In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Golden Counsels for the Statesman / Shaykh Edebali's Counsels
Golden Counsels for the Statesman

Shaykh Edebali's Counsels

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

NASİHATİ

Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak

sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek

sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet

sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra

bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek,

şekillendirmek sana..

Ey oğul, sabretmesini

bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma;

insanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı. Allah yardımcın olsun...

Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın.

Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve

kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce,

fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı

temizlemeliyiz.

Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın! Ama; bunları nerede, nasıl

kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir

olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!

Dünya, senin

gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün bilinmeyenler, feth edilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen

faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.

Ey oğul!

Ananı, atanı say! Bereket büyüklerle beraberdir.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde

doğar, akşam ezanında ölürler.

Bu dünyada inancını kaybedersen,

yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!

Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve

itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve

hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar,

aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine

deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi

tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü

ortak malı değildir.

Ülke sadece idare edene aittir.

Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan

atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında

bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.

İnsan bir kere oturdu mu, yerinden

kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf

dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman

olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı

gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır;

insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı...

Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan

hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş

yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir.

Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya,

dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim

zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki,

toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise,

sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini

bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman!

Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye

gideceğini unutmayasın.