In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Striving / Effort
Archive — Older Content

Striving / Effort

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Kur’an-ı Kerim’de, ‘Sa’y’ kelimesi, çalışmanın karşılığı olarak kullanılmıştır. ‘Sa’y’ sözlükte, çalışmak, iş görmek, gayret etmek anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerimde, çalışmanın, emek sarfetmenin önemine ve herkesin ancak kendi yaptığının karşılığını bulacağına işaret edilmiştir. Nitekim Allah (c.c) âyetinde bu hususu açıklar ve insanın kainat ve toplum içindeki yerini ancak çalışmakla alabileceğini belirtir. Bu hüküm, insanı sadece kişisel ve ailevî ihtiyaçlarını giderecek çalışmaya değil, aynı zamanda sosyal üretimi ve refahı sağlayacak çalışmaya da teşvik etmekte, bunu kendisine çok yönlü bir vazife olarak hatırlatmaktadır.

Dünyada hiçbir din ve ekonomik sistem, İslâm dini kadar çalışmaya yer vermemiştir. Dinimizde çalışmak herkese borçtur. Çalışmak en büyük ibadettir. Kur’an-ı Kerimde 360 âyet-i kerimede, iş ve amele (çalışmaya), 190 âyet-i celile fiile işaret etmektedir. Kur’an buyuruyor: “Herkesin kazancı ancak kendisine aittir. Hiçbir günahkar, başkasının günahını çekmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O vakit Allah dünyada ayrılığa düşmüş olduğunuz şeyleri size haber verecektir.” (En’am sûresi, 6/164.) Dinimiz bize çalışmayı emreder. Kulun rızkını Allah (c.c.) verir, diye çalışmayan, aç kalır. Allah (c.c.) bizi muhafaza eder deyip, kendisini esirgemeyen tehlikeye düşer. Çalışmak insana hayat, rızk, rahat, saadet, şeref ve itibar getirir. Tembellik insanı daima sıkıntı için sürükler; çalışmayan bir insan her şeyden mahrum olur. Mükellef olduğumuz görevin gereklerine ve güzelce idaresine çalışır isek, yavaş yavaş o işin erbabı olur; büyük bir makama yükselir ki, bu yönde itibar ve haysiyetimiz günden güne artmaya başlar ve dünyada rahat etmiş oluruz. İnsan hangi işte bulunursa bulunsun “Bunu terk etsen ne olur; insan bu işte para mı kazanır; itibar mı bulur, rahat mı bulur?”dememelidir. Çünkü her işte Rabbin kemal-i keremi ile ancak Sa’y (çalışmakla) ve gayret ile işin erbabı olunur. Çalışkan kimse, gerek Allah Tealâ (c.c) ve gerekse halk nezdinde mutlaka aziz ve muhterem olduğu gibi, günden güne terakki (ilerleme) gösterir ve her arzusuna sahip olur, daima işi yolunda gider, bu sebeple hiçbir hususta zahmet ve zorluk çekmez, rahat ve saadetle yaşar. Aksine, çalışmayanlar hiçbir emele, gayeye ulaşamazlar. İkincisi, tembel olanların fikri zayıf, arzuları noksan olmakla beraber, nihayet kendileri dahi cahil kalır ve insanlar arasında ‘asalak’ diye horlanırlar.

Tembellik bir çok kötü ahlâki neticeler de doğurabilir. Başıboş ve işsiz gezenlerin üzerinde şeytan daima oyunlar oynar, fuhşiyata, gühaha ve kötü yollara teşvik eder. Daima sefalette, zahmet ve zorluklarla hayatını sürdürmekte, herkese karşı kinli ve kızgın olmaktadır. Bunun için çalışmak gerekir. Bir toplumda iş görmeden kazanmak, kazandığı zaman da hırsızlıkla rüşvetle veya ihtikârla, refah seviyesine erişmek mümkün değildir.

Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Herkes kazancına bağlıdır, iyi iş yapan kendisine, kötü iş yapan yine kendisine.”

Yukarıda belirtilen âyet-i kerimelerde açık olarak anlaşılıyor ki, maddi olsun, manevi olsun, kazanç ve zarar hep kendi işlerimizin neticesidir. Zevklerimiz ve elemlerimiz, düşmelerimiz, kalkmalarımız hep kendi yaptıklarımızın doğal birer sonucudur. Netice itibariyle bunlardan kendimiz sorumluyuz. Bu binanın mimarı biziz. Hangi taraf için çalışırsak, Allah (c.c) onu verir.

Gözümüzü çevirip baktığımız zaman, her yerde bir hareket ve faaliyet görürüz. Ay, güneş ve yıldızlarıyla gökler; dünya ve içindeki canlılarla birlikte bütün cisimler hareket halindedir. Esen yeller, dalgalanan deniz ve topraklar ki her bir iz, bu faaliyetin mantıklı birer tanığıdır.

İnsan, faaliyetten uzak kalamaz, çalışmak zorundadır. Vücudun yaşama ihtiyaçları insanı bu istikamete zorlamaktadır. Bunun aksini düşünmek yanlıştır. İnsan, faaliyetinde dengeyi sağlamadıkça, ileri gidip ifrata, geri kalıp tefrite düşmekten kurtulamaz. Dengesiz bir çalışma içinde, doğru bir yol takip etmenin imkanı yoktur.

Müslümanlık, çalışma dinidir. Tembelliğin müslümanlıkta yeri yoktur. Peygamberimiz (s.a.v) tembelleri ve boş duranları hiç sevmezdi. Peygamberimiz (s.a.v)’in mübarek dualarından birisi şöyledir: “Allah’ım, acizlikten ve tembellikten sana sığınırım.”

Rasûlüllah (s.a.v) Efendimiz, Medine’yi şereflendirdiklerinde, Mekke ve Medinelileri kardeş yapmışlar, onları namaz vakitlerinin haricinde tarıma ve ticarete sevk etmişlerdir. Hz. Ali (r.a.), yahudilerin kuyusundan su çekerken görüp ayıplamak isteyenlere şöyle dedi: “Alın teri ile kazanmak ayıp değildir, el açıp dilenmek ayıptır.”

Kendisini ve çoluk çocuğunu kimseye muhtaç etmemek, onların ihtiyaçlarını helal yoldan kazanmak, dinde cihad sayılan şeylerdendir. Nafile ibadet etmekten daha üstündür. Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabıyla oturuyordu. Sabah erkenden bir genç, hızlı, hızlı yanlarından geçti ve dükkanına gitti. Sahabe-i kiram: “Yazık, keşke bu erken vakitte din işine baksaydı!” deyince, Rasulûllah (s.a.v): “Öyle söylemeyiniz. Eğer başkalarına muhtaç olmamak için, yahut babasını, anasını, çocuklarını kimseye muhtaç etmemek için gidiyorsa, Allah (c.c.) yolundadır. Övünmek için, desinler için ve zengin olmak için gidiyorsa, şeytanın yolundadır. İnsanlara muhtaç olmayıp, dünyalığını helalden kazanan veya komşularına ve akrabalarına iyilik yapan, kıyamet günü yüzü on dördüncü gecedeki ay gibi olur. Ticaretle uğraşınız; zira insanların rızkının onda dokuzu ticarettedir. Dilencilik kapısını kendine açana Allahü Teala (c.c.) yetmiş fakirlik kapısı açar; ihtiyaç ve zarureti artar.” buyurmuşlardır.

Hz. Ömer (r.a), bir hutbelerinde cemaate vaaz ederken: “Sizden herhangi biriniz bir köşeye çekilip: ‘Allah’ım (c.c.) bana rızık ver!” diye tembel tembel beklemesin. Hepiniz çok iyi bilirsiniz ki, gökyüzü altın, gümüş yağdırmıyor ve yağdırmaz” buyurdular. Demek oluyor ki, her müslüman çalışacak, çalışma sebeplerine sarılacaktır. Çalışan kimseleri Allah da sever, kullar da sever. Peygamberimiz (s.a.v): “Doğru yoldan çalışıp kazananlar, Allah’ın sevgili kullarıdır. Çalışıp kazanan kullarını Allah (c.c.) sever.” buyurmuşlardır.

İnsan için kendi emeğinden başka güvenecek bir şeyi yoktur. İnsanın eline, çalışmasının, çabalamasının sonucu olarak, kıymetli, güzel şeyler geçer. Çalışmayan tembel insanlar, yoksulluk içinde herkese yük olurlar.Yaptığı işten kimseye hayır gelmez. İş yaptıranlar da memnun olmaz, kendisine beddua ederler.

Rasulûllah (s.a.v): “Helalinden istemek (kazanmak, Hak uğrunda yapılan) bir savaş (kadar ecirli-sevablı)dır. Hiçbir kimse, kendi elinin emeğinden daha tatlı ve hayırlı biryiyecek asla yememiştir. Allah (c.c)’ın peygamberi Davud (a.s) bile, kendi emeğinden yerdi” buyurmuşlardır.

Bir gün sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’e birkaç kişi geldi. “Ya Rasûlallah! Bizde bir adam var. Gündüzleri oruçla, geceleri de namazla ve zikirle meşgul oluyor” dediler; yani bu adam çok mübarek bir adam demeye getirdiler. Peygamberimiz (s.a.v.) onlara sordu: “O halde onun yiyeceğini kim temin ediyor?” Onlar : “Biz temin ediyoruz.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasûlullah “Demek ki siz, hepiniz ondan daha hayırlısınız.” buyurdular.