The Prophet's Regard for Jihad
PEYGAMBERİMİZ (s.a.v.)’İN CİHADA VERDİĞİ ÖNEM
Cihadın önemi ve fazileti konusunda Allah Rasûlün (s.a.v.)’den çok sayıda hadis-i şerif ve O’nun fiilî sünnetleri rivayet edilmiştir. Hadis-i şeriflerin rivayet edildiği muteber hadis kaynakları kitabımızda dipnotlar halinde verilmiştir. Cihad konusunda Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
“Ah ne kadar arzu ederdim ki, Allah yolunda öldürüleyim, sonra tekrar diriltileyim, sonra yine öldürüleyim, sonra tekrar diriltileyim, sonra yine öldürüleyim.” [61] Eğer söz uzamayacak olsaydı, Allah Rasûlü, bu ifadeyi kim bilir kaç defa tekrar edeceklerdi. Esasen burada anlatılmak istenen de, Allah yolunda sonsuz sayıda öldürülüp diriltilme arzusunu ifade etmektir. Düşünün ki, bu temenni, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den gelmektedir.
Yine buyuruyor ki; “Bir gün Allah yolunda sınır muhafazasına bağlı kalıp nöbet beklemek (sevabı) dünyadan ve dünya üstündeki her şeyden hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının cennetten işgal ettiği az bir yer de dünyadan ve dünya üstündeki her şeyden hayırlıdır. Kulun Allah yolunda yürüyeceği bir akşam yürüyüşü yahut bir sabah yürüyüşü de dünyadan ve dünya üstündeki her şeyden hayırlıdır.” [62]
Hz. Osman (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)’ı dinledim şöyle diyordu:
“Allah yolunda bir günlük ribat, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen) bin günden daha hayırlıdır.” [63]
Fadâle İbnu Ubeyd (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murabıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz.’ [64]
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.” [65]
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, i’lâ-yı kelimetullah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacip olur.” [66]
Muâz İbnu Cebel (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “İçinden samimi şekilde Allah yolunda cihad yapmayı temenni eden bir kimse, bilahare ölse de, öldürülse de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda düşmanın sebep olmadığı bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en büyük hali içinde rengi zaferan renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir. Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihap gibi bir yara açılacak olsa bu da onun için Şehidlik mührü olur.” [67]
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır.” [68]
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Allah Teâla, Allah rızası için yola çıkan kimse hakkında: ‘Bu kulum, benim yolumda cihad etmek üzere bana inanarak peygamberlerimi tasdik ederek yola çıkmıştır, artık onu ya cennetime koymak yahut da ücret veya ganimet elde etmiş olarak, çıkmış olduğu meskenine geri çevirmek hususunda garanti veriyorum’ diyerek teminat verir.
Muhammed’in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, Allah yolunda yaralanmış hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yaralandığı ilk günkü manzarasıyla gelmiş olmasın: (Yarası taze) kan renginde, kokusu da misk kokusunda olarak.
Muhammed’in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ediyorum ki, Müslümanlar’a meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri kalmazdım. Ancak onları hayvana bindirecek imkân bulamıyorum. Onlar da beni takibe imkân bulamıyorlar. Benden geri kalmak da onlara zor geliyor.
Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e kasem olsun Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim.” [69]
Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)’tan bir gün sordular:
- Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?
“ (Başka bir amelle) dedi, ona güç getiremezsiniz!”
Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular.
Rasûlullah (s.a.v.) her seferinde aynı cevabı verip:
“(Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz!” buyurdu ve sonra şunu ilâve etti: “Allah yolundaki mücahidin misali (gündüzleri ve geceleri) hiç ara vermeden oruç tutup, namaz kılan, Allah’ın âyetlerine de itaatkâr olan ve Allah yolundaki mücahid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan hiç gevşemeyen kimse gibidir.” [70]
Ebu Saîd (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)’a soruldu:
- Ey Allah’ın Rasûlü! İnsanların en efdali kimdir? Şu cevabı verdi:
“Allah yolunda malıyla canıyla cihad eden mümin kişi!”
- Sonra kim? diye tekrar soruldu. Bu sefer:
“Tenhalardan bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları şerrinden bırakan kimsedir.” Diye cevap verdi. [71]
Ebu Saîdi’l-Hudrî (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Size, insanların en hayırlısı ve en şerlisini haber vereyim mi? İnsanların en hayırlısı o kimsedir ki, kendi veya başkasının atı sırtında ya da yaya olarak, ölünceye kadar Allah yolunda çalışır. İnsanların en şerlisine gelince o da, Allah’ın Kitab’ını okuyup (emir ve yasaklarına) riayet etmeyen kimsedir.” [72]
İbnu Abbas (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi? O, atının yularından Allah yolunda tutan kimsedir. (Hayırda) bunu takip edeni haber vereyim mi? O da koyunlarının peşine takılıp (insanları) terk eden koyunlarda bulunan Allah’ın hakkını da ödeyen kimsedir.
Size insanların en kötüsünü de haber vereyim mi! O da, Allah’tan isteyip, Allah adına vermeyendir.’ [73]
Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Allah korkusuyla gözyaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe girmez. Bir kul üzerinde, Allah yolunda yapışan tozla, cehennemin dumanı bir araya gelmez.” [74]
İbnu Abbas (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)’ın şöyle söylediğini işittim:
“İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile Allah yolunda uyanık sabahlayan göz.” [75]
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kâfir ile onu öldüren (mümin) ebediyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla haset bir araya gelmezler.’ [76]
Ebu Saîd (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) bir gün şöyle dedi:
“Kim Rabb olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak Muhammed’den razı ise ona cennet vacip olmuştur.” Bu söz hayretime gitti ve:
- Ey Allah’ın Rasûlü, bir kere daha tekrar eder misiniz? Dedim. Aynen tekrar etti ve arkasından da şunu söyledi.
“Bir başka şey daha var ki, Allah, onun sebebiyle, kulun cennetteki makamını yüz derece yüceltir. Bu derecelerden ikisi arasındaki uzaklık sema ile arz arasındaki mesafe gibidir.’ Ben:
- Öyleyse bu nedir? Dedim. Şu cevabı verdi:
“Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad!” [77]
Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Allah iki kişi hakkında güler: Bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu halde ikisi de cennete gider. Bunlardan diğeri, Allah yolunda cihad eder ve şehid olur. Allah katile mağfiretini ulaştırır, o da Müslüman olur, sonra Allah yolunda cihada katılır ve şehid olur. (Böylece her ikisi de Cennette buluşurlar).’ [78]
Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Kim Allah’a iman ederek ve va’dini tasdik ederek, Allah yolunda (kullanmak üzere) bir at (tutarsa) bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü terazisine girecektir, yani sahibine sevap olacaktır.” [79]
Ebu Mes’ud el-Bedrî (r.a.) anlatıyor: Bir adam, Rasûlullah (s.a.v.)’a, yularlanmış bir deve getirerek: ‘Bu Allah yoluna bağışımdır’ dedi. Rasûlullah (s.a.v.) adama:
“Buna karşılık sana, kıyamet günü, her biri yularlanmış yedi yüz deve vardır!” buyurdu. [80]
Adiyy İbnu Hatim (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)’a soruldu:
- Sadakanın hangisi efdal (Allah katında en kıymetli)’dir? Şu cevabı verdi:
“Allah yolunda bir köleyi hizmete koymak veya Allah yolunda (askerler için) bir çadır kurmak (bağışlamak) veya döl alma yaşına basan bir deveyi (hibe, iare (emanet olarak verilen) veya karz (ödünç) suretinde) bağışlamak.” [81]
Zeyd İbnu Halid (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Kim Allah yolunda bir askerin teçhizatını temin ederse bizzat gaza yapmış olur. Kim, gazaya çıkan bir askerin geride kalan ailesine hayırlı himayede bulunursa gaza yapmış olur.” [82]
Ebu Eyyub (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)’ı dinledim şöyle demişti:
“Size birçok memleketlerin fethi müyesser kılınacak. Oralarda (komşu küffarla cihad için) toplanmış askeri birlikler göreceksiniz. Size bu birliklerle sefere çıkmak vazifesi verilecek. Bazılarınız onlarla (hasbi olarak) sefere çıkmak istemeyerek, adamlarının arasından kaçıp gazveye (ücretsiz) katılmamanın yollarını arayacak. Arkadan da kendileriyle anlaşacak kabileler araştırıp, onlara: ‘Falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu, falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu?’ diyecek. Bilesiniz, (hasbeten gazveye gitmekten kaçan bu adam) bir ücretlidir, son damlasına kadar kanını akıtsa da (gazi değildir, şehit sayılmaz, uhrevî ücretten mahrumdur).” [83]
Zeyd İbnu Eslem (r.a.) anlatıyor: Ebu Ubeyde (r.a.), Hz. Ömer (r.a.)’e yazarak Rum cemaatlerini ve bunlardan duyduğu endişeyi belirtti. Hz. Ömer (r.a.) kendisine şu cevabı verdi: ‘Bil ki, Mümin bir kula nerede bir şiddet inecek olsa Allah ondan sonra bir ferec (kurtuluş) verir. Zira bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamaz. Cenâb-ı Hakk da Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler, sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah’tan da korkun ki başarıya eresiniz.” [84]
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Emiriniz, fazıl veya facir her nasıl olursa olsun, (onun emri altında) cihad etmeniz size farzdır. Keza, namazı da fazıl veya facir ve hatta kebair işlemiş bile olsa her Müslüman’ın, arkasında kılması bütün Müslümanlara farzdır.” [85]
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.” [86]
İbnu Abbas (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) Mekke’nin fethi günü buyurdular ki:
“Artık bu fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihad ve niyyet vardır. Öyleyse askere çağrıldığınız zaman hemen silah altına koşun!” [87]
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim gazve yapmadan ve gaza yapmayı temenni etmeden ölürse nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur.”
İbnu’l-Mübarek der ki: ‘Biz bunun Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sağlığına has bir keyfiyet olduğuna hükmetmiştik.’ [88]
Ebu Ümâme (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim bizzat gazveye katılmaz veya bir gaziyi techiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde himaye etmez ise, Allah kıyamet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet ulaştırır.” [89]
Ebu’n-Nadr (r.a.) Abdullah İbnu Ebî Evfa (r.a.)’dan naklen anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) düşmanla karşılaştığı günlerden birinde, güneşin meyletmesini bekledi. Sonra kalkıp yanındakilere şöyle dedi: “Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah’tan afiyet dileyin. Ancak karşılaşacak olursanız sabredin, bilin ki cennet kılıçların gölgesindedir.”
En sonunda Rasûlullah (s.a.v.) sözlerini şöyle tamamladı:
“Ey Kitab’ı indiren, bulutları yürüten, (Hendek Savaşı’nda düşman müttefikler olan) Ahzab’ı hezimete uğratan Rabbimiz, bunları da hezimete uğrat ve onlar karşısında bize yardım et.” [90]
Seleme İbnu Nüfeyl el-Kindî (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Ümmetimden bir grup, hak yolunda mücadeleye (hiç ara vermeden) devam edecek, Allah da, onlar (la mücadele sebebi) ile bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve bunlardan (alınanlarla) onların rızkını sağlayacaktır, bu hal kıyamet gününe, Allah’ın va’dinin gelme anına kadar devam edecektir. Atın, kıyamete kadar alnında hayır bağlıdır. Rabbim bana, aranızda kalıcı değil, gidici olduğumu, ruhumu kabzedeceğini, sizin de beni, (birbirinizin boynunu vuran gruplar olarak) takip edeceğinizi bildirdi. Sakın birbirinizin boynunu vurmayın. Müminlerin (fitne sırasında emniyette olacakları) asıl yerleri Şam’dır.” [91]
Abdullah İbnu Amr İbnu’l-Âs (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Allah yolunda cihada çıkıp gazve yapan selamete erip ganimetle dönen her ordu ve her seriyye ahirette elde edeceği mükâfatın üçte ikisine dünyada kavuşmuş olur. Hiçbir ganimet elde edemeyen, korku geçiren ve musibetlere maruz kalan her ordu ve her seriyye ise (ahirette) tam ücrete erer.” [92]
Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: ‘Biz bir gazvede Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdik, bir ara şöyle buyurdular: “Medine’de kalan öyleleri var ki, kat ettiğiniz her mesafe ve geçtiğiniz her vâdide ayrıca sizinle berabermiş gibi sevabınıza eksiksiz ortak oluyorlar. Bunlar, (cihada katılmayı can-ı gönülden arzulayıp da) özürleri sebebiyle orada kalanlardır.” [93]
Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.)’ı işittim şöyle diyordu: “Zincirlere bağlı olarak cennete sevk edilen bir zümrenin haline Rabbimiz taccüb (hayret) etti.” Ebu Dâvud: ‘Harp esiri yakalanır, zincire vurulur sonra da Müslüman olur’ diyerek açıklamıştır. [94]
Ebu Hureyre (r.a.)’nin anlattığına göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İmam bir perdedir, onunla birlikte (düşmana karşı) savaş yapılır.” [95]
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: ‘Eslem kabilesinden bir genç: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ben gazveye katılmak istiyorum, ancak gazve için gerekli teçhizatı temin edecek malım yok!’ dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Öyleyse falancaya git. O hazırlık yapmıştı ama hastalandı (gelemeyecek)” dedi. Genç o adama gidip:
- Rasûlullah (s.a.v.)’ın sana selâmı var, cihad için hazırladığın teçhizâtı bana vermeni söyledi’ dedi. Adam, ismen çağırarak hanımına:
- Hanım! Cihad için hazırladığım teçhizatı şu gence ver, onlardan hiçbir şeyi alıkoyup esirgeme, Allah’a kasem olsun, esirgemeden her ne verirsen hakkında mübarek kılınır’ dedi. [96]
Semure b. Cündeb (r.a.) (bir gün) dedi ki: ‘Bilesiniz, Rasûlullah (s.a.v.) atlarımıza ‘Allah’ın atları’ diye isim verdi. Bize, korktuğumuz zaman cemaat olmamızı, savaştığımız zaman da sabırlı ve sakin olmamızı emrederdi.’ [97]
İbnu Abbas ((r.a.) anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “En hayırlı arkadaş (grubu) dört kişiliktir. En hayırlı askerî birlik dört yüz kişiliktir. En hayırlı ordu dört bin kişidir. On iki bin kişi, sayıca az diye mağlup edilemez.” [98]
Ebu Talha (r.a.) anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.) bir kavme galebe çalınca, (evler arasındaki) boş bir arsada üç gece ikamet ederdi.’ [99]
İmrân İbnu’l-Husayn (r.a.) anlatıyor: ‘Sakif, Benî Ukayl’in müttefiki idi. Sakîfliler, Rasûlullah (s.a.v.)’ın ashabından iki kişiyi esir ettiler. Buna mukabil Müslümanlar da Benî Ukayl’dan bir kişiyi esir ettiler, adamla birlikte Adbâ adlı deveyi de ele geçirdiler. Adam bağlı halde iken Rasûlullah (s.a.v.) yanına geldi. Adam:
- Ey Muhammed! Dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
“Ne istiyorsun?” diye sordu:
- Beni niye yakaladınız, hacıları geçene (yani Adbâ’ya) niye el koydunuz? Dedi:
Rasûlullah (s.a.v.) meseleyi büyütmek için:
“Seni müttefiklerin olan Sakifin cinayetinden dolayı yakaladım!” cevabını verdi, sonra oradan ayrılıp gitti. Adam tekrar seslenerek:
- Ey Muhammed! Ey Muhammed, dedi. Rasûlulah (s.a.v.) merhametli ve nezaketli idi. Adama dönerek:
“Ne istiyorsun?” dedi. Adam:
- Ben Müslüman’ım!” dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
“ Sen bunu, daha önce, kendi umuruna mâlik iken söylemiş olsaydın, tamamiyle kurtulurdun.” dedi ve adamdan uzaklaştı. Adam tekrar:
- Ey Muhammed, ey Muhammed! diye bağırdı. Rasûlullah (s.a.v.) geri gelerek:
“Ne istiyorsun?” dedi. Adam:
- Açım, doyur beni, susadım, su ver bana! dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
“Hacetin bu mu?” dedi. Adam öbür iki kişiye mukabil fidye yapıldı.’
Peygamber (s.a.v.), cihadın farz olduğunu sözle ifade ettiği gibi; bizzat savaşa katılmak suretiyle fiilen de (fiilî sünnet) bunu ispat etmiştir. O halde kâfirlerle maddî savaşın farz olduğu hükmü, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hem kavlî, hem de fiilî sünnetiyle sabittir. Tarih ve siyer kitapları açıkça bildirmektedir ki, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Medine devrindeki hayatı hep savaş ile geçmiştir. Rivayete göre, Rasûlullah (s.a.v.), (27) kez gaza etmiş yani bilfiil savaşa katılmıştır. (35) Kez seriyye göndermiştir. Yani orduyu bizzat kendisi hazırlamış ancak sevk ve idaresini başka bir komutana vermiştir. Rasûlullah (s.a.v.) zamanındaki (27) gazve şunlardır:
Veddan, Buvat, Uşeyre, Bedru’l-Ula, Bedir, Beni Süleym, Sevik, Gatafan, Bahran, Uhud, Hamrau’l-Esed, Beni Nadr, Zatu’r-Rika, Bedru’l-Ahire, Dumetu’l-Cendel, hendek, Beni Kurayza, Beni Lehyan, Zi Karad, Beni Müstalik, Hudeybiye, Hayber, Umretu’l-Kaza, feth-i Mekke, Huneyn, Taif, Tebük gazveleri.
Buna göre, Rasûlullah (s.a.v.)’in hayatının yirmiüç yıllık Peygamberlik döneminde toplam 62 gaza ve seriyyeye fiilen katıldığı veya orduyu hazırlayarak yola çıkardığı, komutan atadığı anlaşılmaktadır. Bu da şunu göstermektedir ki, Rasûlullah (s.a.v.) yaklaşık olarak her sene ortalama (3) üç gaza veya seriyyeye katılmış veya ordusunu hazırlamıştır. Bir başka ifadeyle ortalama her dört ayda bir gaza veya seriyye demektir. Dünya savaş tarihi incelendiğinde bu kadar savaşa katılmanın bir insan ömrüne sığacak bir durum olmadığı kolaylıkla anlaşılır.
Bundan dolayıdır ki, fıkıh kitaplarımızın hemn çoğunda, İslâm devlet başkanı yani Müslümanların Halifesinin her sene en az bir kez cihad ilân etmediği taktirde manen sorumlu olacağı yazılıdır.
[61] Buhârî, Îmân, 26; Müslim, İmâre 103; Nesâî, Cihad, 30.
[62] Buhârî, Cihad 73; Tirmizî, Fedâilü’l-Cihad, 25.
[63] Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad 26; Buharî, Cihad 73; Müslim, İmaret 163; İbnu Mâce, Cihad 7,
Nesaî, Cihad 39, 6, 39.
[64] Tirmizî, Fedâilu'1-Cihad, 2; Ebu Dâvud, Cihad, 16.
[65] Buharî, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmâret 112- 115; Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad, 17;
Nesâî, Cihad, 11, 12; İbnu Mâce, Cihad, 2.
[66] Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad, 21; Ebu Dâvud, Cihad, 42; Nesâî, Cihad, 25; İbn Mace, Cihad,
[67] Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad, 21; Ebu Dâvud, Cihad, 42; Nesâi, Cihad, 25.
[68] Buharî, Cihad, 10, Zebâih, 31; Müslim, İmâret, 103; Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad, 21; Nesâî,
Cenâiz, 82, Cihad, 27; Muvatta, Cihad, 29.
[69] Buharî, İman, 25, Cihad 2, 119, Hums, 8, Tevhid 28, 30; Müslim, İmâret, 103-107.
[70] Buharî, Cihad, 2; Müslim, İmâret, 110; Tirmizî, Fed ilu'l-Cihad, 1; Nesâî, Cihad, 17;
Muvatta, Cihad, 1.
[71] Buharî, Cihad, 2, Rikâk, 34; Müslim, İmâret, 122, 123, 127; Ebu Dâvud, Cihad, 5; Tirmizî,
Fedâuilu’l-Cihad, 24; Nesâi, Zekât, 74, Cihad, 7; İbnu Mâce, Fiten, 13.
[72] Nesâî, Cihad, 8.
[73] Muvatta, Cihad, 4; Tirmizî, Fedâilu’I-Cihad, 18; Nesâî, Zekât, 74.
[74] Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad, 8, Zühd, 37; Nesâî, Cihad, 8.
[75] Tirmizî, Fedâilu’l-Cihad, 7.
[76] Müslim, İmâret, 130, 131; Ebu Dâvud, Cihad, 11; Nesâî, Cihad, 8; İbnu Mâce, Cihad, 9.
[77] Müslim, İmâret, 116; Nesâî, Cihad, 18.
[78] Buharî, Cihad, 28; Müslim, İmâret, 128, 129; Muvatta, Cihad, 28; Nesâi,
Cihad, 37; İbnu Mâce, Mukaddime, 13.
[79] Buharî, Cihad, 46; Nesâî, Hayl, 11.
[80] Müslim, İmâret, 132; Nesâî, Cihad, 46.
[81] Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad, 5.
[82] Buharî, Cihad, 38; Müslim, Emâret, 135, 136; Ebu Dâvud, Cihad, 21; Tirmizî, Fedâilu’l-
Cihad, 6; Nesâî, Cihad, 44.
[83] Ebu Dâvud, Cihad, 30.
[84] Âl-i Imrân sûresi, 3/200; Muvatta, Cihad, 6.
[85] Ebu Dâvud, Cihad, 35.
[86] Ebu Dâvud, Cihad, 18; Nesaî, Cihad, 1.
[87] Buharî, Cihad 1, 27, 194, Cizye 22, Hacc, 43, Cezâu's-Sayd, 10; Müslim, İmâret, 85, Hacc, 445; Tirmizî, Siyer, 33; Nesâî, Cihad, 15; Ebu Dâvud, Cihad, 64.
[88] Müslim, İmâret, 158; Ebu Dâvud, Cihad, 18; Nesaî, Cihad, 2.
[89] Ebu Dâvud, Cihad, 18.
[90] Buharî, Cihad, 156, 22, 32, Temennî, 8; Müslim, Cihad, 20; Ebu Dâvud, Cihad, 98.
[91] Nesâî, Hayl, 1.
[92] Müslim, İmâret; Ebu Dâvud, Cihad, 13; Nesâî, 15; İbnu Mâce, Cihad, 13.
[93] Müslim, İmâret 159.
[94] Buharî, Cihad, 144; Ebu Dâvud, Cihad, 124.
[95] Buhârî, Cihad,109, Ahkâm 1; Müslim, İmâret 43; Ebu Dâvud, Cihad, 163;
Nesâî, Büyû, 30.
[96] Müslim, İmâret, 134; Ebu Dâvud, Cihad 177.
[97] Ebu Dâvud, Cihad, 54.
[98] Ebu Dâvud, Cihad, 89; Tirmizî, Siyer, 7; İbnu Mâce, Cihad, 25.
[99] Buharî, Cihad 185; Müslim, Cennet, 78; Tirmizî, Siyer, 3; Ebu Dâvüd, Cihad,131.