüp dirileyim!” derken, işte bu noktaya parmak basmaktadır. Nebiler arasında da Allah yolunda cihad eden, gaza gömleğini giyen ve nihayet şehid olan niceleri vardır. Onlar, Nebiliğin yanı sıra şehadet şerefini de kazanmışlardır. Efendimiz (s.a.v.)’e bu gözlükle baktığımızda, O’nun Hayber’de Yahudi bir kadın tarafından davet esnasında bir koyun etine koyduğu zehir vesilesiyle zehirlendiğini hepimiz biliyoruz.[4] İslâm tarihi içinde bazılarına göre Allah Rasûlü, işte bu zehirlenme neticesi vefat etmiştir. Öyleyse bu bir anlamda şehadettir ve Nebiler serveri de şehittir. Ama O istiyordu ki, seriyyelerin arkasında şehid olsun. Fakat Cenâb-ı Hakk, O’nu koruyacağını vaad etmişti, ta ki, Ümmet-i Muhammed dağılmasın, İslâm kemale ersin. Dolayısıyla şehidlik talebini de başka türlü kabul buyurmuştu.

Askeri Cihad Dönemi Başlıyor

Çok kısa olarak cihad’ı tarif edersek şöyle diyebiliriz :

Cihad; Allah’ın emrettiği gibi yaşamak, ve O’nun ahkamının her tarafta uygulanmasını temin için müminin canıyla, malıyla verdiği mücadeledir. Bu mücadele, ya sözle, ya yazıyla, sohbetle; veya savaşla olur.

Cihad, islam’ın en önemli müesseselerinden biridir. Bunun böyle olduğu, Kur’an-ı Kerim’deki onlarca ayet ve Sünnet’teki yüzlerce hadisle sabittir.

Aslında, islam’ın cihad müessesesi bilinmezse, Hz. Peygamber(s.a.s)’in yirmi üç senelik mücadelesi de anlaşılamaz. Cihad’ın önemi anlaşılmazsa, “Bir peygamber de savaşır mı?” gibi yersiz sorular atılır ortaya… Veya bunun tam aksine; sanki gayri Müslimlere hesap verilme zorunluluğu varmış gibi, “İslam kılıç dini değil!” diye, yersiz savunmalara girişilir. Değiştirilmiş İncil’de bulunan, “biri sağ yanağına vurursa, solu çevir, ona da bir tane vursun” inancı İslam’da yoktur. “Birisi sana haksız yere vurduysa, sen de, aynı şekilde ona vuracaksın” inancı vardır. Meğerki hakkından vazgeçerek, karşısındakini affetsen…

Şurasını kabul etmemiz lazımdır ki, İslam’ı kabul edip etmemede herkes hür olduğu gibi, hiç kimsenin, islam’ı veya onun herhangi bir müessesesini, olduğundan başka göstermeye hakkı da yoktur. İslam neyse, odur; hiç kimsenin hayal ve düşüncelerine veya mantığına göre bir İslam uydurulamaz!

Cihad müessesesi islam’ın bir rüknüdür. Onu İslam dışı sayarsanız, Hz. Peygamber(s.a.s.)’in bunca savaşlarını nasıl izah edersiniz? Sanki Hz. Peygamber(s.a.s.)’in müdafaası onlara kalmış gibi, “o merhamet sahibiydi, savaş yapmazdı” diye ona iltirada bulunurlar.

Kendinin ne olduğunu, en güzel şekilde o ifade etmiştir:

“Ben merhamet Peygamberi, ben silah peygamberiyim.” Onun bir başka hadis-i şerifi de şöyledir:

“Cennet kılıçların gölgesi altındadır.” 52 Ve yine o şöyle buyuruyor:

“Ben, Allah yolunda öldürülmeyi, sonra dirilip tekrar öldürülmeyi, sonra dirilip tekrar öldürülmeyi, sonra dirilip tekrar öldürülmeyi ve bunun hep devam etmesini isterdim.” 53

Bu cümleden olarak, Hz. Peygamber(s.a.s) Medine’ye gelişinin 7. ayında amcası Hz. Hamza komutasında, Allah yolunda cihad için ilk orduyu (Seriyyeyi) gönderdi. Böylece cihad devri başlamış oldu. 89 Bizzat kendisi de, Medine’ye gelişinin on ikinci ayında, komutan olarak Allah yolunda savaşmak üzere Medine’den hareket etti. 90 Ve bununla cihad devri fiîlen başladı. Bundan sonra elinden kılıç düşmeyecek ve hayatının sonuna kadar, İlay-ı Kelimetullah için yani Allah’ın emirlerini yeryüzünde hakim kılmak için cihad edecektir. Onun için askerdi bu peygamber…

Hz. Peygamber(s.a.s), camisini komutanlık merkezi ittihaz etti. Onda askeri birlikler tadat olunur, avlusunda cihad toplantıları yapılırdı; orada sadık mücahidler cihad aşkıyla yanar; orada kararlar, emirler ve nasihatler verilirdi. Peygamber orada ashabına danışır, görüşlerini alırdı; çünkü onların her işi istişareye dayalıydı.

Bedir Savaşın Sonucu

Müslümanların zaferi ile biten savaş sonucunda Mekkeli müşriklerin ileri gelenleri başta olmak üzere 70 kişi öldürüldü ki, Ebû Cehil de öldürülenler arasındaydı. Müslümanlardan da 14 kişi şehid oldu. Müşriklerin 70 kadarı da esir alınmıştı ki, Hz. Peygamber(s.a.s)’in amcası Abbas da esir alınanlar arasındaydı. O da diğer esirler gibi fidyesini vererek esaretten kurtuldu. 116 Hz. Peygamber(s.a.s), esirlerin tamını fidye karşılığı serbest bıraktığı halde, Mekke döneminde Müslümanlara büyük işkence yapan, ve her yerde islam’la alay eden en-Nadr ibnu’l-Haris ile ‘Ukbe b. Ebi Mu’ayt’ı öldürttü. 117

[1] Müslim, İmâre, 103-106; Buharî, Îman, 26; Nesâî, Cihad, 18-30.

[2] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/214.

[3] Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 10/411; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/318.

[4] Ebû Dâvûd, Diyât, 6.