In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Politics in Islam / The Prophet's Political Character
Politics in Islam

The Prophet's Political Character

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

(S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ

Peygamberimiz

(s.a.v), verdiği tevhid mücadelesinin sonunda Medine’de İslâm devletini kurmuş

ve bu devletin Anayasasını da bütün toplum kitlelerinin de onayıyla ilan

etmişti. O, kendi devletini kuran bir peygamber olması özelliğiyle de diğer

peygamberlerden farklılık arz eder.

Bilindiği

üzere, Rasul-i Ekrem (s.a.v.) bir ‘Kral-Peygamber’ olmak yerine ‘Kul-Peygamber’

olmayı tercih etmişti. Bu alçakgönüllü tavrına rağmen Allah Teâlâ, O’nun bir

devlet kurmasını dilemiş ve kurulan bu devletle İslam’ın yeryüzünde hükümran

olmasını sağlamıştır.

Rasûlullah

(s.a.v.) kurduğu ‘Medine İslâm Devleti’nde hem başkan, hem hâkim, hem de

yöneticiydi. Bir devlet adamı olarak gerçekleştirdiği uygulamaları, siyaset,

diplomasi, bürokrasi ve idarecilik alanlarında önemli mesajlar ihtiva eden

anlamlı örneklerdir. O’nun devlet adamı, siyasî bir kişilik olarak nasıl bir

tablo sergilediğini ana hatlarıyla ortaya koymak uygun olacaktır. Detayları, bu

konuda yazılmış eserlere bırakarak, Rasûlullah (s.a.v)’ın bir devlet başkanı

olarak bize verdiği mesajları tespit etmeye çalışalım.

Cami ile Okulu Birlikte İnşa Etti

Peygamberimiz

(s.a.v.), hicretle Medine’ye ulaşınca ilk iş olarak Müslümanların bir araya

gelerek ibadetlerini yapacakları, eğitim ve öğrenim görecekleri, önemli

kararlar alacakları bir mescidin inşa faaliyetlerine başladı. Bedeli ödenerek

satın alınan arsa üzerinde inşaatına başlanan mescidin yapımında kullanılan

kerpiçleri yüklenip taşıyarak bizzat işçi gibi çalıştı.

Mescidin

inşa çalışmaları esnasında, ashâb-ı kirâm’ın içinden, ‘Siz yorulmayınız. Biz taşırız’

diyenlerin isteklerini kabul etmeyerek çalışmasını sürdürüyor, bir taraftan da

şu sözler dökülüyordu mübarek dudaklarından: “Allahım! Taşıdığımız şu çamurdan yapılmış kerpiçler, bizim için

Hayber’in hurma ve üzüm yüklerinden elbetteki daha hayırlıdır. Şüphesiz, gerçek

hayır ahrette alacağımız mükâfattadır.

Allah’ım! Ensar’a da Muhacirlere de merhametinle muamele eyle!”

Mescidin

inşası bittikten sonra avlu kısmında yoksul ve kimsesiz Müslümanların

kalabileceği ve eğitim ve öğretim alan kişilerin barındığı bir bölüm daha

hazırlandı. Buraya ‘Suffe’ deniyordu. Anadolu’da evlerde avlu yerine ‘Sofa’

kelimesi de kullanılmaktadır ki kaynağı buradan gelmektedir. Suffe’de sayıları

70 ile 400 arasında değişen ilim ve irfan insanları burada O’nun ilim, hikmet,

aşk ve cihad dolu sohbetlerinde yetişip her tarafa vali, diplomat, eğitici ve

öğretici olarak gönderiliyordu.

Bir

devlet başkanı olarak Peygamber (s.a.v.)’in uygulamalarının bir kısmı ya

ayetlerle kendisine emrediliyor ya da O’nun tercihte bulunduğu hususlar

sonradan vahiy ile destekleniyordu. Hicretten sonra Medine’nin yerlisi olan

‘Ensar’ ile Mekke’den hicret edip gele ‘Muhacirler’ arasında tarihte benzeri

olmayan bir kardeşlik olayı gerçekleştirdi. Medineli Müslümanlar bütün maddi

varlıklarını bu kardeşleriyle paylaştılar. Onların bu özverileri ayetle tebrik

edildi:

“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve

gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, göç ederek kendilerine gelenleri

severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler.

Zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin

cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”[1]

İlk Yazılı ve

Çoğulcu Anayasa O’nun Eseridir

Müslümanlık,

Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi farklı din ve inanışlara sahip insan

topluluklarının bir arada ve barış içinde yaşamalarını sağlayacak ilk yazılı

anayasayı Rasûlullah (s.a.v.) yapmış ve uygulamaya koymuştur. Böylelikle

Müslümanlar arasında sağlanan barış ve huzur ortamına diğer insanlar da dahil

edilmiştir.

Toplam

olarak 49 civarında maddeye sahip olan bu belge, ‘Medine Vesikası’ ya da

‘Medine Anayasası’ adıyla tarihte yerini alırken bir başka açıdan da

Peygamberimiz (s.a.v.)’in devlet adamlığındaki başarısını ortaya koyuyordu.

Medine

tarihinde ilk nüfus sayımı emrini vermiş ve Müslümanların sayısını bu ilk

sayımda 1500 olarak tespit etmişti. O dönemde Medine’nin toplam nüfusu 10.000

civarında tahmin edilmekteydi. Genel nüfusun %15’ini oluşturan Müslümanlar,

şehrin yönetiminde birinci derecede söz sahibi oldular. İşte bu da Peygamber

(s.a.v.)’in devlet adamı olarak başarılı girişimin sonucu gerçekleşti.

Gayr-i

Müslimlerin de Haklarını Koruma Altına Aldı

‘Âlemlere

Rahmet’ olarak gönderilen Peygamber (s.a.v.), insanlara İslâm dinin güzelliklerini

sözleri ve yaşantısıyla tebliğ ederken, insanları inanma konusunda zorlamıyordu.

İsteyen iman ederek İslâm’ın güzelliklerine kavuşuyor, istemeyen İslâm’ın

sağladığı barış ve güven ortamından yararlanmayı, ödediği bir vergi türüyle

(cizye) elde edebiliyordu. Arabistan’da farklı şehirlerde yaşayan, Yahudi, Hıristiyan

ve Mecusilerle yapılan antlaşmalar sonucunda gayrimüslimler dinî ve hukukî

temele dayalı kültürel kimliklerini muhafaza ederek İslâm toplumunun bir ferdi

olarak yaşamaya devam ediyorlardı.

Gayrimüslim

unsurların genel adı olan’ Zimmî’ler konusunda çeşitli uyarılarda bulunan

rahmet peygamberi Efendimizin, “Zimmiye

zulüm ve haksızlık yapan, ona gücünün üstünde sorumluluk yükleyen veya onun

arzusu dışında herhangi bir şeyini alan kimseye kıyamet gününde bizzat

kendisinin hasmı olacağını” bildirmiş olması anlamlıdır.

Çünkü

Rasûlullah (s.a.v.) yazılı vesikalara

dökerek yaptığı antlaşmalardaki gayr-i Müslim unsurların dinlerini, canlarını,

mallarını, âyin ve ibadetlerini, mabetlerini ve din adamlarını hukukî olarak koruması

altına almıştı.

Devlet

Yönetiminde Teşkilatlanmayı Gerçekleştirdi

Devlet

adamı sıfatıyla, Peygamber (s.a.v.)’in bütün uygulamaları bize gösteriyor ki,

devlet yönetimi adına aldığı her kararla O, aynı zamanda İslâm Medeniyetinin

kuruluşuna da öncülük etmiştir.

Aşağıda

sıralayacağımız temel hususlar, o dönemin şartlarında göçebe hayat yaşayan topluluklar

için birer devrim niteliğindedir. Bütün bunlar on yıl bir kısa zaman aralığında

gerçekleştirilmiştir.

Peygamber

(s.a.v.), öncelikle iç barışın yanında Medine’nin güvenliğini sağlamak ve

dışarıdan gelecek tehlikeleri karşılamak ‘Seriyye’ denilen küçük askerî

birlikler kurmuş, başlarına da birer komutan tayin etmiştir.

Peygamber

(s.a.v.) , bütün antlaşmaları yazılı olarak düzenlemiş ve belgeye dayalı

olmasını istemişti. Zeyd b. Sabit hem okuma ve yazma bilmesi ve hem de farklı

dilleri bilmesi nedeniyle O’nun özel kalemi ve hem de tercümanı olmuştu.

Rasûlullah

(s.a.v.), yazdırdığı mektupları, üzerinde üç satır halinde bulunan ve

“Muhammedün Rasûlullah” yazılı mührüyle mühürler, dolayısıyla belgeye resmiyet

kazandırırdı.

İslâm

dini hızla yayılmaya başlayınca Medine dışındaki bölgelere ve şehirlere, vali,

imam, öğretmen, hakim ve vergi memurları gibi görevler tayin etti. Medine’den

ayrıldığı zaman da yerine mutlaka bir vekil bırakırdı. Günümüzde önemli bir

kural haline gelen ‘Doğru yerde doğru kişi’ görevlendirme anlayışını en iyi

şekilde uygulamıştır.

[1] Haşr

sûresi, /9.