The Ruling on the Spy
Casus, insanların, devletlerin veya kurumların sırlarını, gizli yönlerini öğrenerek onları başkalarına taşıyandır. Buradaki casustan kastımız, Müslümanların şahıs ve devlet sırlarını düşmanlarına taşıyan kimselerdir.
Casusun hükmü, onun dini ve durumuna göre değişir. Zımmî olmayan kâfir casus ve gayr-i Müslim casus şeklinde ayırım yapmak gerekir.
Kâfir olan casus, fakihlerin büyük çoğunluğuna göre öldürülür. Delili ise İyas b. Seleme b. El Ekma'nın babasından rivayet etmiş olduğu hadis-i şeriftir. ‘Allah Rasûlü (s.a.v,) seferde iken müşriklerden bir casus geldi. Ashab-ı kiramla oturup konuştu. Akabinde bir şey çalarak oradan uzaklaştı. Allah Rasûlü, “Onu bulup öldürünüz” buyurdular. Ben de onu öldürdüm. Allah Rasûlü (s.a.v.) de onun çaldığı eşyayı (geri almadı) ona bıraktı.’Müslim’in rivayetinde ise Allah Rasûlü (s.a.v.):
“Adamı kim öldürdü?” diye sorduğunda, ‘İbnu Ekva’ dediler. O da, eşyaları O’nundur. (İbnü’l-Ekva’nın) buyurdular.’ [78]
İmam Nevevî, kâfir savaşçı casusun öldürüleceğini, bunda ittifakın olduğunu söylemiştir. Sözleşmeli zımmî ise, Malik ve Evzai’ye göre ahdi bozulur. İmam Şafii ye göre bunun aksi olup eğer zımmî ile sözleşme yapılırken (casusluk yapmaması) şartı koşulursa (bütün buna rağmen zımmî casusluk yaparsa) kesinlikle sözleşme bozulur.
Zımmîye gelince: Eğer Müslümanlar aleyhinde tecessüste bulunmuşsa, fakihler, yaptığı tecessüsün ahdini bozar mahiyette olup olmadığı veya öldürülmesi yahut da köle olarak kullanılması hususunda ihtilaf etmişlerdir.Hanefiler, zimmet veya eman sözleşmesinde zikredilmediği müddetçe onun bu fiilinin ahdi bozmayacağım söylemişlerdir.
Muhammed b. Hasan, Zımmî’nin tecessüs etmesi halinde hapsedilerek ceza verilmesi gerektiğini, onun bu hareketinin ahdini bozmayacağını söylemiştir. Kendisine eman verilen birisinin bunu yapması halinde ona ceza verilmesi gerekir.
Eğer Müslümanlardan eman dilerse casusluk yapmadığı sürece Müslümanlar ona eman verebilirler. Eğer ahdi bozarak tecessüste bulunursa öldürülmesinde bir beis yoktur. Halife, başkalarının da ders alması için asılarak öldürülmesini uygun görürse, öldürülmesinde veyahut da diğer esirler gibi köle olarak alınmasında bir beis yoktur. Burada daha uygun olanı ise başkalarının da İbret alması için halifenin onu öldürmesidir.
Bu işi yapan eğer kadınsa mekruh olmakla birlikte o da öldürülebilir. Savaşmayan yaşlı da kadınlarla aynı hükümdedir. Çocuk ise ne öldürülür ne de köle olarak alınır. Zahiren Müslüman casus hakkında; Hanefiler, Şafiiler ve Habbeliler, öldürülmeyip de te’dip edilmesi (tazir cezası) gerektiğini, İmam Malik, İbnül Kasım ve Malikîlerden Esheb ise, bu konuda halifenin ictihad etmesi gerektiğini söylediler.
İmam Malik ise; (tecessüsü adet haline getirmiş bu tip insanların) hem Müslümanlara sığınıp hem de yeryüzünde fesada sebep olduğu için aynı görüşü paylaşmaktadır.
Evzai, halifenin ona şiddetli ceza vererek kovması gerektiğini söyler.
Siyer-i Kebir’de beyan edildiğine göre: Muhammed İbn ül-Hasan, ‘Eğer Müslümanlar, müşrikler için kendi aleyhlerinde ajanlık yapan, kendi sırlarını bildiren aynı zamanda Müslüman olduğunu da iddia eden birini bulurlar, kendisi de (o da) bunu itiraf ederse öldürülmez. Ama halife ona ceza verir.’ demiştir.
Bu konuda asıl olarak itibar edilense, Mekkeli kâfirlere, Allah Rasûlü’nün kendileri ile savaşmak istediğini yazılı olarak bildiren Hatib b. Ebi Beltea el-Bedri hadisesidir.
Allah Rasûlü (s.a.v.), “Bu yaptığın ne ey Hatib?” dediğinde,
- Hükümde acele etme, ben aslen Kureyşli olmayıp Kureyşle alakası olan birisiyim. Muhacirlerden seninle beraber olanların kendilerini koruyup muhafaza eden akrabaları, yakınları var. Benimse Mekke’de olmasını arzuladığım halde akrabam yok. Allah’a yemin olsun ki yapmış olduğum bu işi ne dininde şüphe olarak ne de İslâm’dan sonra küfre rıza olarak yaptım.’ dediğinde Allah Rasûlü;
“Şüphesiz o doğru söyledi” buyurdular.
Hz. Ömer (r.a.):
‘Ey Allah’ın Rasûlü bırak beni şu münafığın boynunu vurayım demiş. Rasûlullah (s.a.v.) ise;
“O Bedir’de bulunmuş birisi, Sen nereden biliyorsun ki ey Ömer, belki de Allah Teâlâ Bedir ehline istediğinizi yapın sizleri affettim seklinde bildirdi.” Dediğinde;
“Ey iman edenler, benim de düşmanım sizin de düşmanınız olanları dostlar edinmeyiniz. Siz onlara karşı sevgi gösteriyorsunuz. Oysa onlar, haktan size gelene küfretmişlerdir.” [79] Ayet-i kerimesi nazil oldu.
Hatib olayında olduğu gibi haram olduğunu bildiği halde haram bir şey yapıp onu da muhtemel olan bir te’vil getirerek, ondan dolayı yaptığını ileri sürerse öldürülmez.
Kim haram olan bir şeyi yapar sonra da muhtemel bir te’vil getirirse öldürülmez.’ demiştir.
Kim ki kâfirler lehine tecessüste bulunur, sonra da te’vil ve bu mevzudaki hükmü bilmediğini öne sürerse bırakılır.
Âlimlerin çoğunluğu, “Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanınızı dost edinmeyiniz.” Ayetini delil göstermişlerdir.
Allah Teâlâ, Hatib bin Ebi Beltea’yı mümin olarak isimlendirmiştir. Müminin öldürülüp kanının dökülmesi ise caiz değildir.
İbn-i Kayyum, İmam Malik’in görüşüne meyletmiştir. Biz de aynı görüşün doğru olduğu kanısındayız. İbn-i Kayyum, Zad-ül Mead C.3/S.14’de Allah Rasûlü’nün bir casus öldürdüğünün sabit olduğunu zikretmiştir.Hz. Ömer (r.a.), Hatıb’ın öldürülmesi için Allah Rasûlünden izin istediğinde, Allah Rasûlü (s.a.v.);
“Ey Ömer, belki de Allah Teâlâ, Bedir ehline: İstediğinizi yapın şüphesiz Ben sizleri bağışladım, demediğini nereden biliyorsun.” dedi.
Aynı hadis-i şerifte katline cevaz veren İmam Malik ve İmam Ahmed’i bazı arkadaşları da delil getirerek Hatıb’ın öldürülmesine engel olan bir sebep olduğunu, Bedir ashabının ondan daha özel bir sebeplen ötürü özürlenmediğini söylemişlerdir. Eğer özür sebebi genel ise, özel olanı tesirsiz olur. Bu daha güçlü bir görüştür.
Savaş sonrası problemlere ilişkin İslâm âlimlerinin görüşleri ve bugüne kadar yapılan uygulamalar fıkıh kitaplarımızda hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde mezheplerimize göre ve bütün incelikleriyle açıklanmıştır. Biz burada kitabımızın konusu itibariyle bir özet sunmaya çalıştık. Her şeyin en iyisini bilen Allah Teâlâ’dır.
[78] Fethu’l-Bari, c.6 s.168l.
[79] Mumtehine sûresi, 60/1.