In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Trade Ethics / Trade Ethics / The Concept of Wealth
Trade Ethics

The Concept of Wealth

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Mal, Arapça bir kelime olup; servet, bir kimsenin sahip olduğu şey, menkul ve gayr-i menkul varlık demektir. Bu kelime önceleri altın ve gümüş cinsinden servetleri ifade ederken, kapsamı genişlemiş, menkul ve gayr-i menkul servetlerden maddî değeri olan her şeyi kapsamına almıştır. Çoğulu “emvâl”dir. Bir fıkıh terimi olarak mal; elde edilip ihtiyaç zamanı için biriktirilmesi ve normal olarak yararlanılması mümkün ve caiz olan her şeyi ifade eder. Buna göre malın iki özelliğe sahip olması gerekir.

1. Elde edilip biriktirmeye elverişli olması. Bu yüzden ilim, sağlık, şeref ve zekâ gibi manevî şeylerle, mutlak olarak hava, güneş ve ayın ışığı ya da güneşin sıcaklığı gibi varlıklar mal niteliği taşımaz. Ancak temelde mübah olan bu gibi değerler yeni teknolojik imkânlarla depolanırsa mal sınıfına girebilir.

2. Yararlanmanın mümkün ve caiz olması gerekir. Bu yüzden murdar ölmüş hayvanın eti, zehirli veya bozuk gıda maddeleri gibi maddi değeri olmayan şeylerle, bir buğday tanesi, bir damla su, işe yaramayacak durumdaki yırtık bir kâğıt parçası gibi şeyler mal sayılmaz. Bir şeyin mal oluşu, herkesin veya bir kısım insanların ona ilgi duyup mal edinmesiyle sabit olur.

Mecelle malı şöyle tarif edilmiştir: ‘Mal, tab’-ı insânî mail olup da vakt-i hâcet için iddihar olunabilen şeydir ki menkule ve gayr-i menkule şamil olur.’ (Mad. 126) Bu maddeyi şöyle ifade edebiliriz: ‘Mal, insan tabiatının meylettiği, ihtiyaç için elde biriktirilebilen şeyler olup, menkul ve gayr-i menkulu kapsamına alır.’ Hanefîler dışındaki çoğunluk müctehidlere göre, maddî bir değeri olan, telef edildiğinde veya engellendiğinde tazmini gereken her şey maldır.

Hanefîlere göre, yalnız maddî varlığı olan şeyler mal sayılırken, çoğunluk müctehidlere göre “yararlanma hakkı” da mal kapsamına girer. Bu görüş ayrılığı gasp, kira ve miras gibi muamelelerde farklı sonuçların ortaya çıkmasına yol açar. Nitekim Hanefîlere göre gasp edilen bir arazi geri alınınca, gasp edenin ekip-biçtiği süre için bir bedelin tazmini gerekmezken, çoğunluğa göre böyle bir durumda tazminat istenebilir. Ancak Hanefîler de gasp edilen yer; vakıf malı veya yetim malı yahut sırf kiraya vermek amacıyla elde bulunan bir yer olursa gasp süresine ait ecr-i misil istenebileceğini söylemişlerdir.

Yine Hanefîlere göre kira akdinde “oturma” veya “kullanma” hakkı mal sayılmadığı için miras yoluyla geçmez. Çoğunluğa göre ise yararlanma hakkı mal sayıldığı için taraflardan birisinin ölümüyle kira sözleşmesi sona ermez ve sürenin sonuna kadar devam eder.

Bu duruma göre, insanların yeme, içme, giyim, barınma, seyahat ve benzeri günlük ihtiyaçları için yararlandıkları her şey maldır. Bunlardan yenilmesi, içilmesi ve kullanılması meşru olanlara ‘mütekavvim mal’ denir. Buğday, arpa, koyun, at, nakil aracı gibi. Bu nitelikleri taşımayanlara ise ‘gayr-i mütekavvim mal’ denir. Şarap, domuz eti, kan, murdar ölmüş hayvan eti gibi.

İnsanların bu malları edinebilmeleri için çalışması, kazanması veya başka meşrû yollardan bunları elde etmiş olmaları gerekir. Ancak kazanç sağlarken aşırı gitmek, başkalarının hakkına tecavüz etmek, aşırı mal sevgisi ve kazanç hırsı ile Allah (c.c.)’ı, Rasûlünü ve âhiret sorumluluğunu veya diğer insanlara karşı görevlerini unutmak insanı yaratılış gayesinden uzaklaştırır. Bu yüzden meşru olmayan kazanç, aşırı mal hırsı ve İslâm toplumuna olan görevlerin kazanç peşinde koşarken terk edilmesi İslâm’da kınanmıştır. [1]

[1] Ticaret ve İktisat İlmihali, Hamdi Döndüren.