Stinginess
Cimrilik, müslümanın kendi malından vermesi gereken kişi ve yerlere gerektiği kadar vermemesi ve malını elinde tutmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de buyurulur: “Kim nefsinin (mala olan) hırsından ve cimriliğinden korunursa işte muratlarına erenler onların da kendileridir.”(Haşr sûresi, /9.) Cimriliğin ileri derecedeki boyutuna ise Şuh denir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Allah’ın (fazl ve kereminden) kendilerine verdiğini (infak etmekte) cimrilik edenler (sakın) bunun, kendileri için bir hayır olduğunu sanmasın(lar). Aksine bu, onlar için bir şerdir.”(Al-i İmran sûresi, 3/108.) “Ey inananlar, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar, ziyana uğrayanlardır. Biriniz kendisine ölüm gelip de: ‘Rabbim, (ne olur) beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım, demeden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcayın.”(Münafikûn sûresi, /9-10)
Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur: “Cimri, asla Cennete giremez.”
Üç huy vardır ki, bunların her birisi sahibini helak eder:
Birincisi: Nefsin kendine uyduğu kalp ve ruha hükmü cari olmuş olan bir cimrilik.
İkincisi: Nefsin tabi olduğu heva, yani batıla meyletmek.
Üçüncüsü: Kişinin nefsiyle ve kemaliyle övünmesidir. İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir ki, Hak Teâlâ, “Adn cenneti’ni yaratınca (süslen) diye emretti, nehirleri izhar et.! Bunun üzerine cennet de Selsebil nehrinin kokusunu, serinliğini takındı. Nehirden bal ve süt aktı. Hak Teâlâ yine buyurdu: “Üzerinde yatılıp oturulacak karyola sandalyelerini hurilerine göster.” Cenâb-ı Hak bunlara bakıp Cennet’e (şimdi söyle):” deyince cennet, açık ve net bir lisanla şöyle dedi: “Bana giren kişiye ne mutlu!” Hak Teâlâ buyurdu ki, “İzzet ve Celâlim hakkı için cimri kişiyi sen’de (Cennette) durdurmam.”
Cimriliğin kötülenmesi ve bunun zıddı olan cömertliğin övülmesi hakkında çok sayıda âyet gelmiş ve Peygamber (s.a.v.) de bizzat hayatında çok güzel örnekler vermiştir. Cimrilik üzerine şiirler yazılmış ve bunlarda cimri olan insanlar hep yerilmiştir.
Cimriliğin çeşitli tarifleri yapılmışsa da en doğru tarife göre, cimrilik, İslâm’a göre vacip veya mürüvvet yönünden müstehap olanı, gücü yettiği halde vermemektedir. Örneğin, bir insan İslâm’a göre vermesi gerekli olan zekâtı vermezse cimri olur. Yine gerekli olanı verip de mürüvvet yolunda lazım olanı terk ederse, örneğin, çok fazla mal, para ve büyük nimetlere sahip olan kişi akraba ve komşularından şiddetli derecede fakirlik içinde olanlara yardım etmezse, zekâtını vermiş olsa bile, bu kimse cimriler arasına girer ve cimriye isabet edecek azap ona da ulaşır. Mürüvvetin gerektirdiği yardımlar şahıs, zaman ve duruma göre değişik şekillerdedir. Örneğin, bir fakirin az bir şeyi elinde tutması mürüvvetine engel değildir. Ama zenginin mürüvvetine manîdir.
Hoca Nasıri şöyle der: “Düşünülürse cimriliğin üç sebebi vardır1.
1. Fakirlik ve ihtiyaç korkusu,
2. İfrat derecesine varan mal sevgisi,
3. Kötü bir ruhsal düşünceye sahip olmaktan dolayı başkasına bir hayrın ulaşmasını istememek.
İmam Gazali diyor ki: Mal sevgisinin iki sebebi vardır. Bunlar:
1-) Doyumsuz arzuları da içine alan zevk verici şeylere karşı olan sevgi, Örneğin, bir kimse uzun ömür arzu ve hayal edip, uzun ömrü boyunca zevk verici şeylerden lezzet almak ve güzelliklerden faydalanmak isteyince, bu zevk verici şeylere ve güzelliklere kendisini ulaştıracak mala karşı sevgisi artması gerekir. Uzun emel sahibi olmasa: örneğin, ömrün göz açıp kapayıncaya kadar hatta bundan daha az bir zaman içinde ahiret yolculuğuna çıkacağını düşünse, o zaman bir gün mutlaka ayrılacağını bildiği mal ve mülke o kadar sevgi bağlamaz. Bazı kişiler çocuklarının var olmasını da kendi bekası gibi mal sevgisine sebep kılar ve onlar için de mal biriktirme hırsına düşer. Bunun için Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Çocuk, cimrilik ve korku mahallidir.”
2-) Malın kendisini sevmektir. Nitekim bazı kişilerin biriktirilmiş o kadar malı ve parası olur ki, normalin üstünde ömrü olsa her gün harcadığının ve sadaka (yoksullara) verdiğinin kat kat fazlasını harcasa, yine de bir noksanlık gelmez ve bir taraftan da geliri sürekli olarak devam edip, fakir düşme ve muhtaç olması ihtimali olmadığı halde, yine de bizzat mala ve paraya aşk ve dostluğunu devam ettirerek gerekli olan zekatından bir tane ve ne de mendup olan sadakadan bir az bir miktar verir. Belki kendisi bile çok az yemek ve giysilerle yetinir. Mallarını saklar. Bunun gibi insanlar çoktur. Bu tür insanlara ilişkin haberler her zaman konuşmalarda söylenir durur.
Bazı kişiler çocuklarının var olmasını da kendi bekası gibi mal sevgisine sebep kılar ve mal biriktirme hırsına düşer. Bunun için Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Çocuk, cimrilik ve korku mahallidir.”
Kendilerine cimriliklerini kınayıp, gücünüz yeterken fakir gibi yaşıyorsunuz ve dünyada azap çekiyorsunuz, deyince şöyle cevap verirler. Bize göre mal toplayıp biriktirmek bütün lezzet verici şeylerden daha tatlıdır. Bütün iyi şeylerden daha iyidir. Biz de dünyanın biriktirme nimetinden faydalanırız. Bu suretle yaşamanın sevinci içindeyiz. Ama bu düşünüş büyük bilgisizlik ve sapıklıktan doğmaktadır. Zira ihtiyaçlar giderilmez, isteklere erişilmezse altın ile taşın ne farkı kalır? Bu halden daha ıstırap veren, pişmanlık doğuran pislik var mıdır ki, dünyada fakirliğin mihneti, sıkıntısı altında ezilirler. Ahirette ise zenginlik hesabına uğrar, azaba düşerler. Her ne kadar mal toplamak nefislerine gayet zevkli bir iş ve bu zevke ermeyi iyilik ve değerlilik zannederlerse de, bu davranışları necasetten lezzet almak, köpeklerin leşlerinden faydalanmak gibi nefsin pisliğinden, alçaklığındandır. Allah Teâlâ bu halden korusun!
Cimriliğin İlacı
Bu hastalığın tedavisi oldukça zordur. Cimrilik hastalığına tutulan kişi şuna benzer: Bir kimse bir sevgiliye aşık olur, kendisini ona ulaştıracak elçiye de aşık olur. Zamanla asıl sevgiliyi unutup aracıya döner. Bu örnekler asıl sevgili nefsin arzu duyduğu şeylerdir. Bu iştah verici şeylere kavuşturucu elçi mal olduğundan zamanla asıl sevgi mala dönüşür ve her zevk verici şeyden mal biriktirmek daha sevgili olur.
Cimriliğin sebeplerinden birinin mal sevgisi olduğu ve mal sevgisinin sebepleri yukarıda belirtildi. Her şeyin zıddı ile ilaç olunur. Mal sevgisi kanaat ile, uzun emel de ölümü hatırlamakla normale döner. Milyonlar ve milyarlarca kişi türlü zorluk ve zahmet içinde mallar topladılar. Sonra başkasına koyup hasretle gittiler. Mal onların ecellerinden sonra baki kalmalarına sebep olamadı. Şimdi onların mallarını başkaları harcamakta ve onlar toprağın içinde elem çekip üzülmektedirler. Çocuklar için hırs ve cimrilik çok büyük bilgisizlik ve ahmaklıktır. Onu yaratan rızkını takdir edip verir. Yerde yürüyen hiçbir canlı hariç olmamak üzere rızıkları Allah’ın üstünedir.(Hud sûresi, /6.)
Filozoflardan bazıları cimri kimseyi ipek böceğine benzetmişlerdir. Çünkü ipek böceği çok kısa olan hayatında kendini korumak için uğraşarak bir koza yapar. Sonunda yaptığı kozanın içinde ölür ve o kozanın ipeğinden başkaları yararlanır.
Nice insanlara baba ve anasından bir tane miras intikal etmez de yine Hakk’ın fazlından o kadar mal ve mülke sahip olurlar ki, baba ve dedeleri hayatlarında görmemişlerdir. Nice kişilere de baba ve anasından sayısız miktarlarda para ve mal kalır da kısa zamanda biter, telef olur, fakir ve zelil olur. O halde varisleri için hazine bekçiliği yapmak batıl bir hayal ve evladına bırakacağı mala güvenerek huzur duyan ahmak ve cahildir.
Hikaye olunur ki, Sultan Mehmet zamanında Karun gibi zengin bir tüccar vardı. Bir saniye öne alınması veya geri kalması mümkün olmayan mukadder eceli geldi ve ölüp gitti. Sevgili oğluna sağlığında yüzyıllık ömür tasavvur edip, her bir güne bir dirhem harcayacak şekilde mal ve para bırakmıştı. Oğlu insafsız bir israf ile bu bitmez gibi görünen serveti har vurup harman savurdu. Tüfekleri altın-gümüşten işletir, ava gider, kese dolusu paraları saçıp çevresindekilerden kapmasını kahkahalarla seyrederdi. Bundan zevk alır, günde yüzlerce kese parayı döküp saçardı. Sonunda stoklar bitti, genç oğul solup kurudu, durakladı. Sultan Mehmet duyunca o israfçı genci babası cimrilikle meşhur olduğu için çağırıp ona sermaye vermek isteyince demiş ki, “Ey padişah, yeryüzü, sizin devletiniz sayesinde güvenli olsun. Bu kulu fakirlikten zenginliğe yükseltmek mümkün değildir. Zira babam beni Celâl sahibi olan Allah’a (c.c.) emanet etmeyip mal varlığına ısmarlamıştır. Haktan başkasına ısmarlanan zelil ve Allah’ın fazlından gayrisi hakirdir, değersizdir. O halde bu çocuk için himmet eteğini yırtma. Fasık olursa fasıka alet fesattır. Ona yardım etmek günahta ona katılmaktır.”
Allah’ın (c.c.) veli kullarından birisine, zamanında oldukça büyük sayılan bir miktarda para gelmişti. O, gelen bu paranın hepsini sadaka olarak fakirlere verdi. Bunun üzerine kendisine soruldu ki, o paranın bir miktarını evladına biriktirsen olmaz mıydı? Bunlara şöyle cevap vermiş: “Hayır, aksine o paraların hepsini Allah Teâlâ katında nefsime azık ve Allah Teala hazretlerini de evladıma razık (rızık veren) kıldım.”
Bu söylediklerimizi ve şair cimrilerin hallerini Allah ve insanların yanındaki çirkinliklerini düşünüp kendine zorla riya olan cömertliği yükle. Yani gösteriş gibi olsa da cömertliğe kendini zorla! Sonra bu huyu benimseyip riyayı da yok etmeye çalış. Bu ilim ve amel çareleri ile mizacını islâh eyle! Allah böyle kişileri başarıya ulaştırıcıdır.”