The Lawful (Halal)
HELÂL KAVRAMI
Helal, mubah ve caiz olmak, haramdan dışarı çıkmak, sakıncalı olmamak anlamındadır. Allah (c.c.) tarafından yapılmasına izin verilen mubah şeylerin zıddı ‘haram’ olup, Allah (c.c.) tarafından kesin emirle yasaklanan şeylerdir. Bir şeyin yasaklığı kesin emirle değil zan ile sabit ise o şey ‘mekruh’tur. Mekruh, helale daha yakınsa ‘tenzihen’; harama daha yakınsa ‘tahrîmen’ mekruh adını alır.
Eşyaya asıl olan helal olmaktır. Hakkında aksi bir hüküm gelmemiş olan şeyler helaldir. Kur'ân-ı kerim'de şöyle buyrulur: “O, Allah ki yerde olanların hepsini sizin için yarattı.” [1]
“Allah'ın göklerde ve yerde olanları sizin emrinize verdiğini ve size açık ve gizli nimetlerini bolca ihsan ettiğini görmez misin?” [2]
Bu ayetlerden yerde ve gökte olanların insanların yararlanması için yaratıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Yenilmesi, içilmesi veya kullanılması ayet veya hadislerle yasaklanmamış olan her şey caiz ve helaldir. Bunlar insan için yararlı şeylerdir. Haramlar ise zararlı olanlardır.
Bir şeyin mubah ve helal olduğu şu üç şeyden birisiyle sabit olur:
a) Günah olmadığı bildirilmekle, ayette şöyle buyrulur: “Şüphesiz O, size murdar eti, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası anılarak kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat darda kalana, aşırı gitmemek ve haddi aşmamak şartıyla günah yoktur.” [3]
b) Haram olduğuna dair bir nass (kesin hüküm) bulunmamak.
c) Helal olduğuna dair nass bulunmak. Temiz şeyleri yiyip içmek gibi. Ayette şöyle buyurulur: “Bugün, size temiz olan şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir.” [4]
Bir şeyin mubah oluşu, vakit ve çeşidini belirlemekle ilgilidir. Örneğin, yemeğin vakit ve çeşidini seçmek mubahtır. İnsan istediği zaman, istediği kadınla evlenebilir. Kişi nezih bir şekilde eğlenebilir. Ancak bütün vaktini eğlence ile geçirmesi caiz değildir. Yaşamak için helal bir şey bulunmaması halinde, haram olan şeyler ölmeyecek miktarda yenilip içilebilir. Bu konuda prensip şudur: ‘Zaruretler yasakları mubah kılar’. İslâmî ölçülere uyan güzel şeyler helaldir. Cenâb-ı Hak, nimetlerinin eserini kulunun üzerinde görmek ister. Meşru şekilde giyinmek ve süslenmek helaldir. A'raf sûresinde şöyle buyrulur: “Ey Ademoğulları, avret yerlerinizi örtmeniz ve süslenmeniz için size elbiseler gönderdik. Ey Ademoğulları, her mescide girdiğinizde süsünüzü alın; yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.” [5]
İslâmî sınırlar içinde süslenmek helaldir. Yüce Allah şöyle buyurur: “De ki, Allah'ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim yasakladı? De ki onlar dünyada müminler içindir, ahiret de tamamen müminlerindir.” [6]
Erkeklere gümüş yüzük takmak helâldir. Altın takmak ve ipek giymek ise yalnız kadınlara helaldir. Allah elçisinin erkeklere hitaben; “İpek giymeyin, çünkü onu dünyada giyen, ahirette giymeyecektir.” [7] buyurduğu bir sahabenin parmağında altın yüzük görünce de, onu çıkarıp attığı ve “biriniz, ateşten bir kor parçasını eline almaya yelteniyor.” [8] buyurduğu nakledilir.
Vücudu ruhen ve bedenen geliştirecek sporlar helaldir. Ok atma, ata binme, yüzme, silah kullanma, kılıç oyunu, güreş, at yarışları ve kahramanlık oyunları, yapılması sünnet olan sporlardır.
Allah elçisi evin geniş olmasını severdi. Bir hadiste şöyle buyrulur: “Üç şey Ademoğlunun mutluluğundandır: Salih kadın, geniş mesken ve iyi bir binit.” [9] Buna bazı rivayetlerde, “iyi komşu” da eklenir. [10] Hz. Peygamber şöyle dua ederdi: “Allah'ım günahımı bağışla, bana evde genişlik ver, rızkımı bereketlendir.” [11]
Evdeki kapkacağın altın ve gümüşten başka madenlerden imal edilmiş olması gerekir. Çünkü Nebî (s.a.v.) altın ve gümüş kaptan yiyip içmeyi yasaklamıştır. [12] Tarım, ticaret ve hayvancılık gibi meşru işler yaparak rızık kazanmak hem helal bir çalışma hem de kişiye ibadet sevabı kazandıran bir ameldir. Allah elçisine hangi kazancın daha helal olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Kişinin elinin emeği ve hayırlı olan (mebrûr) alış veriştir.” [13]
[1] Bakara sûresi, 2/29.
[2] Lokman sûresi, 31/20.
[3] Bakara sûresi, 2/ 173.
[4] Mâide sûresi, 5/5.
[5] A'raf sûresi, 7/26,31.
[6] A'raf sûresi, 7/32.
[7] Buhari, Libâs, 25,36; Edeb, 124; Müslim, Libas, 2,12,25; Ebû Dâvud, Libâs, 40.
[8] Müslim, Libâs, 11.
[9] Ahmet b. Hanbel, I,168.
[10] Ahmet b. Hanbel, III, 407, 408.
[11] Ahmed b. Hanbel, IV, 63,188, V, 65, 367, 370; Tirmizi, Dua, 78.
[12] Tirmizi, Eşribe, 27, 28, Ebû Dâvûd, Eşribe, 17.
[13] İbn Hanbel, II, 466; IV, 141; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, Beyrut 1967, III, 60, 61.