The Abode of War
DARU’L-HARP
İslâm hukukunda daru’l-harp, ‘İslâm dışı bir yönetimin hâkimiyeti altındaki ülke’ anlamında kullanılır. [3] Buna göre bir ülkenin İslâm veya küfre nispet bakımından niteliğinin tayin ve tespitinde temel ölçü yönetim ve hâkimiyettir. ‘Daru’l-harp’, klasik İslâm hukuku kaynaklarında ‘küfür yönetiminin hâkim olduğu ülke’, ‘kâfir liderin emir ve idaresinin yürürlükte olduğu ülke’ şeklinde tarif edilmiştir. Buna göre daru’l-harp, İslâm dışı devlet ve yönetimlerin hâkimiyet alanını, faaliyet ve hukuk düzenlerinin uygulama sahasını ifade eder. Başka bir deyişle İslâm siyasî hâkimiyetinin sınırları dışında kalan, yönetim ve hukuk düzeni İslâm esaslarına uymayan her ülke daru’l-harp’tir. İslâm hukukçuları devletin ülkesini tarif ve tespit ederken dünyayı iki kısma ayırmışlar, devletin siyasî, iktisadî, idarî ve hukukî düzeninin İslâm esaslarına dayandığı, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin İslâmî otoritenin elinde bulunduğu ülkelere ‘daru’l-İslâm, İslâm düzeninin hâkim olmadığı ve bu yetkilerin Müslüman otoritenin elinde bulunmadığı ülkelere de ‘daru’l-harp’ adını vermişlerdir.
‘Daru’l-harp’ deyimi her ne kadar ilk bakışta ‘kendisiyle daru’l-İslâm arasında savaş halinin mevcut olduğu ülke’ manasını ifade ediyorsa da İslâm hukuku kaynaklarında ‘daru’l-İslâm dışındaki ülkeler’ anlamında ve bugünkü ‘yabancı ülke’ tabirinin karşılığı olarak kullanılmıştır. İslâm hukukçularının, ülkeleri bu şekilde ikiye ayırmaları ve yabancı ülkeleri daru’l-harp şeklinde adlandırmaları konusunda bazı Batılı müelliflerin ileri sürdüğü, Müslümanların gayr-i Müslimlere karşı sürekli savaş hali içinde bulundukları ve dolayısıyla daru’l-İslâm’ın diğer ülkelerle münasebetinin savaş esasına dayandığı, söz konusu ayırım ve adlandırmanın da bundan kaynaklandığı şeklindeki iddia gerçeği yansıtmamaktadır. İslâm hukukundaki hâkim anlayışa göre gayr-i Müslim milletlerle savaşın meşruiyet sebebi onların Müslümanlara savaş açmalarıdır.
Yabancı ülkelerin daru’l-harp şeklinde adlandırılmasında da Ortaçağ boyunca milletlerarası münasebetlere hâkim olan tarihî ve siyasî şartlar etkili olmuştur. Zira İslâm hukukçularının Müslüman devletle gayr-i Müslim devletler arasındaki ilişkilere dair görüşleri ne olursa olsun, tarihî bir vakıa olarak Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasındaki münasebetler başlangıçtan beri genellikle savaş halinde sürüp gelmiştir. İslâm’ın doğuşu sırasında milletlerarası ilişkilerde kuvvet tek hâkim durumundaydı ve İslâm’ın devletlerarası ilişkileri düzenlemek için ortaya koyduğu kurallar yalnız Müslüman devletlerce tek taraflı olarak uygulanabilmiştir. Ortaçağ’ın Hıristiyan devletlerindeki hâkim anlayış, sadece Müslümanlara karşı değil kendi dindaşlarına karşı da savaş halinin sürekliliği şeklindeydi. Müslüman hukukçular, mevcut ilişkileri yansıtan en bariz özellik olarak bu ülkeleri genellikle daru’l-harp şeklinde adlandırmakla birlikte aynı anlamda ‘daru’l-küfür’, ‘daru’ş-şirk’ ve diğer bazı tabirleri de yaygın şekilde kullanmışlardır. İslâm hukukçularının daru’l-İslâm için, hukuk düzeninin hâkim olduğu ülke anlamında ‘daru’l-ahkâm’[4] , buna karşılık gayr-i Müslim ülkeler için de kuvvet ve zorbalığın hâkim olduğu yerler anlamında ‘daru’l-kahr’[5] , ‘daru’l-kahr ve galebe’, ‘daru’l-kahr ve ibâha’ tabirlerini kullanmış olmaları da dikkat çekicidir.
İlk daru’l-İslâm’ın Medine olması ve daru’l-İslâm kavramının ancak hicret sonrası dönemle ilgili bulunmasına karşılık daru’l-harp kavramı Müslümanlara savaş izninin verilmediği hicret öncesi için de kullanılmıştır. Bazı fıkıh âlimleri, çeşitli konularla ilgili görüşlerine delil getirirken hicretten önceki Mekke’ye atıfta bulunarak oranın İslâm otoritesinin hâkim bulunmadığı daru’l-harp olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Hatta İmam Serahsî, hicretten sonra bile ilk dönemlerde Medine’nin ancak Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Müslümanlar şehirdeyken daru’l-İslâm sayıldığını, herhangi bir sebeple Medine dışına çıktıklarında bu hükmün söz konusu olmadığını söyler. Müslüman hukukçuların daru’l-harp kavramını savaşın henüz meşru kılınmadığı Mekke dönemine kadar götürmeleri, Batılı müelliflerin yukarıda işaret edilen görüşlerinin gerçeği yansıtmadığı hususunda başta bir delil teşkil ettiği gibi, Medine döneminde Müslümanların dine davet maksadıyla komşularına savaş ilân ettikleri ve buna bağlı olarak daru’l-harp kavramının da bu dönemde ortaya çıktığı şeklindeki iddialarının da mesnetsiz olduğunu göstermektedir. [6]
[3] İbn Abidin, 3/247.
[4] El-Mebsût, Serahsî.
[5] El-Mebsût, Serahsî.
[6] İslâm Hukukunda Ülke Kavramı, A. Özel.