Silence
SÜKÛT (Susmak)
‘Sükût’, susmak, konuşmamak, başkası konuşurken onu dinlemektir.
Sükût, insanın toplum hayatında sevilmesini ve kendisine saygı duyulmasını sağlayan güzel huylardan biridir.
Dilin afetleri çok ve kendini bunlardan korumak zor olduğu için, elden geldiği kadar susmak en iyi davranıştır. O halde insan, gerektiğinden fazla konuşmamalıdır. Dediler ki abdallar, yani yüksek derecedeki veliler, konuşması, yemesi ve uyuması zaruret miktarında olan kimselerdir.
Allah Teâlâ (c.c.) buyurmuştur: “Doğru söylemek, hayırla buyurmak ve insanların arasını bulmak hariç konuşmada hayır yoktur.” [1]
Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: “Karın (mide), ferc ve dilini koruyan kimsenin her şeyi korunmuştur.” [2]
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdular:
“Fazla sözü sonraya bırakana, fazla malı verene, yani kesenin bağını çözüp, dilinin ucuna bağlayana saadetler olsun.”, “İnsan için uzun dilli olmaktan daha kötü bir şey yoktur.”, “Konuşurken muhalefet etmeyen ve hasımlık yapmayan ve batıl söz söylemeyen kimse için Cennette bir saray yaparlar. Haklı iken susarsa Cennet-i âlâ’da ona bir saray yaparlar.”[3]
Muaz İbnu Cebel (r.a.) anlatıyor: “Bir seferde Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük.
- Ey Allah'ın Rasûlü, dedim. Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!
“Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasip ettiği kimseye kolaydır; Allah'a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekât verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullah'a hacc yaparsın!” buyurdular ve devamla: “Sana hayır kapılarını göstereyim mi?” dediler.
- Evet ey Allah'ın Rasûlü! dedim.
“Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiârıdır.” buyurdular ve şu ayeti okudular: “Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rablerinin azabından korkarak ve rahmetini ümit ederek O'na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar.” [4]
Sonra sordu: “Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?”
- Evet, ey Allah'ın Rasûlü! dedim. “Dinle öyleyse!” buyurdu ve açıkladı:
“Bu dinin başı İslam'dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır.”
Sonra şöyle devam buyurdu: “Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?”
- Evet ey Allah'ın Rasûlü! dedim.
“Şuna sahip ol!” dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum:
- Ey Allah'ın Rasûlü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?
“Anasız kalasıca Muâz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?” buyurdular.’ [5]
Ömer (r.a.) buyurur: “Sükût insanın, en güzel elbisesidir.”, “Çok gülenin heybeti azalır. Çok konuşan çok yanılır hataya düşer, böyle kimsenin hayâsı azalır.” [6]
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Sükûtu
Peygamberimiz (s.a.v.)’in halinde sükût, yani sessizlik hâkimdi. Sükûtu çok sever, ihtiyaç olmadan konuşmazdı. Güzel şeyler konuşmayan veya konuşurken edep ve ahlâka uymayan kişiden yüzünü çevirirdi.
Sahabilere, ‘Rasûlullah (s.a.v.) ile sohbet eder miydiniz?’ diye sorduklarında, onlar, ‘Evet, fakat O çok az konuşurdu’ [7] şeklinde cevap verirlerdi.
Peygamberimiz (s.a.v.) konuştuğunda az ve öz konuşur, lüzumsuz lakırdı yapmazdı.
Ebu Mâlik, babasından Peygamberimiz (s.a.v.)’in konuşması ve susması ile ilgili gördüklerini şöyle anlatıyor:
‘Biz çocuk iken Rasûlullah (s.a.v.)’ın meclisinde otururduk. Ben O’ndan daha az konuşan hiçbir kimse görmedim. Bazı sahabîler konuşurken sözü uzattıkları zaman tebessüm ederdi.’ [8]
Peygamberimiz (s.a.v.)’in üvey evladı Hind (r.a.) ise, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sükûtunu şu şekilde anlatıyor:
‘O’nun sükûtu dört şekilde olurdu: Söylenenlere karşı tahammül ve sabrederek, başkalarına sataşmaktan kaçınmak için, başkalarından hoşuna giden bir hareket görürse takdir manasında ve tefekkür için susardı.’
Sükûtu, bedene kolay ve hafif gelen bir ibadet olarak vasıflandıran Peygamberimiz (s.a.v.), bir konunun detaylarını bilmeden peşin fikirle konuşan kimseleri ikaz ederdi.
Yine Peygamberimiz (s.a.v.), sahabîlerin sorusu üzerine cihat, oruç ve zekâttan sonra en hayırlı ibadetin sükût olduğunu bildirerek, şöyle buyurdu:
“Susmak, konuşunca da hayır konuşmak.” [9]
Muaz b. Cebel’in, ‘Dilimizin söylediklerinden sorumlu olur muyuz?’ sorusu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“İnsanları Cehenneme yüzüstü düşürecek olan şey, dillerinden başkası değildir. Kim Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin, ya da sussun. Hayır konuşun faydalanın, kötü konuşmayın ki kurtuluşa eresiniz.” [10]
Yerinde konuşmanın, boş yere söz söylememenin önemini her fırsatta Peygamberimiz (s.a.v.) bildirmektedir. Kimi zaman da sahabelerin sorusu üzerine bu konuya dikkatimizi çekmektedir.
Ubade b. Samit anlatıyor:
‘Bir gün Peygamber Efendimiz bineğine binerek sahabeleri ile birlikte yolculuğa çıktı. Sahabelerden hiçbiri O’nun önüne geçmiyor, hep sağında ve solunda yürüyorlardı. Muaz b. Cebel sordu:
- Ya Rasûlallah! Allah’tan bizim günümüzü sizin gününüzden önce getirmesini dilerim. Allah o günü bize göstermesin. Şayet size bir şey olursa sizden sonra hangi amelleri yapmamızı tavsiye edersiniz? Peygamberimiz (s.a.v.):
“Allah yolunda cihada devam ediniz.” Muaz bunun üzerine:
- Anam babam size feda olsun! dedi. Efendimiz (s.a.v.):
“Allah yolunda cihad çok iyi bir şeydir. Fakat bugünkü insanlar için ondan daha önemli bir şey vardır.” buyurdu. Muaz:
‘Öyleyse Ya Resûlullah açıklayın bize. O önemli olan şey nedir?’ Peygamber Efendimiz dilini göstererek:
“Bununla, iyilikten başka bir şey söylememektir.” buyurdular.’ [11]
‘Söz gümüş ise sükût altındır’ diyen Lokman (a.s.): ‘Sükûtu ganimet bil! Konuştuğunda boş ve lüzumsuz şeyler konuş, diyerek öğütte bulunmakta ve bizi sükûti bir hayata teşvik etmektedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de: “Kişinin kendini alakalandırmayan şeyleri terk etmesi, İslâmî güzelliğindendir" [12] buyurarak, kendini ilgilendirmeyen şeyin lüzumsuzluğuna, boş şeyler olduğuna işaret edip bundan sakınmanın İslâmi güzellik olacağını bildirmiştir.
Zamanımızda dil, konuşmak yerini tutan, işaret ve yazı hususunda da aynı titizliği göstermek gerekir. Kitap, dergi, gazetede; makale, fıkra v.s. her türlü yazılarda da sünnet-i seniyyeye tabi olmak müminlik şiarıdır. Gıybet, dedikodu lüzumsuz, faydasız şeylerden kaçınarak, yazılarda da müminler arası sevgi dokunmalıdır.
[1] Nisa sûresi, 3/114.
[2] Tirmizî, Birr, 62.
[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi..
[4] Secde sûresi, 32/16.
[5] Tirmizî, İman, 8.
[6] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi.
[7] Buharî, Menakıb 23; Müslim, Fezailu's-Sahabe 19; Zühd 71.
[8] Tirmizî, Menakıb 20; Ebu Davud, İlim 7.
[9] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi.
[10] Tirmizî, İman, 8.
[11] Peygamberimizin Örnek Ahlâkı, M. Paksu.
[12] Tirmizi, Hulk, 55.