In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Overseeing and Admonishing the Politician / The Public Rights of Individuals
Overseeing and Admonishing the Politician

The Public Rights of Individuals

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Amme Hakları Kavramı

Amme (kamu) hakları, toplumun fertlerden oluşması itibariyle ferdin sahip olması gereken haklarıdır ve bunlardan yoksun olmasına imkân yoktur. Bu haklar ferdin kendisinin, hürriyetinin ve mallarının korunması için konulmuştur. (1)

Hukukçular bu hakları iki büyük kısma ayırırlar: Eşitlik, hürriyetler… Eşitlik de mahkeme önünde eşitlik, kanun önünde eşitlik gibi nevilere ayrılır. Nasıl ki hürriyet de şahıs hürriyeti, mülkiyet hürriyeti, öğrenme fikir hürriyeti gibi bölümlere ayrılıyordu. (2)

Biz İslâm Hukukunda mevcut amme hakları ile ilgili savunmamızı hukukçuların yapmış olduğu taksime uyarak yürüteceğiz. İslâm gölgesinde fertlerin bu haklardan faydalandığı ölçü ve sınırları görmek için… Buna göre konuyu ikiye ayırmamız gerekecek: Eşitlik, hürriyetler..

EŞİTLİK

İslâm Hukukunda Eşitliğin Yeri

İslâm hukukunda eşitlik köklü bir esastır. İslâm ilk asıllarına dayanarak insanların eşitliği temelini kurar ve imtiyaz üstünlük olarak da sadece güzel davranış, hayır ve takvayı ölçü sayar: “Ey insanlar, şüphesiz biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. (Sizi (sırf) Birbirinizle tanışasınız diye büyük büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki sizin Allah nezdinde en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır.” (3)

İnsanların kökü birdir. Onların ayrı ayrı cemiyetler halinde olmaları Allah (c.c.)’ın takdiri olarak tabiî bir zarurettir. Böyle bir zaruret, daha doğrusu Allah (c.c.)’ın bu takdiri insana hiçbir zaman kendini diğerlerinden üstün görme hakkını vermez. Soyu ile övünmek, ya da böyle soy, asalet ve cins esaslarına dayanan bir imtiyaz iddia etmek bu emirler ortamında batıldır. Bu yüzdendir ki İslâm renk ve soyu ile böbürlenen cahiliye taassubunu ortadan kaldırmıştır. İnsanlar arasında üstünlük ölçüsü olarak iyi, güzel ve doğru davranışı, İslâm’a göre yaşamayı, kısaca takvayı kabul etmiştir.

İslâm Hukukunda eşitlik temelinin derin kökleri vardır. Bir çok hüküm ve prensiplerde tezahürlerini gördüğümüz bu temeli iki yönden ele alacağız:

a) Kanun Önünde Eşitlik

Eşitlik prensibinin tezahürlerinden biri olan kanun önünde eşitlik İslâm’ın getirdiği adaletin icaplarındandır. Kanun cins, renk, makam, zenginlik, akrabalık, dostluk ve hatta akide (inanç) gibi bir sebeple birini diğerine üstün tutup korumaksızın eşit olarak herkese tatbik edilir. Bir sahih hadiste şöyle buyurulur: “Şüphesiz sizden öncekiler, içlerinden büyük biri hırsızlık yaptığı zaman bağışlamaları, zayıf biri çaldığı zaman hükmü tatbik etmiş olmaları helâk etmişti. Allah’a yemin ederim ki çalan Muhammed’in kızı Fatma dahi olsa elini keserim.” (4)

Kanun Önündeki Eşitliğin Önemi

Kanunlar herkese eşit olarak tatbik edilirse vatandaşların kendileri haklarından emin ve durumdan memnun olurlar. Aynı zamanda devletin varlığına olan ihtiyacı hissederler ve bütün güçleriyle onun bekasına çalışırlar. Fakat bu eşitlik ihlâl edilince ve kanun kuvvetiyle değil de zayıfta, tanınmışa değil de garibe tatbik edilmeye başlayınca, o zaman da halkın umumî efkârı devlet aleyhine döner. Cemiyette genel olarak bir kompleks meydana gelir. Azim ve benlik yok olur. Temsilciler zayıflar. Artık halk devletin beka veya helâkine önem vermez. Sonra da cemiyette bir yandan keşmekeşlik, bir yandan da zulüm alır yürür. Çünkü hak, sahibinin değil kuvvetlinin olmuştur bir kere, artık. Artık kesin hükmü veren kanunun yerine, kuvvetli geçmiştir. Devletin tutumu bu hale varınca bekası imkânsız olur. Bunun içindir ki, ‘Kâfir de olsa âdil bir devlet devam eder. Zalim bir devlet de Müslüman bile olsa yıkılmaya mahkûmdur.” denmiştir.

Eşitlik Örnekleri

Kanun önünde eşitliğin tatbikatından birini Hz. Ömer (r.a.) vermiştir. Kendi zamanında Mısır valisi bulunan Amr İbnül Âs’ın oğlu Abdullah bir yarışta kendisini geçtiği için bir kıptiye (Mısırlı) tokat vurur. Kıpti onu halifeye şikâyet edince, halife de Amr İbnü Âs ve oğluna haber göndererek çağırtır. Onlar gelince halife kıptiyi de çağırtır ve der ki: ‘Sana vuran hangisi ise sen de ona vur!’ O da rahat edinceye kadar Abdullah’ı döver. Sonra da Amr’a dönerek: ‘Ne zamandan beri halkı köleleştirdiniz? Şüphesiz anneleri onları da sizin gibi hür doğurdu.” der. (5)

b) Mahkeme Önünde Eşitlik

İslâm devletinde bütün vatandaşlar mahkeme önünde eşittirler. Devlete saygı, dava açma, davacı ve davalı olabilme, muhakeme usulleri, ispat kaideleri, kanunların uygulanması, hükümlerin infazı, davacılar arasında adaletin icrası yönünden fertler arasında hiçbir fark yoktur. Hatta düşmanlar bile mahkemenin eşitlik ve adaletinden istifade edebilirler. “Ey iman edenler, adaleti titizlikle ayakta tutan (hâkim)ler olun ve Allah için şahitlik eden (insan)’lar olun. (O hükmünüz veya şahitliğiniz) velevki kendinizin veya ana ve babalarınızın ve yakın hısımlar (ınızın aleyhine olsun.) İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun. Çünkü Allah ikisine de sizden daha yakındır. Ve hallerini sizden iyi bilicidir.” (6)

“Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbabına) vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder.” (7)

Mahkeme önünde eşitliğin İslâm hukukunda ve tatbikatında vardığı derece bugünün kanunlarının ulaşamadığı bir eşitlik anlayışı mevkiindedir. İşte Hz. Ömer (r.a.)’in Ebu Musa el-Eş’ari’ye gönderdiği mektup: ‘Hangi mevkide bulunursan bulun, halk arasında o şekilde muamele et ki, ne büyükler sana kin bağlasın, ne de aciz ve fakirler adaletinden ümitsizliğe düşsün.’ (8)

---------------------------------------------------------------------------

(1) Dr. Osman Halil. Ed-Demukratiyyetü’l-İslâmiyye, s. 23.

(2) Hucurât Sûresi, 13.

(3) Teysîrü’l-Vüsul, c. 2, s. 1.

(4) Muhammed Ebû Zehra, Et-Teşrîu’l-İslâmi, El Müslimûn Mecmuası, sayı 21, s. 38.

(5) Nisâ Sûresi, 135.

(6) Nisâ Sûresi, 58.

(7) İ’lâmü’l-Muvakkiîn, c. 1, s. 72.

(8) Dr. İzzeddin Abdullah, El-Kanunu’d-Düveyliyyü’l-Hass, El-Mısrî, c. 1, s. 287.