In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Scrupulousness (Wara)
Archive — Older Content

Scrupulousness (Wara)

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Vera’, el çekmek, günahlardan ve şüpheli şeylerden uzak durmak demektir. Yüce Allah : “Elbiseni temizle”(Müddessir sûresi, 74/4.) buyurmuştur. Katade ve Mûcahid, bu âyetteki elbiseyi temizleme emrini, nefsi günahlardan temizleme olarak açıklamışlardır. Elbise nefisten kinayedir. İbrahim Neha, Dahhak, Zühri ve diğer muhakkik müfessirlerden bir grup bu görüştedir. Araplar bir adamın sadakatini ve ahde vefasını anlatmak için:” temiz elbiseli” deyimini kullanırlar. Sözünde durmayan, zâlim, facir kimse için de (kirli elbiseli)” derler. Übeyy b. Ka’b bu âyetin tefsirinde gadr, zulüm ve günah üstüne elbise giyme, tertemiz iken elbise giy” demiş: Said ibn Cübeyr de “kalbini ve evini temiz tut” Hasan ve Muhammed ibn Ka’b el Kurazzi “ahlâkını güzelleştir.” demiştir. Su nasıl elbisenin kirini, pisliğini temizlerse vera’ da kalbin kirini ve pisliğini temizler. Elbise ve kalp arsındaki ilgi açıktır. İkisi arasındaki yakın ilgiden dolayı rüyada elbise görmek kalbe ve hale delâlet eder. Biri diğerini etkiler. “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri bırakması güzel müslüman olduğunun kanıtlarındandır.”(Tirmizi, Muvatta, Müsned.) sözüne vera’nın tamamını sığdırmıştır. Bu söz kişiyi ilgilendirmeyen her türlü söz, bakma, dinleme, tutma, yürüme, düşünme ve diğer açık ve gizli bütün düşünce ve eylemleri bırakmayı içine alır. Bu bir tek söz Vera’ konusunu anlatmaya yeter. İbn Mace de Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği şu hadisi kaydetmiştir: “Vera’ sahibi olursan insanların en çok ibadet edeni olursun.(İbn Mace, Tirmizi, Müsned.)

Tasavvufçulara göre vera’ Allah’tan başka her şeyden el çekmek ve uzak durmaktır. Horasanlılar : “Vera’ şehvetleri ve kuşkulu şeyleri bırakmaktır.” demişlerdir.

İbrahim ibn Ethem: “Vera’ her şüpheyi bırakmaktır. Seni ilgilendirmeyen şeyleri (malayani’yi) bırakmak ise fazlaları (gereksiz şeyleri) bırakmaktır.” demiştir.

Şibli: “Vera’ Allah’tan başka her şeyden uzak durmandır. “,

İshak İbn Halef : “Konuşmada vera’ altın ve gümüşte vera’dan (dünya malından el çekmekten) daha zordur. Başkanlıktan zühd(el çekmek) altın ve gümüşten zühdden daha zordur. Çünkü başkanlığı kazanmak için altın, gümüşü harcarsın” demişlerdir.

Ebu Süleyman ed-Dârâni: “Nasıl kanaat rızanın bir ucu ise vera’ da zühdün başıdır” demiştir.

Yahya b. Muaz: “Vera’, sapmadan ilmin sınırında durmaktır. İkiye ayrılır: Zâhirde vera’, bâtında vera’. Zâhirde vera’: Yalnız Allah için hareket etmek, bâtında vera’: kalbine Allah’tan başkasının girmesine engel olmaktır. Vera’nın inceliklerine dikkat etmeyen, yüce bağışlara eremez.” demiştir.

Yunus b. Ubeyd’e göre: “ Vera’, her şüpheden çıkmak ve her an nefsi hesaba çekmektir.” Ebû Alî ed-Dakkâk’ın nakline göre: “Hâris el-Muhâsibî, elini şüpheli yemeğe uzattığı zaman parmağının ucunda bir ter belirirse onun helâl olmadığını anlardı.”

Sehl b. Abdillâh da şöyle demiş: “Helâl, Allah’a isyan edilmeyen şeydir. Helâlin en sâfı da Allah’ın unutulmadığı şeydir.”, “Vera’ı olmayan, filin başını yer, yine doymaz”

Hasan Basrî Mekke’ye gitti. Hz.Ali evlâdından bir gencin, sırtı Ka’be’ye dayalı vaziyette halka va’z ettiğini gördü. Yanına vardı:

- Dinin özü nedir? Diye sordu. Genç:

- Ver’adır, dedi. Hasan:

- Dini âfeti nedir? Dedi. Genç:

- Tamahtır, dedi.

Hasan, gencin zekâsına hayran oldu.

Hasan Basrî de: “Zerre miktarı vera’, bin miskal oruç ve namazdan iyidir.” Demiştir.

Ebû Hüreyre (r.a.): “Yarın Allah’ın yanında oturacak olanlar, vera’ ve zühd sahipleridir.” Demiştir.

Hz. Ebûbekir’in şöyle dediği rivâyet olunur: “Biz, bir haram kapısına düşmemek için yetmiş helâl kapısını bırakırdık.”

Rivayete göre Neha’i bir hayvan kiralamış, elinden kamçısı düşmüş. İnmiş, hayvanı bağlamış, dönüp kamçıyı almış. Kendisine:

- Hayvanını döndürüp kamçının bulunduğu yere giderek kamçıyı alsaydın? Denilmiş.

- Ben hayvanı şu yönde gitmek üzere kiralamıştım, demiş.

Yine söylendiğine göre Bişr el-Hâfî’ni kız kardeşi, Ahmed ibn Hanbel’e gelmiş ve:

- Biz, evimizin damında yün eğiriyoruz. Zâhiriyyenin, yanımızdan geçen meş’alelerinden bize ışık geliyor. O ışıklarda yün eğirmemiz caiz mi? Demiş.

Ahmed: Allah sana sağlık versin, sen kimsin? Demiş.

Kadın: Bişr el-Hâfi’nin kız kardeşiyim demiş.

Ahmed ağlamış ve:

- Eviniz sâdık vera’ üretir. O ışıklarda yün eğirme, demiş.

Deniliyor ki: Râbia, sultanın sarayından sızan ışıkta gömleğinin yırtığını yamamış. Bir zaman kalbine huzur bulamaz olmuş. Sonra yaptığını hatırlayıp diktiği yeri yırtmış. Kalbinin huzurunu bulmuş. (Yeni İslâm İlmihali, S. Ateş.)